Monday, June 29, 2015

Galatasaray'da Kanat Problemi

Hamza Hamzaoğlu, "Saha parselasyonunun en iyi yapıldığı sistem" olarak ifade ettiği 4-2-3-1'i, elinde bu sisteme tamamen tezat oyuncular olmadıkça kullanmaya çalışıyor. 4-2-3-1'in faydaları konusunda hocaya katılıyorum. Özellikle bir büyük takımın hücum gücüne faydası oluyor. Savunmayı öne çıkardığınızda rakipleri ezebiliyor, çok kişiyle hücum bölgesinde olabiliyorsunuz. Barcelona modasıyla birçok kulübün uygulamayı denediği 4-3-3 ise özellikle büyük takımlar için pek kolay bir sistem değil. Özellikle stoperler ile ortasahanız arasına koyduğunuz ön libero hem fiziksel olarak üstün olacak hem de bir pasör olacak! Bunu bulmak pek kolay değil. Mehmet Topal gibi oyuncularla defansif olarak ne kadar avantaj sağlasanız da takımın ağırlık merkezini öne çıkarma konusunda o kadar sorun yaşayabiliyorsunuz. Öte yandan o ön liberonun önünde de çift yönlü oynayabilecek kadar dayanıklı, hücumda da becerikli ortasahalar bulmanız gerekir. Bunlar çabuk ve driplingi olan yaratıcı oyuncular olmalı. Galatasaray geçen sene bu sistemde başarılı olamadı. Melo ve Selçuk göbekten yeterince çabuk ve etkili olamadığı için fazla üretemedi. Hatta Selçuk ıslıklandı vs. Öte yandan Ancelotti'nin 4-2-3-1'inde olsun, Şenol Güneş'in Bursa ve Trabzonspor'unda gördüğümüz 4-2-3-1'de olsun, topa yatkın ve defansif becerisi de olan 2 ortasaha ile, savunma çizgisini de öne çıkararak rakibi kendi yarı alanına hapsetmek mümkün.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Tuesday, June 23, 2015

Doğru Büyüme, Tercihler ve 2. Bahar

Geçtiğimiz gün şöyle yazmıştım...

Ben olsam bir 18-23 yaş arası santrfor, Oğulcan Çağlayan, Sinan Gümüş, Oğuzhan Kayar, Bruma, Emre Çolak, Birhan Vatansever, Furkan Özçal, Koray Günter, Telles, Mert Günok, bir 18-23 yaş arası sağ bek transfer eder ve yanıma Semih Kaya'yı da alarak bu çocuklarla bir toplantı yapardım. 

"1996-2000 arasındaki kadroyu yeniden kuracağız, siz de bu kadronun iskeleti olacaksınız" derdim. Sonra da Semih Kaya'ya dönerek, "Sen de bu kadronun ağabeyi ve yeni Bülent Korkmaz'ı, yani yeni efsane kaptanı olacaksın" derdim. Mert Galatasaray'ın yetersiz ilgisi dolayısıyla Bursaspor'a imzaladı.

Geri kalan zaten Muslera(29), Chedjou(30), Dany(29), Hakan Balta(32), Sabri(31), Olcan(30), Selçuk(30), Melo(32), Hamit(33), Yekta(30), Dzemaili(29), Amrabat(28), Yasin(28), Sneijder(31), Bilal(32) Burak Yılmaz(30) Umut Bulut(32) gibi kariyerinde düşüşe geçmiş isimler. Bunlardan bazıları bu transfer dönemi dahil olmak üzere 1-2 sene içinde kulüpten ayrılacak, çok profesyonel olanlar da en fazla 3-4 yıl kalabilecektir. Bu isimler arasında 4 yıldan fazla Galatasaray'a kalabileceğini düşündüğüm tek isim Muslera olabilir. Başka bir oyuncunun 4 yılı geçebileceğine ihtimal vermiyorum.

Yani önümüzdeki dört yıl tıpkı 1992-1996 arasındaki gibi bir yetiştirme evresi olabilir. Başarı olur olmaz ayrı mesele. Zaten yukarıda yazdığım gençler yedek olarak senelerce birlikte oynaya oynaya gelişecektir. Fakat önemli olan, genç ve potansiyelli isimleri senelerce birlikte oynatarak, süre vererek büyütmektir.

Örneğin 2000'lerin başında dünyanın en iyi 2. forvetlerinden biri olan Arif Zeytinburnu'ndan Galatasaray'a geldiği ilk senelerde Bruma'nın şu beğenilmeyen halinden de kötüdür ama 8 sene sonra başaltı her takımda oynayacak kıvama gelmiştir. Bruma'nın da bu gelişimi yaşaması hatta Arif'ten de iyi futbolcu olması son derece olası... Sonra Hakan Şükür Galatasaray'a gelmeden önce Bursaspor'da oynadığı iki sezonda yaklaşık 60 küsur maçta 11 gol atmış. Yıllık ortalaması 5 gol. Galatasaray'daki ilk yıllarında da gol şov yapmıyordu ama Feldkamp'la başlayıp birçok yabancı hocalardan dersler aldı ve o da Terim'le birlikte 2000'lere gelindiğinde dünyanın sayılı santraforlarından biriydi.

***

Türkiye'de tutturmuşlar, "Genç oyuncu al, yetiştir, sat modeli bizde tutmuyor. Biz yetiştiremiyoruz, eğitimde yetersiziz. O yüzden yetişmiş oyuncuyu almalıyız"

Yani? Yetişmiş oyuncuya çok para vermeliyiz, Türkiye'ye gelmeye ikna etmek için daha da çok para vermeliyiz ve bu şekilde başarılı olmaya çalışmalıyız...

Şöyle söyleyeyim... Bu şekilde başarılı olan, büyüyen bir takım yok! Araplar senelerce denedi olmadı. Ruslar denedi olmadı. Çünkü her zaman doğru transfer yapamazsın, bu rasyonel bir büyüme modeli olamaz. Fakat yetiştirmeyi öğrenirsen mutlaka büyürsün. Yani doğru modeli ÖĞRENMEK zorundasın.

Bu modeli tercih etmeme şansın yok! Eğer istikrarlı bir biçimde büyümek istiyorsan bunu öğrenmek zorundasın.

Ayrıca daha önce yapılmamış bir şey değil işte. Derwall'in önerisiyle gelen Feldkamp tohumlarını atmış, sonrasında gelen hocalar kendilerinden az çok bir şeyler katmışlar ve sonra bu gençleri devralan Fatih Terim 3 nokta transfer Taffarel, Popescu ve Hagi ile Galatasaray büyütmüşler...

Galatasaray İllie'yi alıp, oynatıp, parlatıp iyi paraya Avrupa'ya satmamış mı? Eğer Ribery'i elinden kaçırmamış olsa 2 sezon sonra bir kanadında Arda öbüründe Ribery olan bir takım haline dönüşmeyecek miydi?

TERCİHLER - SCOUTİNG

Galatasaray doğru modeli son dönemde 2 tercih ile denedi, genç oyuncu al veya alt yapından çıkar, yetiştir ve büyü modelini... Bu iki isim Bruma ve Telles'ti.

Her ikisi de teknik, çabuk ve yumuşak oyuncular. Türkiye liginde ise geçer akçe her zaman fizik güç olmuştur. Ligin yaş ortalaması her zaman fazladır yani tecrübeli ve kaşar oyuncu çoktur bunları da fizik üstünlükle geçmeniz gerekir. Çabuk, yumuşak ve teknik oyuncular, takımın diğer üyeleriyle etkileşime girerek oynamak zorundadır. Takım büyürse onlar da büyür. O yüzden her zaman Bruma'nın Arsenal'da falan oynasa çok daha başarılı olacağını söylüyorum. Öte yandan fizik üstünlükleriyle oynayan oyuncular ise her ligde, her seviyede bireysel özellikleriyle kendilerini ispat ederler. Kötü lig ve kötü takımda da fiziksel olarak üstün bir oyuncu kendisini kanıtlayabilir. Misal ben 2012'de scoutluk yaptığım dönemde Türkiye'ye hep fiziksel olarak üstün oyuncuları önerdim ve gelenler de başarılı oldu.

Sırf bu yüzden Bruma değil de Mancini'nin alınmasında çok ısrar ettiği Gabbiadini için 10 kusür milyon Eurolar ödense o performansını hemen ortaya koyardı. Şuan 23 yaşında ve SerieA'da 15 gol attı, eziyor çünkü rakiplerini. Onu Türkiye'ye getirsek de benzer performansı verirdi, çünkü Bruma gibi takım oyununa ihtiyaç duyacak bir adam değil, Bruma için Telles için Arif Erdem gibi beklemek zorundasınız. Yine keza ben 2013'teki U20 turnuvasında Gana sol beki Rahman Baba'ya bayılmıştım, müthiş bir fizik potansiyeldi. Alman alt ligindeydi ama 2 sene içinde değeri 20 milyonlara ulaştı. Bundesliga'da oynuyor ve son olarak Chelsea'nin 15 milyon Euroluk teklifi reddedilmiş.

Biz 2.5 sene evvel 10 milyon Euro'ya 1.5 yıllığına Drogba'yı aldık. Sadece ilk 1 yıl oynadı ve kalan yarım yılında kafa olarak sahada değildi. O 1 yıl içinde çok şey verdi, çok faydalı oldu. Ama sadece 1 yıl! = 10 Milyon Euro. Eğer o 10 milyon Euro'yu bir yıl elimizde tutsak ve bir yıl sonra Gabbiadini'ye yatırsaydık, yani merdivenleri tek tek çıksaydık şuan değeri 15-20 milyon Euro idi. Satmak zorunda da değildiniz. 10 sene boyunca kullanabileceğiniz 15 milyon Euro'luk oyuncunuz olurdu. Şimdi Eto'o konusu da aynı. Antalyaspor'un diğer oyuncuları 300 bin Euro alırken o 3 milyon Euro alacak! Böyle bir büyüme modeli yok! Bir senede 15 gol 5 asist yaptı diyelim. Antalyaspor ligi 7. bitirdi. Ne olacak? 1 sene sonra elinizde olacak mı? Reklamdan bahsediliyor. Neyin reklamı? Ürün belli, tüketici belli. Antalya'da insanlar her maç stadı komple dolduracak mi? Bunlar çok havada kalan söylemler. "Forma satışı ile bedeli çıkar, sponsor bulunur" vs denilecek. İlla ki olur ama ne kadar? Sürekliliği olmadığı müddetçe sponsor sürekli olur mu? İnsanların aklına hemen Manchester City, PSG örnekleri geliyor. City İngiltere'deki rakiplerinden 2006'dan beri 2-3 kat fazla para harcayarak ancak 5-6 sene sonra şampiyon olabilen bir takım. PSG yine ligin diğer ekiplerinde en az 5 kat fazla parayı yıllardır harcayarak büyüdü. Kaldı ki her ikisi 5-10 senedir bu paraları harcamasına rağmen Şampiyonlar Ligi'nde köklü takımlar tarafından buldozer gibi eziliyorlar. Münih'in birbirini ezbere bilen kadrosu kedi fare gibi oynuyor City ile, Barcelona da yine keza her iki takımla da...

Bir de insanlar bu yetiştirme modelini, Porto-Lyon gibi satma odaklı olarak algılıyor. O takımlar küçük ölçekli takımlardı ve yaşamak için, büyümek için satmak zorundaydılar. Siz onu yapmak zorunda değilsiniz. Barcelona 2000'lerin başında yetiştirdikleriyle 2005-2015 arasını süpürdü. Ferguson 90'ların başında yarattığı 5 ortasaha oyuncusu sağdan sola Beckham, Scholes, Roy Keane, Butt, Giggs ile İngiltere'nin en iyisi oldu ve 90'ların sonunda 99'da Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu. İlla yetiştir, sat, yetiştir sat şeklinde ilerlemeniz şart değil. Yine Galatasaray da işte 90'ların ilk yarısında yetiştirdikleriyle 2000'de UEFA ve Süper Kupayı kazandı.

MÜSLÜMAN OYUNCULARI YETİŞTİRMEK

2-3 ay önce ligimizde bir kulübün yetkilisine şu maili göndermiştim.

"Bende bu fikri, twitter üzerinden beni bulan 1994 doğumlu genç bir futbolcu uyandırdı. Adı Dior Zabergja. Kendisinin Kosova'da yaşayan, Arnavutça ve Türkçe bilen bir oyuncu olduğunu söyledi ve maç videolarını gönderdi. "Burada geçim çok zor, aylık 400 Euro'ya oynuyorum, Türkiye'de oynayabileceğim, alt liglerde bir takım bulabilir miyiz?" diye sordu. Kendisine menajerlik yapmadığımı ama tanıdığım menajerlere ileteceğimi söyledim.

Onun üzerinden düşüncelerimi notlara döktüm... 

1- Türkiye'ye Avrupa'dan ya da Güney Amerika'dan futbolcu getirmek, bir Avrupa ülkesine göre, o kadar kolay değil. İlk biz bulmuş olmalıyız, başka bir talibi olmamalı ki Türkiye'yi tercih etsin. Türkiye dışında başka bir Hristiyan ülkeden teklif gelirse muhtemelen Hristiyan Avrupa ülkesini seçecektir. 

2- Türkiye, Müslüman olup, futbol'da en ileri olan ülke. Yani Türkiye'ye Müslüman oyuncu getirmek istediğimizde, getireceğimiz Müslüman futbolcular ya Avrupa'da yetişip orada tutunamayan oyuncu olacak veya daha zayıf alt yapı ile yetişmiş Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Afrika'nın bir kaç diğer ülkesinden gelen oyuncular olacak. 

3- O yüzden bizim, gelişmiş bir ülkenin yetiştirdiklerini ucuza alıp, başarılı olmak gibi bir şansımız yok. Ya Türkiye'ye getirmek için Avrupalılardan daha çok para vermek zorunda olacağız (ki bu sürdürülebilir istikrarlı yükselişi sağlamaz) Ya da kendimiz yetiştirmeyi öğreneceğiz... 

4- Ondan sonra o kadar iyi yetiştireceğiz ki, diğer ülkelerin yetenekli Müslüman futbolcuları bize gelip, bizde gelişecek ve biz onları Avrupa'nın zengin kulüplerine göndereceğiz. Yani bir nevi ara şirket olmalıyız. Ham maddeyi alıp, geliştirip, satmalıyız. Lucescu bunu Shakhtar'da 10 senedir yapıyor. Hem de neredeyse sadece Brezilya pazarı üzerinden... Orada henüz yetişmemiş ham maddeyi alıp Ukrayna'da işliyor. Ukrayna liginde yabancı kuralı esnek. 5-10 milyona aldığı oyuncuları 30-40 milyona satıyor. 35 Milyon Euro'ya sattığı Willian'ı Brezilya 2. liginden daha 18 yaşındayken 15 milyon Euro'ya almış! Geçen Dünya Kupasında Brezilya milli takımının yarısı Lucescu'nun elinde büyümüştü. 

5- Şuan bu işi bir Müslüman ülke yerine Fransa yapıyor... Fakat oğlu 17-18 yaşında, ülkesinde çıkış yapmış Müslüman bir aile için, Fransa'ya yerleşmek ürkütücü olmalı. Örneğin 16 yaşında Sow Fransa'ya gitmek yerine Türkiye'ye gelmeli ve burada yetişmeli. U18 Afrika Milli takım turnuvalarını izlemeli ve orada özellikle fiziksel kapasitesini beğendiğimiz gençleri burada işlemeliyiz. Artık bizim de yabancı kuralımız Ukrayna gibi esnediği için A takım seviyesine de çıkarabiliriz. Bu Afrikalı özellikle Müslüman aileler buraya taşınmakta çok ürkek olmayacaklardır. Onlar için Fransa'ya veya bir Avrupa ülkesine gitmek daha ürkütücü olmalı.  Ek olarak Kosova, Bosna ve Arnavutluk gibi balkanlarda yaşayan Müslüman gençler de Avrupa'dan önce buraya gelebilir... Bosna Hersek Milli takımını Almanya Ligi değil biz toplamalıydık örneğin.  

6- Bu bahsettiğim ara geçiş projesi ilerde mutlaka gerçekleşecek. Biz Türkiye olarak (Futbolda en gelişmiş Müslüman ülke olarak) yapmazsak zengin Arap ülkeleri, Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri bu düşünceyi hayata geçirmeye başlayacaklar ve futbol kalitesi en yüksek Müslüman ülke olma unvanını Türkiye'den alacaklardır. 

Türkiye'de kulüp başkanları 3 yıllığına göreve geldiği için bu gibi uzun vadeli projeleri hayata geçirmeleri pek mümkün olmuyor onun yerine Orduspor gibi ve şimdiki Antalyaspor başkanı gibi şov peşinde koşuyorlar ve yıldız transfere yöneliyorlar. Halbuki 3 milyona Etoo'dan iki kat faydalı oyuncuları bırakın scoutları menajerler bile bulur size. Ama amacınız başarı değil şov ise Eto'o peşinde koşarsınız. 

2. BAHAR 

2010-2011 sezonu sonrası yükselişteki Anadolu futbolu dibe vurdu, sürekli değişen yabancı kuralı kulüplerin hatalı transferlerinde (Eboue, Krasiç, Frey, Taiwo) ellerini bağladı ve zarar arttı. 2011'e kadar önce Sivasspor sonra Bursaspor ve sonra da Şenol Güneş'li Trabzonspor çok ciddi çıkışlar yapmışlardı fakat nedeni herkesin malumu şekilde önleri kesildi. 2011-2015 arası transferleri incelediğimizde ise bir modelin çok başarılı olduğunu gördük. Bu modelin fikir babası da Fatih Terim'di. 

1. sınıf ve formda bir futbolcu, 2. sınıf takımları çok çok büyük paralar önermezlerse tercih etmeyecektir. İspanya'da Real Madrid ve Barcelona 1. sınıf takım, Valencia artık 2. sınıfa düştü ve Atletico istikrarını sürdürürse 1. sınıfa yükselebilir, İngiltere'de United, City ve Chelsea 1. sınıf takım, Liverpool ve Arsenal artık 2. sınıfa düşüyor. İtalya'da Juventus tekrar 1. sınıfa yükseldi, Milan ve İnter tekrar paralanırsa 1. sınıf olabilir. Almanya'da da sadece Bayern Münih 1. sınıf. Fransa'da da PSG... 

Yani dünyada 6-7 tane 1. sınıf takım var. Bu takımlar da zaten çok zengin o yüzden 1. sınıf ve formda futbolcular bu takımlar tarafından toplanıyor.

2. sınıf ve formda potansiyelli bir futbolcuyu gelişim aşamasındayken 1. sınıf takımlar pek tercih etmiyor. Misal Real Madrid Konoplyanka'ya gitmiyor. Çünkü tamam iyi futbolcu ama ne kadar? Önce bir Sevilla'ya yani daha üst seviyeye çıksın da orada görelim diyorlar. 2. sınıf formda ve potansiyelli oyuncular 1. sınıfa en yakın liglere ve 2. sınıf takımlara gidiyorlar ve vitrine çıkmak istiyorlar. Örnek Konoplyanka o yüzden Liverpool, Arsenal, Sevilla, Atletico gibi takımları daha çok tercih edecektir. Bu takımlara Dortmund'u, Roma'yı vs de ekleyebiliriz. 

1. sınıf ve formdan düşmüş ama yaşlanmamış bir futbolcu ise hem aldığı parayı kaybetmemek, hem de tekrar eski formuna geri dönüş yapabilmek için, maddi manevi potansiyelli kulüpleri tercih edecektir. Bu Rus ekipleri olur, Galatasaray ve Fenerbahçe olur, Olympiakos vs olur. 

1. sınıf formdan düşmüş ve yaşlanmış bir daha eski formuna dönemeyecek bir futbolcu ise zaten Katar'a, ABD'ye, BAE'ye Çin'e falan gidecektir, orada kalitesi düşük futbolda son 1-2 yıl fark yaratacak ve para kazanıp kariyerini noktalayacaktır. 

Bu tercihler arasında Fatih Terim 2. ve 3. seçeneği denedi. Önce üçüncü seçenekle tecrübeli ve 1. sınıf futbolcuları hayata döndürdü ve onlarla kaliteli iskeleti kurdu. Sonra da Bruma ile ve kurduğu scout sistemiyle 2. seçeneğe yönelecekti. 2. sınıf ve formda potansiyelli gençleri alıp, 1. sınıfa yükseltmeye ve uzun yıllar onlardan faydalanmaya çalışacaktı. Belki 3. seçenek daha kolay diyeceksiniz. Al Melo'yu hayata döndür... Ama kısa süreli işte. Melo ilk iki yıl 1. sınıf futbolcu gibi oynadı ama son iki sene düşüşte. Reira ve Telles örneğini ele alalım. Galatasaray Riera'nın tam 10 yıl genci için 6.3 milyon Euro artı Riera'ya da gitmesi için 1-2 milyon Euro verdi. İnsanlar ilk günlerde yahu bu Telles'in Riera'dan ne fazlası var, dünya kadar parayı boşa vermişiz diye isyan etti! Fakat şimdi Riera nerede? Telles satmazsanız daha 10 sene sizinle... Yetiştiremediğiniz halde bile satarsanız da işte İnter'in teklifi orada! Yani proje doğru! İnsanlar Ozan Tufan'a 8 milyon Euro çok diyor. Hayır az! Ozan 20 yaşında, 10 sene seninle oynasa yıllık bonservisi 800 bin Euro yapar. Parlatamasan bile rotasyon oyuncunun 800 bin Euro olması çok iyi. Fenerbahçe Alper'e 6.5 falan verdi. İstediğini alamasa bile rotasyonda daha 10 sene kullanabilir. 

Terim ilk projesi 1. sınıf ve formdan düşmüş ama yaşlanmamış oyuncuları hayata döndürmek konusunda müthiş başarılı oldu. Melo 1. sınıf bir oyuncuydu ama son 1-2 yılında düşüş yaşamıştı. Onu 28 yaşında getirdi ve işte 40 bin kişilik stat, İstanbul'da taraftarın futbola ve futbolcuya ilgisi derken Melo'nun kafasına tekrar oyunu soktu ve ondan müthiş faydalandı. Sonra Eboue o da 1. sınıf bir bekti ama son sezonunda çok kötü performans sergiledi. En az onun kadar iyi Sagna'yi da çıkarmış olan Wenger, Eboue'yi gönderdi ve Terim kaptı. Onu da futbola döndürdü. Türkiye'de Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarının ölüyü canlandırma başarısı da bu konuda ona çok yardımcı olacaktı. Muslera müthiş bir tekniği ve potansiyeli olan bir kaleciydi ama İtalya'da şanssız maçlar çıkarmıştı. Bir iki tane gollü mağlubiyet genç kalecinin üstüne yüklenmişti ve o da Türkiye'ye gelip kafasını topladı ve müthiş gelişti. Riera Olympiakos'a kadar düşmüştü fizik olarak da düştüğü için ön tarafta olmadı ama bir şekilde zekası ve tekniğiyle bek olarak faydalı oldu. Elmander ve Ujfalusi de benzer şekilde futbola dönen ve bir iki yıl faydalanan bu tip oyunculardı. Bir de bu oyuncular 4 büyük ligden geldi. O liglerde daha tempolu futbol oynanıyor, daha çok maç yapılıyor ve sakatlık riskleri de fazla oluyor. Türkiye'de ise daha temposuz ve daha az aralıklı maçlar oynanınca bu isimler fiziksel olarak da eski formlarını çabuk yakalayabildiler.

Öte yandan zaten kariyerinin zirvesinde gelen Chedjou'nun ise adaptasyonu uzun sürdü. O Melo'lar, Eboue'ler gibi hemen davaya atılamadı. Çünkü Melo'lar Eboue'ler gibi hemen kanıtlayacağı bir şey yoktu. Kendini göstermek için bir fırsat aramıyordu. 

Şimdi bunlarla iskeleti kurduğunuz zaman, genç ikinci sınıf olup, birinci sınıfa yükselebilecek isimlerle de kadroyu hem iştahlandırır hem de donatırsınız. Semih Kaya onlardan biriydi, Bruma'yı o yüzden denemişti Terim. 

Şimdi Diaby denense 2. bahar transferi olarak... Belki o da sakatlık sorunu atlatır ve 2. baharı burada yaşar, İngiltere kadar temponun ve çok maçın olmadığı ligimizde belki sakatlığını yenebilir yine keza Jem Karacan. Son üç sezonunda çok ağır sakatlıklar geçirdi ve doğru dürüst oynayamadı. Ondan önceki döneme kadar yani 23 yaşına kadar kariyeri çok iyi ilerliyordu. Takım kaptanı olmuş ve taraftarın sevgilisiydi. Şimdi Jem'e İngiltere'de 250 bin Euro'dan fazla vermezler. Galatasaray ona 300 bin Euro verse koşa koşa gelir, Galatasaray da maaşının yarısını Antep vermek üzere onu Tugay'ın Antep'ine kiralarsa 150'şer bin Euro kimseye ağır gelmez. 26'lık Jem daha düşük tempoda ve daha az maç sırasında sakatlığını yenebilirse ve tekrar seviyesini arttırabilirse Türkiye'de her zaman bir Veli Kavlak vari performans gösterebilir, her kulüpten 500-1 milyon Euro arası maaş alabilir ve Galatasaray'da yedek defansif ortasaha olabilir da olabilir ama hiçbir zaman birinci sınıf olamaz. Zira artık Galatasaray'a da genç lazım! İskelet kuruldu zaten. Artık Melo'ya alternatif Ozan Tufan lazım, Birhan'ın çıkması lazım. İlerde Sinan Gümüş'ün çıkması lazım. 

Yok ama siz Yekta'yı, Dzemaili'yi, Aydın'ı falan yedekte tutarsanız bu gençler de süre alamıyor, çıkamıyor ve bir jenerasyonun önü tıkanmış oluyor. Tekrar etmekte fayda var. Arif'in Arif olması için yıllar geçti, bir çok süre verildi, süre ala ala öğrendi, gelişti. Siz şimdi bu süreleri Aydın'a verirseniz Sinan da olmaz, Yekta'ya verirseniz Birhan da çıkmaz. 

Saturday, June 20, 2015

Sabri Sözleşmesi Hakkında...

Şimdi... Geçtiğimiz güne, Sabri ile imzalanan sözleşmeye kadar, her şey beklentilerim ışığında giderken, Sabri'nin sözleşmesinin beklentilerin çok üstünde olduğunu gördüm.

Bir önceki yazımda; Galatasaray'da tüm futbolcuların maaşlarını, varsa imza ücretlerini ve bonuslarını ve ayrıca maç başı primlerini yazmıştım. O sözleşmeler ve kadro kalitesi ışığında Sabri'nin 1.2-1.3 milyon Euro gibi bir paraya sözleşme imzalayıp, rotasyon oyuncusu olarak değerlendirileceğini düşündüğümü bildirmiştim. 

İlk olarak Nevzat Dindar'ın yaptığı habere göre 3.6 Milyon TL'de anlaşılmıştı ve bu da aşağı yukarı 1.2 Milyon Euro'ya denk geliyordu ve gayet mantıklıydı... "Efendim neden mantıklı olsun? Kulüp zor durumda, bu paralara Avrupa'da ne kaliteli adamlar var, Sabri fedakarlık yapmalı, Ergin Ataman fedakarlık yaptı" vs diyenler de olacaktır. Açıkçası bu yorumlara katılmam mümkün olmaz. Zira Sabri'nin yarısı kadar oynayamayan Tarık 1.284 milyon Euro alacaksa. Sabri de 900 bin Euro almamalıydı. Piyasanın uçuk olduğu zaten malum, Atletico Madrid sağ beki Juan Fran'ın Sabri'den daha az kazanması da saçma, kabul ama Sabri tabi ki kendi maaşını Juan Fran'ın maaşı ile değil Tarık'ınki ile, Dany'ninki ile, Serdar Kurtuluş'unki ile kıyaslayacak. Çünkü onun piyasası burada, Fran'ın piyasası Madrid'te. 

Fernandao veya Aatıf Chahechoue kalkıp, "Biz ligin son iki sezon gol kralıyız, bizim kadar top oynamayıp, Katar'da bizden 3 kat fazla kazanan adamlar var!" diye isyan ediyorlar mı? Katarın piyasası ile Türkiye'nin piyasası nasıl farklıysa, İspanya'nın piyasası da öyle farklı. 

Katar, Rusya, A.B.D ve Türkiye gibi ülkelerin piyasalarının, İngiltere, İspanya gibi ülkelerin piyasasından yüksek olması son derece doğal değil mi? İyi bir futbolcunun Katar'da oynamak için daha çok para istemesi doğal değil mi? İşin içine gidilen ülkede hangi dilin konuşulduğu, hangi dine inanıldığı, hangi seviye futbolun oynandığı, hangi iklimde yaşanıldığı gibi bir sürü değişken tabi ki girecek. Sneijder Şampiyonlar Ligi'nde oynayabildiği için burada 5 milyon Euro'ya oynamayı kabul ediyor. Katar'da oynamak zahmetine girse minimum 8 milyon Euro istemez mi? O yüzden her oyuncunun maaşını, bulunduğu ülkenin piyasasına göre talep etmesi son derece doğaldır. 

Sabri de geçen sezon performansı ve Galatasaray'daki mevcut maaş dağılımı incelendiğinde, en azından 1.2-1.3 Milyon Euro'ları hak eden bir performans göstermişti. 

Ha bizim bilmediğimiz konular vardır, kaptanlık sorunları vardır, yabancı serbestliği gelmiştir! "Ben Dany'i yedek sağ bek yapacağım, bir tane de atıyorum Micah Richards'ı alacağım, onu da as yapacağım, Tarık'ı da kiralayacağım, Sabri ile de, her ne kadar 4. yıldızı kazandığımız sezon iyi bir katkı sağlasa da teşekkür edip yollarımızı ayıracağım" derseniz, o da bir tercih olur ve hem hak verir, hem de saygı duyarım. Fakat, "Ben Sabri ile hem sözleşme yenileyeceğim, hem de Telles'in yarı parasını, 700-800 bin Euro vereceğim" diyorsanız bu haksızlık, adaletsizlik olur. Adaletsizliğin olduğu yerde de takımdaşlık olmaz. Unutmayalım, Galatasaray'ın rotasyon oyuncuları Hakan Balta 1.250 Dolar yani 1.1 Euro, Dany 1.2, Bruma 1.1+200 bin, Amrabat 1.3, Yekta 1.1, Tarık 1.284 Milyon Euro alıyor. Galatasaray rotasyon oyuncularının ortalaması bu. 

Fakat Sabri aşağı yukarı 1.550 Milyon Euro garanti, 15 maç oynayınca da aşağı yukarı bir 100 bin Euro daha alacağı bir sözleşme imzaladı. 15 maç oynaması da Türkiye Kupasını da içine aldığımızda, üç kulvarda oynayan bir Galatasaray'da bariz şekilde gerçekleşecektir. 30 maçı tamamlarsa bir 100 bin daha alacağı taahhüdü var ama bunun gerçekleşmesine pek ihtimal vermiyorum. O yüzden Sabri'nin 1.650 Milyon Euro'ya anlaştığını kabul ediyor ve bu paranın gerçekten çok abartı olduğunu, Galatasaray'ın 'kemerleri sıkma' politikası ile hiç ama hiç bağdaşmadığını görüyorum. Ben değil herkes görüyor...

Bunu gördüğümde de açıkçası işin içinde başka şeyler olabileceğini düşündüm. Çünkü kulüp, bir yandan yerli oyuncuları Türk Lirası üzerinden anlaşmaya ikna edecek kadar akılcı davranıyor, öte yandan da böyle zamlar yapıyor olamaz! Biliyorsunuz bu yıl Dolar ve Euro büyük artış gösterdi. Bu da oyunculara Euro üzerinden para ödeyip, TFF'den TL üzerinden para kazanan kulüplerimizi zora soktu. Şimdi hiç değilse, yeni yeni yerli oyunculara paraları TL üzerinden ödenirse, önümüzdeki siyasi çalkantılı süreçte Euro, Dolar daha da artacak gibi görünüyor, o durumda kulüp, geleceğini düşünerek mantıklı hareket ediyor diyebiliriz.

İŞİN ARKA YÜZÜ VE HESAPLANAMAYAN TEHLİKE

Şimdi bu tezatlığın arka yüzüne ve hesaplanamayan tehlikeye bir göz atalım...

Bundan 1-2 ay önce, Florya'ya oldukça yakın bir gazeteci ağabey, televizyonda ağzından şöyle bir şey kaçırdı. "Burak ve Selçuk'un maaşlarının bu kadar yüksek olma sebebi, geçmiş yıllarda alamadıkları maaşların, yeni sözleşmelerine yansımasıydı" Hımm... Bunun nedeni ne olabilir?

Kulüplerimiz Finansal Fair-Play çerçevesinde UEFA ile bazı anlaşmalar yapıyorlar. Bu anlaşmalardan biri de muhtemelen 'oyuncuların maaşlarının zamanında ödenmesi'. Eğer kulüp, Selçuk ve Burak gibi oyuncuların maaşlarını zamanında ödeyememişse, geçmiş yıldan kalan alacağını hesaba katıp, oyuncularla yeni sözleşmeler imzalamış olabilir. Bu sayede de oyunculardan 'alacağımız yoktur' imzasını almış olabilirler.

Şimdi Burak ve Selçuk'a uygulanan bu yöntem, büyük ihtimalle Sabri'ye de uygulanmış olabilir. Öte yandan bu paranın içinde Cüneyt Tanman'ın söylediği üzere, Sabri'nin menajer parası da var. Menajerler sözleşmelerden ortalama %5-10 arası bir para alırlar. Aşağı yukarı 300 bin TL de menajerin aldığını düşünebiliriz. Bu da sözleşmeyi 4.5 milyona düşürse de çok etkilemez. Fakat geçmiş yıllar alacakları varsa iş değişir.

Hem geçen yıldan kalan maaşı, hem de bu menajer ücreti eklendiğinde, Sabri'nin maaşı 1.2, 1.3 seviyelerine yani mantık ölçülerine sabitlenmiş de olabilir.

Fakat Galatasaray bunu kamuoyuna açıklayamaz ve bu yüzden 1.650 Milyon Euro verdiği Sabri, taraftarın patlamasına yol açar! İşte bu da hesaplanamayan tehlikedir. 

Siz Arena'da taraftarı arkanıza değil, karşınıza alırsanız, ne kadar iyi takım kursanız da, ne kadar iyi Teknik adamlık yapsanız da büyük bir risk almış olursunuz. Bir karambol gol, ilk 2-3 hafta iyi oyun oynansa dahi şans eseri alınamayan puanlar falan olursa, Eylül'de Şampiyonlar Ligi'nde oynanacak ilk maç Bayern, Barcelona, Madrid gibi bir takıma denk gelirse vs... Bu maaş sizi, hiç haketmediğiniz tepkilerle karşı karşıya getirebilir! 

(Tabi dilerim ki böyle bir şey olmaz da Hamza hoca Galatasaray'ın geleceğini adım adım planlayıp, bu kulübün Ferguson'u olur) 

***

Peki neden böyle bir tepki doğar? Bir maaş bu kadar mı önemlidir?


Galatasaray taraftarı, Türkiye'de son 30 sezonun açık ara en başarılı kulübünün taraftarıdır ve oldukça zor beğenir. Öte yandan toplumda gelir dağılımı açısından büyük bir adaletsizlik vardır ve bu adaletsizlik, kısaca milletin cebinin delik olması, bu patlamayı doğuran sebeptir.

  
Bakın bu fotoğrafını paylaştığım haber, aylar önce bütün internet sitelerinde ve gazetelerde vardı, ülkenin çoğu bu haberi okudu...

 Haber iki cümle ile şöyleydi.

"Futbolcular sahada, eşleri ise Nişantaşı'nda fırtına estirdi. Asena Erkin'in 600 bin Euro'luk Lamborghini'siyle Nişantaşı'nda attığı havayı, 890 bin Euro'luk Lamborghini'siyle aynı yere gelen Yağmur Sarıoğlu söndürdü"

Şu iki cümlelik kısa haberi okuyan herkesin, hazır yiyici hanımlara karşı duyduğu nefreti hayal edebiliyor musunuz? Ülkenin 81 ilinin, her köşesinde... Aynı gün, aynı haberi gazeteden veya internetten okuyan binlerce insan... Ve Eylül ayında, lig açıldığında Arena'yı dolduracak olan 30-40 bin kişinin tamamı!

"Adamın eşinin özel hayatından onlara ne?" diyebilirsiniz... Fakat bu doğru bir mantık olmaz. Zira onlar Sabri'nin bu parayı kazanmasının bizzat sebebi. Onlar bu oyunu talep etmezse, kimse kazanamaz. Galatasaray hentbol takımı bildiğim kadarıyla yok. Olmama sebebi insanların talebinin olmaması. Olduğunu farz edersek, hentbol takımının sağ taraf oyuncusu Sabri'nin yüzde birini kazanacaktır. Sebebi de Hentbolun Futbola oranla 100'de 1 talep görmesindendir. Futbol izleyen herkes yarın Hentbol izlese, Galatasaray Hentbol oyuncusu yılda 4.8 milyon TL kazanır, Sabri de ayda 4 bin liraya Futbol oynardı. Veya Ekrem Memnun... Galatasaray Bayan Basketbol takımını Avrupa Şampiyonu yaptı! O kaç para kazanıyor? Galatasaray Futbol takımını çalıştıran en tecrübesiz teknik direktörlerden atıyorum Bülent Korkmaz ne kadar kazanıyordu? O yüzden taraftarın Sabri'den iyisini görmek istemesi de, Sabri'nin bu kadar para kazanmamasını istemesi de direkt hakkıdır.

Boş demagoji yapmak istemiyorum ama o taraftarlar, yani bu oyunu finanse edenler, yani toplum... Artık bu yukarıdaki haberde gördüğümüz gibi gösteriş budalalıklarından bıktı. Zira bu toplumun aldığı asgari ücret bizzat Cumhurbaşkanı tarafından bilinmezken, her yerden bir gösteriş budalalığı, bir gelir dağılımı adaletsizliği fışkırıyor. Efendime söyleyeyim, trilyonlar harcanarak yapılan saraylar, din adamlarına Mercedes'ler, sahurda ve iftarda halka şükretmesini öğreten din adamlarının televizyon kanallarından aylık 600 bin TL kazanması! Bu toplumu delirtti. Elbette işlerinde ehil olmuş, özel insanlar yüksek maaşlar kazansın... Fakat bir toplumda, tabanla tavan arasında bu kadar uçurum olursa o toplumun tabanı çıldırır!

Dolayısıyla üniversite mezunu olup iş bulamayan bir gencin; Sabri'nin ve Caner'in hazır yiyici eşlerinin gösterişine nefret kusması son derece doğaldır. Öte yandan bir kurumu simgeleyen, uzun bir süre bu kulüpte kaptanlık yapan Sabri'nin de, bizzat kurumunun tepki çekmemesi için, bu gibi gösteriş budalalıklarına izin vermemesi gerekir. Çünkü o sorumluluk sahibidir... Sneijder'in eşinin de bu hanımlardan çok parası olduğu ortadadır ama onu millete hava atma derdinde görmezsiniz. Dikkat edin, sorun Sabri'nin eşinin Ferrari'ye sahip olması değildir. Sorun bu şekilde gündem olması, gösteriş yapmasıdır. Sneijder'in eşi, x ülkedeki tecavüzleri protesto ederek yaptığı duyarlılıkla gazetelere gündem oluyor, Sabri'nin eşi ise bilmem kimin havasını söndürmesi gösterişiyle... Sabri'nin eşini, 'Sabri'nin eşi' olmasa ülkede kimse tanımayacak fakat Sneijder'in eşini, Sneijder olmasa da dünyada bir çok insan tanıyacaktı... O halde sadece Sabri üzerinden popüler olmuş birinin, yaptığı gösterişle tepki çekmemesi gerekir.

Çünkü Eylül ayında, Lig ve Şampiyonlar Ligi başladığında, kaç para asgari ücret aldığı bilinmeyen, umursanmayan taban, yani toplum, yani taraftarlar çatır çatır top oynayan bir takım ister. Eğer karşılarında 1.650 milyon Euro kazanan ve hücuma çıkıp, geri dönemeyen bir Sabri görürlerse de büyük bir protesto başlar.

İşte bence Galatasaray yönetimi ve Hamza hoca bu handikabı hesaba katmadı. Her zaman söylerim, futbol taraftarın isteğine göre yönetilmez, çünkü taraftar futboldan anlamaz, taraftara kalsa şimdi ancak halısahada oynayabilecek olan Ronaldinho'yu Galatasaray'a getirir, sağ tarafa da ondan hallice Quaresma'yı koyar ve Galatasaray'ı bitirir... Transferler, kadro mühendisliği vs, futboldan anlamayan taraftara göre yapılmaz. Fakat mantığını taraftara anlatamadığınız iş de yapılmaz! Zira onlardan destek almanız gerekir, onlar sizin finansörünüzdür.

Fenerbahçe artık futbolcuların kaç para maaş aldığını KAP'a yani kamuoyuna bildirmiyor. Bunu nasıl yapıyorlar bilmiyorum! Galatasaray neden bildiriyor? Bildirerek ne kazanıyor? Bildirmezse ne kaybeder bilmiyorum ama bu konunun bir çaresine bakılmalı. 

Thursday, June 18, 2015

2015-2016 Sezonu Galatasaray Maaş Dağılımı

Galatasaray'da 2015-2016 sezonu öncesi birçok oyuncunun sözleşmesi bitti ve birçok oyuncu da sözleşmelerinde yer alan maddeler sebebiyle maaşları yükseldi. Güncel sözleşmeleri bütün kurları Euro'ya çevirerek güncelledim.

KALECİLER

Muslera 3.3 Milyon Euro + 20 Bin Euro maç başı

Eray İşcan 259 Bin 120 Euro + 4860 Euro maç başı (Eray TL ile maaşını alıyor 800 bin + 15 bin TL)

SAĞ BEKLER

Sabri 1.555.200 Euro + 97.140 Euro 15 maç oynarsa alacağı prim + 97.140 Euro 30 maç oynarsa alacağı prim + 14571 Euro maç başı / 30 maç çok zor ama 15 maç oynayacaktır bu da onun maaşını 1 Milyon 650 Bin Euro civarına çıkaracaktır.
(Sabri maaşını TL ile alacak 4.8 Milyon TL + 300 Bin TL 15 maç oynarsa + 300 Bin TL 30 maç oynarsa + 45 bin TL maç başı)

Tarık 1.284 Milyon Euro + 10 Bin Euro maç başı

STOPERLER

Chedjou 2.2 Milyon Euro + 10 bin Euro maç başı

Semih 1.6 Milyon Euro + 15 bin Euro maç başı

Dany 1.2 Milyon Euro + 10 bin Euro maç başı

Hakan Balta 1.100.125 Euro + 8801 Euro maç başı (Hakan'ın maaşı Amerikan Doları üzerinden ödeniyor. 1250 Milyon Dolar maaş + 10 bin Dolar maç başı)

Koray Günter 800 bin Euro + 5 bin Euro maç başı

SOL BEKLER 

Telles 1.5 milyon Euro + 10 bin Euro maç başı

Olcan 1.7 milyon Euro + 15 bin Euro maç başı

ORTASAHALAR 

Melo 3.1 milyon Euro + 25 bin Euro maç başı

Selçuk 2.8 milyon Euro + 25 bin Euro maç başı

Hamit 2.750 Milyon Euro + 25 bin Euro maç başı

Dzemaili 2.1 Milyon Euro + maç başı yok! (Dzemaili'nin sözleşmesi ilginç. Maç başı almayan tek oyuncu olduğu gibi sözleşmesi ilk yılında 2.4 Milyon iken 2. ve 3. yılında 2.1 Milyon Euro'ya düşüyor)

Yekta 1.1 Milyon Euro + 15 bin Euro maç başı

Furkan 750 Bin Euro + 10 bin Euro maç başı

Umut Gündoğan 413 Bin 227 Euro + 5.671 Euro maç başı (Umut maaşını TL üzerinden alıyor. 1.275 Milyon TL + 17.500 maç başı)

SAĞ KANATLAR

Bruma 1.100 Milyon Euro + 200 Bin Euro imza parası + 15 bin Euro maç başı (Bruma'ya 5 yıllık
anlaşma için 1 milyon Euro imza parası ödenmiş 200 bin Euroluk imza parasını o yüzden ekledim)

Amrabat 1.3 Milyon Euro + 17.500 Euro maç başı

10 NUMARALAR

Sneijder 2012-2013 sezonun 2. yarısı için 2 Milyon Euro peşin alıyor. Ardından 3 sezon 3.2 milyon Euro yıllık maaşı + her bir yıl için 1.3 milyon Euro'dan 3.9 milyon imza parası + 25 bin Euro maç başı ama bunu en fazla 20 maçlık yani 500 bin Euro'ya kadar alabiliyor. Yani Sneijder yıllık 4.5 Milyon Euro + 500 bin Euro da maç başı ile tam 5 milyon Euro kazanıyor.

Bilal Kısa 779 bin 548 Euro + 14 bin 566 Euro maç başı (Bilal maaşını TL üzerinden alacak 2.407.500 TL + 45 bin TL maç başı olarak)

Emre Çolak 485 Bin 850 Euro + 6478 Euro maç başı ve küçük bonuslar var (Emre maaşını TL cinsinden alıyor 1.500 Milyon TL + 20 bin TL maç başı şeklinde)

Ontivero 550 bin Euro + 5 bin Euro maç başı

SOL AÇIKLAR

Yasin Öztekin 1.050 Milyon Euro + 10 bin Euro maç başı

Sinan Gümüş 550 bin Euro + 6 bin Euro maç başı

FORVETLER

Burak Yılmaz 2.8 Milyon Euro + 25 bin Euro maç başı

Umut Bulut 1.850 Milyon Euro + 15 bin Euro maç başı

Sercan Yıldırım 700 bin Euro + 8.500 Euro maç başı

***

Yeni sezonda maaşlar şimdilik böyle. Bu kadrodan gidenler veya sözleşmesi uzatılanlar olacaktır. Önümüzdeki sezon sonu Sneijder, Melo, Hamit, Emre Çolak, Dany, Furkan ve Hakan Balta'nın sözleşmesi bitecek.

Açıkçası ben sadece Emre Çolak, Sinan Gümüş, Eray İşcan gibi gençlerden sonra en düşük maaşa sözleşme yenileyen Bilal Kısa'ya şaşırdım. Bilal'e Galatasaray'dan çok 800 bin Euro yıllık veren Anadolu dahil çok takım çıkardı. Akpala'nın 900 bin Euro'ya oynadığını unutmayalım. Galatasaraylı olmayan, Fenerbahçe alt yapısından çıkmış Bilal kariyerinin son sezonlarında para kazanmayı öncelik olarak tutmuyor ve fedakarlık yaparak Galatasaray'a geliyorken, yeni sözleşme imzalayan Sabri'nin durumu ise beni oldukça şaşırttı.

Ben tel tel dökülen Tarık bir Anadolu kulübüne kiralanır (Tabi bir Anadolu kulübü yaklaşık 1.3 milyon Euro yıllık alan Tarık'ın parasını karşılamaz maaşının %60'ını falan Galatasaray ödeyerek kiralayabilirdi) ve Sabri alternatif olur, kaliteli bir yabancı sağ bek alınır diye bekliyordum. Neden yabancı? Çünkü Şampiyonlar Ligi kalitesinde, yerli sağ bek yok. İlerde Şampiyonlar Ligi seviyesine çıkabileceğini düşünebileceğimiz, potansiyelli ve genç bir yerli sağ bek de yok. Şener falan da Sabri'den çok üstün oyuncular değil, onun da hücumu iyi, savunması kötü. O halde Glen Johnson, Maxi Pereira veya Micah Richards gibi oyuncular bekliyordum. Genç Telles'in hücumda özgür bırakılıp kişisel gelişimini sağlaması için bir stoper-bek Micah Richards'a kafamda öncelik de veriyordum. Fakat 1.650 Milyon Eurolara imza atan Sabri hakkındaki düşünce beni hayal kırıklığına uğrattı. Sanırım sağ bek transferi düşünülmüyor ve Sabri 11 oyuncusu olacak paralara imzalıyor. O halde 1.3 civarı alan Tarık'ı ya da 1.2 alan Dany'i de Sabri'ye alternatif yapacaklardır. Bu bir kalite düşüşü demek ki bence kısa süre içinde Dany Sabri'yi keser. Sabri kadro dışı kaldıktan sonra formayı aldı, iyi de oynadı, helal olsun fakat Sabri küçük rakiplere karşı iç sahada iyi oynadı!

Fenerbahçe maçında Sabri yerini kaybettiği için ve Trabzonspor maçında yine Sabri yerini kaybettiği için yediği gollerle büyük maçları kaybetti Galatasaray. Sabri hala defansif olarak çok yetersiz bir oyuncu. O yüzden Dany keser diye düşünüyorum. Sabri yıllar geçtikçe hücumunu zenginleştirdi, Cicinho'dan sonra ligin en isabetli orta kesen 2. sağ beki oldu ama savunma çok kötü. Chedjou ile arasını fazlasıyla açıyor ve rakip Chedjou ile Sabri arasına attığı ara paslarla Galatasaray kalesine doğru inebiliyor. Ayrıca kolay çalım yiyor ve artık çalım yediği oyuncuya da eskisi gibi kolay yetişemiyor. Sabri %57 ile en kolay çalım yiyen sağ bek! Yani Sabri'yi çalımlayıp geçmeyi deneyen sol kanat oyuncuları 2 denemelerinden birinde başarılı olabiliyor. Hücumcu bek diye alınan hatta zaman zaman kanat oynayan ve Mustafa Denizli'nin sol kanat oyuncusu olması gerektiğini söylediği Telles, Sabri'yi ayarlamak için bu sezon daha çok defansta kalmak zorunda kaldı. Sabri'nin sürekli çıkması Telles'i de mecburen hücum olarak olumsuz etkiliyor ve bu bence kişisel gelişimine de olumsuz olarak yansıyor

Ben Sabri 1.1 ile 1.3 milyon Euro arasında bir sözleşme imzalar; hem zam yapılır, hem de alternatif oyuncu olarak takımda kalır sanıyordum. 1.3'ten fazla verileceğini hiç sanmıyordum. Fakat Fenerbahçe alt yapısından çıkan Bilal'in yaptığı fedakarlığı, Galatasaray alt yapısından çıkan Sabri'nin sözleşmesinde göremedik.

Son olarak herkesin doğru ve kolay değerlendirmesi adına maaşları + varsa imza paralarını en yüksekten en küçüğe doğru (maç başı olmadan) yuvarlayarak yazalım

1- Sneijder 4.5 Milyon Euro
2- Muslera 3.3 Milyon Euro
3- Melo 3.1 Milyon Euro
4- Selçuk 2.8 Milyon Euro
5- Burak 2.8 Milyon Euro
6- Hamit 2.750 Milyon Euro
7- Chedjou 2.2 Milyon Euro
8- Dzemaili 2.1 Milyon Euro
9- Umut Bulut 1.850 Milyon Euro
10- Olcan Adın 1.700 Milyon Euro
11- Sabri Sarıoğlu 1.650 Milyon Euro
12- Semih Kaya 1.6 Milyon Euro
13- Telles 1.5 Milyon Euro
14- Bruma 1.3 Milyon Euro
15- Amrabat 1.3 Milyon Euro
16- Tarık 1.3 Milyon Euro
17- Dany 1.2 Milyon Euro
18- Hakan Balta 1.1 Milyon Euro
19- Yekta 1.1 Milyon Euro
20- Yasin 1.050 Milyon Euro
21- Koray Günter 800 Bin Euro
22- Bilal 780 Bin Euro
23- Furkan 750 Bin Euro
24- Sercan Yıldırım 700 Bin Euro
25- Sinan Gümüş 550 Bin Euro
26- Ontivero 550 Bin Euro
27- Emre Çolak 480 Bin Euro
28- Umut Gündoğan 415 Bin Euro
29- Eray İşcan 260 Bin Euro

Wednesday, June 17, 2015

Hamzaoğlu'nun Vizyonu Ne Olmalı?

Dün yazdığım yazıdan devam edelim. İnsanlar "Türkiye'de Hakan Şükür, Tanju Çolak potansiyelinde oyuncu mu var ki, Türkiye'den oyuncu alalım?" demişler. Hakan Şükür'ün Galatasaray'a gelmeden önceki 2 sezon boyunca Bursaspor'un as santrforu olarak attığı toplam gol 11! Yani sezon ortalaması 5-6 gol. Sonra Feldkamp'la başlayarak büyük hocalarla çalışıyor ve potansiyeline ulaşıyor.

Şimdi Muhammet Demir de 23 yaşında ve belli bir potansiyel sunuyor ama çok ağır sakatlıklar geçirmiş bir oyuncu. Öte yandan Oğulcan Çağlayan ve Ozan Tufan da belli bir potansiyel sunuyor... Bu üç isim ilerde büyük futbolcu olamaz diye kimse söyleyemez.

Galatasaray UEFA Kupasını nasıl aldı? Senelerdir birlikte oynayarak büyüyen genç oyuncuların futbolculuk kalitelerini yükseltmeleri ve Taffarel - Popescu - Hagi gibi üç tane winner ve tecrübeli oyuncu ile değil mi?

1996'ya kadar Arif, Hakan Şükür, Ergün, Hakan Ünsal, Vedat İnceefe, Ümit Davala geldi. 97'de Fatih Akyel, 98'de Hasan Şaş eklendi. Okan Buruk, Emre Belözoğlu, Suat Kaya, Tugay Kerimoğlu, Bülent Korkmaz gibi alt yapıdan çıkan da çok oyuncu vardı ve bunlar birlikte oynaya oynaya kim ne yapacak adeta ezberlediler. Bu gençlere Hagi, Popescu ve Taffarel de akıl ve tecrübe kattı.

Eğer Hamzaoğlu da 3 sene 4 sene sonra Avrupayı kasıp kavuracak bir takım kurmak istiyorsa bunu para basıp Van Persie alarak, Huntelaar alarak yapamayacağını çok iyi biliyor. Transferle 10 senedir birlikte oynayan Barcelona'ya kafa tutamazsınız. Bayern'e, Real Madrid'e karşı kimi alırsanız alın karşı çıkamazsınız. 3-4 yıldır dünyanın en iyi yıldızlarıyla kurulan PSG bile Barcelona'ya karşı iki maçta da eziliyor. Aynısını Manchester City de yaşıyor çünkü bunlar kimi alırsa alsın oturmuş, ezberlenmiş bir düzenleri yok. Öte yandan City ve PSG'nin yarısına kardosunu oturtmuş Juve de Barça'yı yenemiyor ama diş geçirebiliyor. PSG ve City'le oynadığı kedi fare oyununu Juve'ye yapamadı Barça...

Yani Galatasaray'a Cavani'yi de İbrahimoviç'i de alsanız 2-3 senede Barcelona ile boy ölçüşemezsiniz. Galatasaray'a hem Huntelaar, hem Persie, hem Gignac alsın isterseniz... Transferle Bayern'i, Madrid'i yenemezsiniz.

O yüzden Sneijder'in Hagi, Muslera'nın Taffarel, bir tecrübeli stoperin de Popescu'luk yapacağı bir düzen kurup, Hakan Şükür'ler çıkarması gerekiyor Hamzaoğlu'nun.

Bu Muhammet Demir olur, Oğulcan Çağlayan olur, Ozan Tufan olur. Bruma'yı kazanır (Arif'in Bruma yaşında mükemmel işler yaptığını sanmıyorum) Sinan Gümüş olur, alt yapıdan çıkmış Semih Kaya da Bülent Korkmaz gibi devam eder, kaptanlığın kralını yapar. Koray Günter kiralanarak geliştirilir, Telles yeni Ergün Penbe olur, Birhan'ın ve alt yapıdan potansiyelli isimlerin çıkması gerekir. Mert kaleye gelirse 2001'e kadar Terim'in arayıp da bulamadığı potansiyelli yerli kaleci alternatifi bile bulunmuş olur (90'ların başında Rüştü'yü bulmuştu Terim ama o zaman Milli takımda çalışıyordu. Milan'a gidene kadar da 2. döneminde de 3. döneminde de maalesef o alternatif yerli potansiyelli kaleciyi bulma şansı olmadı)

Ben o yüzden sağ beke transferin, şu sıralar oynanan U20 Dünya Kupasında veya U21 Avrupa Şampiyonasında bulunması gerekiyor diye yazmıştım 2-3 ay önce.

Benim için vizyon bu olur. Tecrübeli ve çok kaliteli isimlerin (Sneijder ve Muslera) yanına genç ve potansiyelli oyuncuları yerleştirmek ve 4-5 sene sonra bu isimlerin mükemmel uyumla oynadıkları bir takım oyunuyla Avrupa'da ses getirmektir vizyon.

Son dönemde "Türkiye'de genç oyuncu tutmuyor, Bruma kazık abi işte gördük yea" diye sallayan bir sürü adam görüyorum. Hakan Şükür'ler, Arif'ler ilk yıllarında döktürüyordu zannediyorlar herhalde...

Sadece Galatasaray örneğine de gerek yok. Ferguson'un Manchester'ı nasıl Şampiyonlar Ligi şampiyonu yaptığına bakalım. Beckham, Giggs, Scholes, Butt, Roy Keane gibi genç oyuncular hemen hemen aynı yıllarda çıktı. 1990'ların ilk yarısında oynamaya başladılar. 2. yarısının sonlarında 1999'da Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldular.

Barcelona'ya bakın... On yılı aşkın bir süredir, sürekli birlikte oynayan oyuncularla domine ettiler  Puyol, İniesta, Xavi, Messi, Mascherano, Pique, Alves, Busquest vs senelerdir birlikte oynuyor. Real Madrid'te de Casillas-Marcelo-Ramos-Pepe şimdi Varane senelerdir birlikte oynuyor. Ronaldo ve Benzema da ilerde senelerdir birlikte oynayan isimler. Finaldeki Juventus'un kalesi ve savunması senelerdir birlikte oynuyordu.

Ziyadesiyle başarı, oturmuş ve birbirini tanıyan bir ekiple geliyor. Hamza hocanın iskeleti korumaya özen göstermesini futbolu Play Station oynayarak öğrenen gençlerin anlayabileceği bir şey olmadığı için "transfer de transfer" diye ağlamaları normal.

Ha diyeceksiniz ki, o halde Aatıf ve Bilal transferlerini neden beğeniyorsun? Her iki oyuncunun da kilit açıcı ve büyük takım futbolunu oynamaya müsait tarzları var. Birinin çok özel bir pasörlüğü, öbürünün çok etkili dikine verkaçları ve driplingleri var... Böyle alternatif oyuncular da olmazsa olmaz. Eğer Hamzaoğlu Oğulcan Çağlayan'ı istemeyip bugün Nakoulma peşinde koşsa eleştirir ne yapmaya çalıştığını anlamazdım. Aydın'ı, Yekta'yı takımda tutsa eleştirirdim. Ama şu ana kadar izledikleri yolu gayet makul buluyorum. Bana kalsa sağ beke de, santrfora da 18-23 yaş arası potansiyel gelsin. Bu Muhammet mi olur, Guidetti mi olur o kulübün uzmanlarının bileceği iştir. Fakat 'vizyon' bence bu olmalı.

Tuesday, June 16, 2015

Anadolu Topçusu ve Vizyon

Hakan Şükür, Arif Erdem, Hakan Ünsal, Ergün Penbe, Hasan Şaş... Türk futbolunun devrimini yapan futbolcuların yarısı Anadolu topçusuydu. UEFA Kupasını ve Süper Kupayı alan kadronun yarısı Anadolu topçusuydu, dikkat çekici bir çoğunluğu alt yapıdandı ve geri kalanı da yabancıydı. (Ümit Davala hariç gurbetçi oyuncu yoktu)

Ardından bu takıma, yine Anadolu topçusu Rüştü Rençber, Alpay Özalan, Abdullah, Ogün, Ümit Özat gibi başka Anadolu topçuları da eklenerek 2002 Dünya Kupasında 3. oldular.  (Tayfun ve Tayfur gibi gurbetçiler az da olsa vardı)

2008'de Volkan Demirel, Servet Çetin, Emre Güngör, Gökhan Zan, (sakatlanmasa Gökhan Gönül) Mehmet Topal, Tümer, Emre Aşık, Uğur Boral, Tuncay, Ayhan Akman hep Anadolu topçularıydı. Hakan Balta, Kazım Kazım, Mevlüt ve Hamit gurbetçi, Aurelio da devşirmeydi. Öte yandan Semih Şentürk, Sabri, Nihat gibi 3 büyüklerin alt yapısından yetişmiş oyuncular da vardı ama yine geneli Anadolu topçusuydu.

Peki 2008'den sonra yıldırım gibi bir düşüş yaşayan, hiçbir uluslararası turnuvaya katılamayan Türk Milli takımının ve kalitesi düşen Türk liginin sorunu neydi? 

Önce Sivasspor gelmiş, ardından 2010'da Bursaspor şampiyon olmuş. Volkan, Sercan gibi gençler çıkarıyordu. Yine o dönemler Trabzonspor Liverpool'u eleyecek duruma geliyor, müthiş bir kadro kuruyordu. Anadolu'da ihtilal vardı. Bursaspor Şampiyonlar Ligi'ndeydi... Ne oldu da yükselişteki Anadolu futbolu yerin dibine vurdu?

Aziz Yıldırım'ın Adnan Polat'ı arayarak "Bu Anadolu takımları çok oldu" demesi ve ardından şike sürecinin başlaması... Anadolu takımlarının yerle bir olması, borç batağına batması ve o yıldan beri 2 kez Fenerbahçe'nin, 3 kez de Galatasaray'ın şampiyon olması... Bunlar sorgulanmalı...

Ve ve ve en önemlisi de büyük bir akılsızlıkla uygulanan yabancı kuralının hatası...

Yabancı yasağı sayıları, bir aşağı-bir yukarı oynayınca kulüpler kadrolarından yabancı oyuncu göndermeye çalışırken ciddi zarar etti. Krasiç, Eboue gibi isimler ilk akla gelenler ama benzerleri Anadolu'da da yaşandı. Frey'ler, Taiwo'lar derken Bursaspor, bir sürü yabancı getirip borçlanan Orduspor, Baroş, Rio Ferdinand'ın kardeşi derken saçmalayan Antalyaspor ilk aklıma gelen örnekler.

Yabancı sayısı bir aşağı-bir yukarı oynarken kulüpler çorba gibi karıştı ve en en en büyük hata da pasaporta göre yerli-yabancı ayrımı yapmaktı. Nedir bu? Açıklayayım.

Siz Almanya'da yetişen domatese, Türk ismi verseniz... O domates Türk malı olur mu? Futbolda bu oldu...

Kulüpler altyapı olarak yetersizdi ve altyapıdan yetiştiremedikleri futbolcu yerine üst yapıya Alman'ın, Avusturya'lının, yetiştirdiği Türk pasaportuna sahip oyuncuları koydular. Son 5 yıl içinde tüm ülkede takımların üçte biri gurbetçi oyuncularla doldu! Nasıl dolmasın? Avrupa'da bu gurbetçiler maaşlarının %40'ını vergi olarak devlete ödüyor. Türkiye'de ise refah düzeyi çok yüksek olduğundan! Bizzat Cumhurbaşkanı milletin kaç para asgari ücret aldığını bile bilmediğinden (o kadar zenginiz ki, kaç para aldığımızı bilmiyor Cumhurbaşkanımız) futbolculara da vergi yok! Dolayısıyla çok daha büyük paraya, hemen gelip burada oynamaya başladılar. Beşiktaş'ın yarısından çoğu gurbetçi oldu, Anadolu gurbetçiden geçilmedi ve yabancı kuralının mantığı tamamen taça gitti. Uzun yıllar da bu kuraldaki saçmalığın, açığın farkına varamadılar. İsveç'in yetiştirdiği ve İsveç Milli takımında oynayan domates, nasıl Türk malı domates olabilir diye uzun yıllar düşünemediler!

Yabancı yasağı aslında neyi sağlayacaktı diye soramadılar! Anadolu'da çıkış yapan oyuncuya forma vermeyi sağlamayacak mıydı bu yabancı kuralı!? Peki ama siz ahmakça bir şekilde Alman'ın yetiştirdiği ürünü Türk sayarsanız nasıl kendi yetiştirdiğinize yer bulacaksınız?

Süper Ligdeki 18 takım arasında, alt yapısı ve pilot takımları başarılı olan sadece Bursaspor vardı ve Frey'ler, Taiwo'lar derken büyük para kaybederek, mecburen alt yapısına yöneldi de, bu yabancı kuralından faydalanan tek kulüp onlar oldu. Ozan'lar böyle çıktı.

Şimdi insanlar diyor ki, "Hamza hoca çok vizyonsuz ve Anadolu topçusuna yöneliyor" Yahu tamam ligimiz kalitesiz, vuralım ama öldürmeyelim.

Türkiye Ligi kim ne derse desin Avrupa'nın en kaliteli 7-8 liginden bir tanesidir. Belki altyapılar çok yetersizdir ama üst yapıda o kadar ciddi bir yetersizlikten bahsedemeyiz. Burada Kayserispor'da çıkış yakalayan ama Galatasaray'da bekleneni veremeyen bir Amrabat gidip La Liga'nın başaltı takımlarında beğeniyle futbolunu oynayabilir. Ligin ortasıra takımı Gaziantepspor'da normal bir top oynayan Medunjanin La Liga altsıra takımında da 11 oyuncusu olabilir. Galatasaray'da olmayan Dany, Fransa Ligi alt sıra takımlarından birinin en iyi oyuncusu olabilir. Galatasaray'dan ıslıklarla gönderilen Ceyhun Gülselam Alman Liginin ortasıra takımlarından birinin rotasyon oyuncusu olabilir. Bugün Aatıf gitse Avrupa'nın 4 büyük liginde ortasıra takımlarında çok rahat oynar. Muhammet Demir gitse 4 büyük ligin ortasıra takımlarında oynar. O yüzden bu oyunculara Galatasaray'ın talip olması vizyonsuzluk falan değildir. Ligi biliyor olmalarını, adaptasyon sorunu yaşama risklerinin az olmasını saymıyorum bile...

Eğer bu, kendi liginden oyuncu almak vizyonsuzluk olsaydı, Tanju Çolak'ı ve Hakan Şükür'ü almak da vizyonsuzluk olurdu.

Monday, June 8, 2015

Galatasaray'ın gelecek sezon değerlendirmesi

yerlisolbek.blogspot.com.tr blogundan arkadaşlarla bir röportaj gerçekleştirdik. Çok güzel bir röportaj olduğuna inanıyorum.

Röportajın bir kısmını verip, ardından yerlisolbek bloguna yönlendireceğim sizleri...

1.Sizce bu şampiyonluk teknik heyet ve yönetimi takviyeler konusunda yanıltır mı ? Çünkü başarılı bir takıma fazla takviye yapmak istemeyebilirler ?

 Sinan Yılmaz: Şampiyonluğun ve kupanın yanıltmasından ziyade Galatasaray'ın bütçesine göre transfer yapacağını düşünüyorum. 4-7 arası transfer ve sözleşmesi bitenlerle birlikte 14 oyuncu göndermek hem maaş bütçesini aşağı çekecek, hem de daha sağlıklı bir rotasyon imkanı sağlayacaktır. Misal Galatasaray'ın 40 kişilik kadrosu vardı, Melo dışında bir tane bile defansif ortasahası yoktu... Yani plansızlık hat safhadaydı. Şimdi o rötuşların yapılması, yıldız transferler yapılmasından daha mühim. 

2.Kadro mühendisliği bakımından Hamza Hamzaoğlu'nu ilk defa değerlendirme şansına sahip olacağız.Şampiyonlar ligindeki takımların gücü göz önüne alındığı zaman sizce bu konuda nasıl bir yol izlemeli ?

Sinan Yılmaz: Hamzaoğlu'nun kadro mühendisliğini, ben kendi adıma daha önceki takımlarında etüt etmiştim. O gemileri yakıp, "Ya batarım, ya çıkarım" anlayışını benimsemeyi sevmez. Her zaman ipleri elinde bulundurup basamakları adım adım çıkacaktır. Küme düşmesi beklenen Akhisar'ı Süper Lig'e çıkardığında "Ne de olsa Süper Lig'den para gelecek" diye bir dolu harcama yapmadı. Bu mantıkla Süper Lige gelince bir dolu harcama yapıp sonra borçlanıp Amatör liglere kadar düşen sürüyle takım var. Malatyaspor'lar, Sakaryaspor'lar, Kocaelispor'lar şimdi Orduspor'lar. O, bu takımlar gibi yaptırmadı. Adım adım gitmeye çalıştı. Akhisar'la ilk senesinde düşse bile ertesi sene borç batağına gömülmeyecekler, yine çıkabileceklerdi. Nihayetinde tek yıldız transferle de (Gekas) ligde kalmışlardı. O yüzden bence şimdi de İbrahimoviç değil, kaliteli bir sağ bek önceliğidir. Açıkçası benim de doğru bulduğum Teknik Direktörlük anlayışı tam olarak budur. Lyon 90'larda başladığı merdivenleri 2000'lerde 8 şampiyonlukla taçlandırdı, biraz sendelediler şimdi yine 2. oldular çünkü doğru şekilde büyüdüler. Öte yandan Hulk'a, Witsel'e 90 milyon Euro harcayan Zenith 90 Milyon harcamadan önce de aynı yerdeydi, şimdi de aynı yerde çünkü temel yoktu, yapay şekilde büyüdüler.  

3.Hamza Hamzaoğlu geçen hafta katıldığı bir TV programında istatistiklere fazla önem vermem dedi.Sizin bu konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir ?

 Sinan Yılmaz: İstatistik değil de analiz dedi diye hatırlıyorum. Tam olarak şöyle dediğini duydum. "Biz ekibimizle analizler yaparız fakat bunları oyunculara izletmeyiz." Şimdi duyduğumuz üzere Prandelli üst seviye bir teknik adam olarak gelince, buradaki futbolun seviyesini eksik gördü ve daha ilk seviyelerden oyunculara bunları ders gibi anlatmaya çalıştı. Sürekli video analizler yaptı. Futbolcular da bundan şikayet etti. Neticede geneli tecrübeli isimlerdi. Muslera, Melo, Hamit, Sneijder, Chedjou, Selçuk hep üst seviye oyunculardı ve bu eğitimler bunaltıcı olmaya başladı. Misal çok iyi analizci olduğu söylenen Lucescu ise bu konuda şunu uyguluyormuş. Her oyuncuya maçta yapmaları gerekeni yazdığı bir dosyayı elden veriyormuş. Karşısında oynayan oyuncu ne yapar, ne yapamaz, kendisi ne yapsa faydalı olur vs. Oyuncu ister bunu okur ve fayda sağlar, isterse de okumaz, kendi oyununu kendisi şekillendirir. Şimdi bizim ligimiz kaliteli-kalitesiz başka mesele, genel olarak tecrübeli bir lig. Yaş ortalaması 28. Kendi dinamikleri çok belirgin bir lig. Bu ligde Sneijder'e "Hürriyet çok tekme atar" demeniz çok önemli olmayabilir. Çünkü Sneijder tecrübesi ile bunu ilk 10 dakika fark edip, oyununu ona göre şekillendirebilir fakat Bruma'ya bunu söylemeniz gerekir, o henüz amatördür. Telles öyledir. Telles'e Nakoulma'yı nasıl, Serdar Özkan'ı ise tam tersi olarak nasıl marke etmeniz gerektiği söylenmelidir. Hollanda'da bizim aksimize yaş ortalaması 23'tür. Hollanda ligini izlediğinizde oyuncuların akıl almaz hatalar yaptığını görürsünüz fakat onlar daha amatördür ve bunlar olacaktır. Taraftar bunu bilir, teknik adam bilir. Orada teknik adamlar daha çok bireysel antremana yönelir ve 23 yaşına kadar bir sürü hatalar yapa yapa öğrenen oyuncuları büyük paralara satarak kazanırlar. Bizde ise takımlar oyuncu satarak para kazanmadığı için, bizzat Süper Ligde bir galibiyetin geliri 1 milyon TL olduğu için (şimdi arttı seneye 1.2 milyon TL olacak) ligde umudu olmayan takımlar bile genç oyuncular kullanamaz. Küme düşmesi garantilenen takımların bile genç oynatmadığını görürüz. Çünkü kulüp maç kazanarak para kazanabiliyor. Yani bizim ligde bireysel oyuncu gelişimine bağlı, analize bağlı antrenörlüğün değil de, fiziksel kapasiteyi arttırmaya ve motivasyona bağlı antrenörlüğün daha geçerli olduğu ortadadır. 28 yaş ortalaması olan bir takımda fiziksel kapasitenin artması ve motivasyon, bireysel analizlerden daha faydalı olabilmektedir. Bunu bilen Hamzaoğlu da, zamanının çoğunu motivasyona ve oyuncuların fiziksel seviyelerini yükseltmeye harcamıştır. Eğer elinde 22 yaş ortalaması olan bir takım olsa muhtemelen oyuncularıyla tek tek, bireysel gelişimleri özelinde ilgilenirdi. 

4.Chedjou-Semih ikilisi stoper için yeterli mi yoksa takviye gerekiyor mu ?


Sinan Yılmaz: Chedjou geçtiğimiz günlerdeki röportajında. Semih'le oynayınca topu daha çok kullanmam, Koray'la oynayınca onu yönlendirmem, Hakan ile oynayınca da hızlı olmam gerekiyor demiş. Gayet akıllıca. Semih cengaver bir çocuk, hiç korkmuyor, proaktif, sezileri gayet kuvvetli. Eksikleri ise hava topu, ayağının kötü olması ve cengaverliği yüzünden sakatlanmaya müsait olması. Bu sene sakatlık yüzünden ligde 19 maç oynayabildi. Gelecek yıllarda da 20-25 ortalamasında olabilir. O yüzden ona alternatif Hakan'ın varlığı önemli. Chedjou ise ligde tüm defansif istatistiklerde önde. Tackle, interception, cleaner, hava topu vs. Bunların hepsinde en üstlerde ve hepsinin ortalamasında zirvede. 2. sırada da Donk var. Fakat bu istatistikler stoperin seviyesini ölçmek için yeterli değil. Zira konsantrasyon seviyesini belirleyebileceğiniz bir istatistik yok. Semih'in ve Hakan'ın konsantrasyonu çok daha yüksekken Chedjou'nun oldukça düşük. Donk da öyle. Galatasaray Chedjou'dan savunmaya liderlik etmesini ve savunmayı öne çıkarmasını istedi. Chedjou savunmayı öne çıkarabiliyor ama liderlik konusunda, partneriyle uyumu konusunda bir türlü beklenen seviyeye çıkamıyor. Büyük takım stoperleri savunmayı önde kurabilmeliler. Galatasaray Chedjou sakatlanana, yani son 7 haftaya kadar bunu başardı. Fenerbahçe çok ağır ve ileri çıkamayan iki stoper Alves ve Egemen'le oynadı ve ligde en çok uzaktan gol yiyen 4. takım oldular. Galatasaray ise 17. Neden sizce? Alves ve Egemen yavaş olduklarını bildikleri için çok geri kaçtılar, gömüldüler ve rakiplere uzaktan şut şansı verdiler. İnsanlar diyor ki, "Fenerbahçe şanssızdı, şutlar 90'a gitti." 9 tane uzaktan şutla atılan gol yemişler. Eğer 50 tane vurdurursanız 9 tanesi de gider. Muslera'nın hiç uzaktan şuta mükemmel uçup çıkardığını hatırlıyor musunuz? Sadece Erdem'in frikiği var Karabük maçında. Harika kurtarışları hep ceza sahası içinden. Öte yandan Emre Güral'ın 90'a gönderdiği topa bakın; önü, sağı, solu bomboş. Petroviç'e bakın öyle. Sneijder 2 tane uzaktan attığı golden önce 3 tane boş kalıp uzaktan şut denemişti. 4. ve 5. de çatalı buldu. Yani bana "Egemen mi? Chedjou mu?" derseniz. "Eğer 3 büyüklere alınacaksa 3 kere Chedjou, eğer düşmemeye oynayan takıma alacağım derseniz de Egemen" derim. Ziyadesiyle Galatasaray yine Chedjou gibi atlet ve çabuk stoperlerle ilgileniyor, yine o tarzda bir rotasyon daha alacaktır ve Koray'ı da kiralayacaktır diye düşünüyorum.  

5.Melo,Semih,Telles ve Bruma'nın ayrılma ihtimalleri var.Sizin bu oyuncular hakkında değerlendirmeniz nedir ?


Sinan Yılmaz: Semih için yukarıda yazdım. Diğer üç oyuncunun Avrupa Birliği pasaportu var. Semih'in ise yok. Eğer Mancini Semih'i gerçekten istiyorsa, senede bir kere harcayabileceği bir kontenjanı ona harcayacak demektir. Bu da çok önemli. Semih'in Galatasaray'da kalmasını, kaptanlık yapmasını isterim çünkü çok düzgün bir karakter. Takımdaki arkadaşlarının 10'da 1'i kadar maaşa 3 sezon top oynadı ama hiç problem yapmadı. Hak ettiği maaşı ancak bu yıl alabildi. O yüzden ben kendisine büyük saygı duyuyorum. Fakat eksikleri de bellidir. Hem uzun olmayan hem ayağı kötü bir stoper olan Semih'i, hem ayağı iyi hem de uzun bir stoperle tamamlamanız lazım. Yani Semih'in yanına bir Popescu bulmanız lazım. Fakat futbolcular uzadıkça teknik olarak kötüleşirler. Yani hem uzun, hem teknik stoper bulmak çok zordur. Öte yandan Koray ise kısa ama teknik bir stoper. Eğer Galatasaray onu kiralayarak 2-3 sene içinde Semih gibi; aktif, cengaver bir oyuncu haline getirebilirse yanına uzun boylu ve atlet bir stoper bulması kafi olacaktır. O yüzden Koray'ın kumaşı biraz daha değerlidir. Tabi Koray da şuan çok yetersiz, güçsüz, henüz 20 yaşında... Sözün kısası Semih'in ederi 6-7.5 milyon Euro arasıdır ve daha fazla etmeyecektir. Eğer gitmek isterse Avrupa'ya şimdi gitmesi onun için uygun olacaktır. Telles konusunda ise ipler Galatasaray'ın elinde daha 2 yıl sözleşmesi var, maaşı yüksek değil, koyup banko oynatabileceğiniz henüz 22 yaşında bir oyuncu ve Avrupa Birliği vatandaşı. Yani İnter onun için 7.5 değil en az 10 milyonlara kadar çıkmalı. Telles şuan Porto'da olsa fiyatı 15 milyondan başlardı. Ha Telles hem güç, hem de hız olarak büyük potansiyel değil. Hiçbir zaman bir Maicon, Zanetti kadar güçlü olmayacak, bir Roberto Carlos, bir Marcelo gibi çabuk da olmayacak. O yüzden Güney Amerika'dan bek alırken, öncelik teknik yeterliliği değil, fizik potansiyeli olmalıydı. Fakat bu teknik seviyesine biraz oyun bilgisi eklenince ve biraz da güçlenince başaltı seviyede her zaman değer bulur. Dünya genelinde sol bek kıtlığı olduğu için Telles'in ederi var. Arsenal fazla kilolarına, kötü profesyonelliğine ve 28 yaşına rağmen Fenerbahçe'den Santos'a 7 milyon Euro vermişti, sırf piyasada sol bek olmadığından... Kötü profesyonel olduğu için de kariyeri erkenden dibe vurdu. Telles ise çok çalışkan bir çocukmuş, iyi profesyonelmiş. O yüzden 10'dan aşağı gitmemeli. Melo'ya gelirsek ilk iki yılında mükemmel, son iki yılında ise ciddi düşüş var. Temposu kaldırmıyor. 4-2-3-1'in 2'li göbeği için çok hareketsiz ve bunu sürekli faul yaparak gizlemeye çalışıyor. Galatasaray ya Ozan gibi bir genç alıp onunla Melo'ya alternatif üretmeli ve biri Şampiyonlar Ligi oynarken, öbürü lig oynamalı. Ya da Melo'yu satıp 3 kulvarda oynayabilecek canavar gibi bir defansif ortasaha ve bir de ona alternatif almalı. Artık Melo'nun Çarşamba, Pazar oynama gücü yok. Bruma'ya gelirsek... Hamza hoca geçtiğimiz günlerde yaptığı basın toplantısında onu satmayacağını ve kazanmaya çalışacağını söylemişti. 

RÖPORTAJIN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Thursday, June 4, 2015

Double: Hem kupa alındı, hem de ders


"Kutlamalar bence harika oldu, özellikle futbolcularımızın çocuklarının da iştirak etmesinden çok mutlu oldum. Onların da bu şampiyonlukta çok büyük payı vardı. Bizler başarı için onların da hayatından, zamanından çaldık..." Tam olarak bu cümle yapısında olmayabilir ama hatırladığım kadarıyla bu kelimelerle buna benzer bir şeyler söyledi Hamza Hamzaoğlu bu sabah. Türkiye Kupası dün gece kazanıp, bugün basın mensuplarının sorularını yanıtladı...

Senelerdir basın toplantılarına katılıyorum veya izliyorum böyle akıllıca ve en önemlisi böyle kalplere dokunan açıklama çok az görüyorum. Yukarıdaki cümleleri söyleyen bir adamın, hepsinden evvel bir babanın, insan ilişkilerinde kazanması, takımını her daim başarıya inandırması hiç şaşırtıcı değil. Sadece Galatasaray değil ha, kümede kalması yeter denilen Eyüp'ün Play-off'a kadar çıkması, kümede kalsın yeter denilen Akhisar'ın şampiyon olması, bu sezon Galatasaray'ın ayağa kalkması hep bu karakterin doğurduğu yöneticilik başarısının getirisi.

***

Yine basın toplantısından gideceğim... Geleceğe ışık tutmak adına en iyi sorunun sahibi Levent Tüzemen'di. "Az takviye istiyorsunuz ama bu takım yaşlı, bu sene de Şampiyonlar Ligi'nde çok yetersiz kaldı, ben olsam farklı olurdu mu demek istiyorsunuz?" Hamza hoca "Evet" dedi. "Ben olsam daha farklı olabilirdi. Zaten son Arsenal maçında da biraz gösterdik."

Bence son Arsenal maçında daha konsantre ve daha arzulu bir Galatasaray gördük ama oyun kalitesi yine yetmedi. Zaten skoru alan Arsenal kendi oyununu da rölantiye almıştı. Ayrıca sene başı şimdiki Galatasaray olsaydı da bence takım en fazla üçüncü olabilirdi. Dortmund ve Arsenal'i geçemezdi diye düşünüyorum.

Ha çok iyi takviyeler gelse bile yine geçemeyebilir. Şampiyonlar Ligi 2. torbasından Real Madrid geliyor bu sene. Birinciden Bayern Münih, ikinciden Real Madrid gelir ve siz kimi alırsanız alın yine geçemezsiniz, o ayrı konu... Fakat hiç Şampiyonlar Ligi dönemine kadar geri gitmeyelim, takımın eksiklerini anlamak için düne kadar dönsek yeterli olur.

Diyeceksiniz ki, "Dün takım mental olarak hazır değildi, şampiyonluktan çıkmıştı, yorgundu vs." O zaman iki hafta önceki Beşiktaş maçına dönelim yine aynı eksikleri bariz şekilde görüyoruz.

Hamza Hamzaoğlu, elindeki kadro 4-2-3-1'i taşıyamamaya başlayınca son haftalarda 3'lü göbeğe döndü ama o 3'lü dahi rakibin baskısına engel olamadı.

Hamza hocanın sistemi 4-2-3-1. Saha parselasyonunun en iyi olduğu sistem bu ona göre. Fakat 11 km koşan bir Selçuk'un yanında 9, 9.5 km'den fazla koşamayan bir Melo ile 4-2-3-1'de göbeği sağlam tutabilmek, rakibin direncine dayanabilmek çok zor oluyor. Bir de stoperleriniz defans çizgisini öne çıkarabilen cinste olmayınca mecburen 3'lü göbeğe dönüp oyunu kabullenip, kontra pozisyonlarla galibiyet stratejisi deniyorsunuz. Hamza Hamzaoğlu elindekini doğru kullandı ve kupa finalinde şansının da yardımıyla başarılı oldu ama ben bu kadronun pek de yeterli olduğuna inanmıyorum. Önce Melo'nun pozisyonunda sonra bekler ve bir de stoperlerin tamamlayıcılığı konusunda sıkıntı oluyor diye düşünüyorum. Melo'nun dinamizmi çok eksik, rakibe sert girmek ile rakibi kovalamak aynı şey değil, sonra beklerden birinin daha stoperlere katkısı olan ve fizikli bir bek olması gerek bence ve son olarak stoperler kalitesiz değil ama birbirlerine tam uyumlu da değiller. Mesela geriye yaslanmak zorunda kaldığınızda Fernandao veya Batuhan gibi santrforlarla baş edebilecek bir stoper sokamıyorsunuz veya Chedjou sakat olunca savunmayı ileri çıkaramıyorsunuz vs.

Bence Telles ve Semih kalacaksa bile en az; bir stoper, bir sağ bek, bir defansif ortasaha ve bir sağ açık takviyesi gerekiyor. Yani 1-2 değil de en az 4 gerekli diye düşünüyorum.

Dün bakıyorsunuz, takım oyundan fiziken düştü, oyuncu değişikliği lazım. 1. dakikada sarı kart görmek gibi büyük bir hatayı yapan Melo yarım savaşıyor, Hamit çok yoruldu ama çıkarıp yerlerine koyabileceğiniz ortasahanın direncini arttırabilecek bir oyuncunuz yok. Sonradan oyuna girdiğinde hep adaptasyon sorunu yaşayan Emre var, ilerde direnci arttırabilecek Umut var, kanatta direnci arttırabilecek Olcan var ama ortasaha göbeğinde direnci arttırabilecek bir oyuncu yok.

Belki sürpriz olarak Chedjou, son 15 dakika Hamit yerine ön liberoya girebilir diye düşünmüştüm maçı izlerken. Melo ile birlikte derinde takım uzar ve daha atletikleşir diye düşünmüştüm ama bu da çok marjinal bir hamle olacaktı, daha önce denenmemiş ve ne sonuç alınabileceği bilinmeyen bir risk olacaktı.

Yani Hamza hocanın hamle şansı da son haftalarda çok kısıtlıydı aslında. Özellikle ortasaha göbeğinde takım yaşlı ve alternatifsizdi. Dzemaili alındığında sene başı yazdıklarımı çok net hatırlıyorum. "Bu takıma canavar gibi koşacak, basacak bir ortasaha lazım. Dzemaili'nin yaptıklarını zaten Selçuk yapıyor zaten Hamit yapıyor, zaten gönderilemeyen Yekta'lar, Umut Gündoğan'lar hep pasör profilli oyuncular. Galatasaray ortasahaya dinamizm katabilecek bir oyuncu almalıydı" diyordum. Bütün sene de bu transfer plansızlığının sıkıntısı yaşandı.

Onun için, seneye 4-2-3-1 oynatmak isteyen Hamza hocanın Melo - Selçuk ikilisiyle yeteri kadar dirençli bir takım kurulamadığını görmesi çok önemli. Bursa dinamik bir takım ve Hamzaoğlu göbeği üçlemesine rağmen kolayca deldiler. Bu dinamik, kendi ceza sahasından rakip ceza sahasına kadar git-gel yapan (box to box) ortasahalardan Şampiyonlar Ligi'nde de çok oluyor. Ramsey'ler Melo için, Hamit için artık çok çabuk. Bence bu kurguda Melo yerine 12-13 km koşabilen, genç ve güçlü bir oyuncunun, aynı zamanda ayağı düzgün bir oyuncunun oynaması gerekli. Öte yandan Melo bu düşüşünü agresifliğiyle kapatmak istiyor ama Sabri'yle girdiği tartışma takımı ateşlemenin dışında iki oyuncuya da bir sarı kart gerektiriyordu. Hakem ikisine de sarı kartı verse Galatasaray on kişi kalacaktı. Bence Galatasaray'ın defansif ortasahasından öncelikli beklentisi oyun içindeki görevlerini yerine getirmesi olmalı. Nedir o? Çok koşacak, basacak, işini yapacak. Yani adama sert tekme atmakla, adamı kovalamak aynı şey değil...

Dün kötü de oynasa, Galatasaray'ın ihtiyacı olan bu profile uygun oyunculardan en tanıdığımız isim de Ozan Tufan. Ozan tabi bütün bir sezon ortasahanın savunma yükünü çektiği için son haftalarda yoruldu ama potansiyelinin çok yüksek olduğunu düşünüyorum.

Dün maç öncesi analizlerimden bazıları tuttu, bazılarında ise yanıldım. Mesela sezon başında Prandelli'nin yaptırdığı gibi orta üçlü ile göbeği kapatıp, kontralara gidilebileceğini düşündüm. 2. golde gidildi ama ortasaha üçlü ile dahi kapatılamadı. Şunu atlamışım. Sezon başındaki Bursaspor hücum setlerinde bu kadar uzmanlaşmış değildi. Galatasaray göbeği de, bu maç yorgundu. 4-3-3 başlayan ve topu Bursa'ya veren Galatasaray rakibinin hızına yetişemediğini daha ilk dakikalardan gördü. Bursa da müthiş bir iştahla başlayıp ilk 30 dakikadan 2 farklı skoru almak istedi. Tabi Melo'nun durup dururken Josue'ye basması sonucu sarı kart görüp, ilerleyen dakikalarda hamlesiz kalması da biraz bunu sağladı.

Derinde rakibini bekleyen Galatasaray'in hiç alan kapatamadığını hemen farkeden Hamzaoğlu alışılmış sistemine dönerek Hamit'i sağa yaklaştırdı ve Galatasaray biraz daha oyuna girmeye başladı.

Bu sırada Fernandao karşısında kısa ve zayıf kalan Semih - Hakan ve Sinan Bolat üçlüsü de yan toplarda yetersiz kalmalarına rağmen şanslıydılar. İnsanlar Sinan'ın iyi maç çıkardığını söylüyor ama bence aksine bir çok çıkıp alması gereken yan topa izin verdi ve o topların direkten döndüğü oldu. Sinan bence daha çok şanslıydı. Ben kalecilerde reflekslere, akrobatik kurtarışlara öncelik vermiyorum. Kaleciyle karşı karşıya pozisyonlarda golü veya kurtarışları genelde vuran futbolcu belirliyor. Volkan Şen kalecinin üzerine sert vurunca kaleci kahraman olabiliyor, Burak ayak dibinden plaseyi bırakınca ise kalecilik bir durum kalmıyor.

Bence kaleci için en önemli ölçütlerden biri şu. Dün Muslera olsa Galatasaray bu kadar çok yan top verir, bu kadar çok kapanır mıydı? Muslera kendi kale alanına bu kadar yığılma olmasına izin verir miydi? Tabi burada Galatasaray'ın hiç kule stoperinin olmaması da yine mühim.

Telles'in penaltısı gençliğinden. Rakibini tanıyamamasından. Volkan'ı her zaman yakın savunmak gerekir, eğer penaltıdaki kadar uzak kaldıysanız da hiç hamle yapmamanız daha iyidir çünkü Volkan o hamleyi bekler. Daha tecrübeli bir oyuncu o penaltıyı yapmazdı.

Öte yandan maç öncesi analizimde tahmin ettiğim şeyler de oldu. "Savunmada Serdar Aziz kırmızı kart gördüğü için ve Civelli de sakat olduğu için genç tecrübesiz ve uyumsuz bir ikili olacak. Burak karşısında uyumsuz ve tecrübesiz olacaklar. Bursaspor'un ortasahada oyun kurarken kaptıracağı toplar Prandelli'nin 0-2 kazandığı maçtaki gibi hemen Burak'ın önüne, savunmanın arkasına atılıp gol pozisyonları doğurabilir."

Kaptırılan topta olmasa da Selçuk'un ayağındaki topa baskı yaparken dağıldılar. Bursaspor savunması öne çıkarak ortasaha göbeğini desteklemeye çalışıyor. Bu savunma arasında bir açık bulan Selçuk da Burak'ı kaçırdı, tam da beklediğim gibi bir gol oldu. Eğer maçtan önce bahis oynamak aklıma gelse 'Selçuk asist yapar, Burak gol atar' gibi tahminlere bahis yapılabilirdi :)

İlk gol de Şamil ve Ertuğrul'un uyumsuzluğu, ikinci gol de hatta üçüncü de... Maçtan sonra herkes 1997 doğumlu stoperi oynatmaya cesaret eden Şenol Güneş'i övdü ama belki de yorgun Ozan Tufan'ı Şamil'le ikili stoper yapsa ve Bekir'i göbekte değerlendirse bu kadar basit goller yemezdi Bursaspor.

Futbolda idealizm ile realizm sık sık çatışıyor. İdealist bir teknik adam olan Şenol hoca 1997'li stoperi finalde oynatmaya çekinmiyor ama bu finalleri de 1997'li oyuncular maalesef çok hırslı, istekli olsalar da kazanamıyorlar, baskı altında soğukkanlı kalabilen tecrübeliler kazanabiliyorlar. 1997'li genç stoperi belki de diğer maçlarda oynatıp pişirmek, pişirmeden böyle maçlarda oynatmamak, böyle final maçlarına daha tecrübeli oyuncularla çıkmak gerek.

Tabi idealist adam güzeldir. Herkes onun gibi olsa, yani ideal bir futbol düzeni kurulsa, uzun vadede hep o idealistler kazanır. O zaman bizim ideal ligimiz de, Ertuğrul'ları 20 milyon Eurolara satar Avrupa'ya :)

Son olarak başlığa dönersek. Kupa finali Galatasaray'a iki armağan verdi. Birincisi kupa, ikincisi seneye nelerin değiştirmesi gerektiğine dair iyi bir ders.

Monday, June 1, 2015

Türkiye Kupası Preview / Şenol Güneş ne oynatır?

Öncelikle şundan bahsedelim, Şenol Güneş Trabzonspor ile şampiyonluk mücadelesi verdiğinde kurduğu düzene çok benzer bir takım kurdu. Yine 4-2-3-1 ama gerçek 4-2-3-1.

Türkiye'de birçok takım 4-2-3-1 oynadığını düşünse de savunmada kanatlar geri geliyor ve aslında 4-4-1-1 oynuyorlar. Şöyle ki, ortasaha göbeğindeki ikili göbeği kapatıyor ve kanatlar da beklerine yardım ediyor.

Yani siz Türkiye'de 4-2-3-1 oynayan bir takıma karşı topu sağ kanat oyuncunuza atsanız, o oyuncu sol bek ve sol açıkla kapatılır. Şenol Güneş'in sistemlerinde ise göbek oyuncuları çok koşar ve o oyuncu sol bek ile sol haf oyuncusuyla kapatılır. Bu sayede Şenol Güneş'in sağ ve sol kanat/forvet oyuncuları savunmada daha çok dinlenebilir daha özgürdür, hücumda da bu sayede daha çok enerji harcayabilir.

Burak'ı şimdiki Bakambu gibi dış forvet, Engin veya Yattara'yı şimdiki Volkan Şen gibi topla yaratan kanat oyuncusu olarak kullanan Şenol Güneş yine sistem olarak fark yarattı. Tabi Şenol Güneş'in bu sisteminde Engin, Burak, Volkan Şen, Bakambu gibi isimler yıldızlaşırken, ortasaha oyuncuları da onların yükünü çekmek için çok mücadele ediyorlar.

Bu mücadelenin başında da Bursaspor'da Ozan Tufan yer alıyor. Maç başı 12-13 km koşabilen, yere sağlam basan, ayağı düzgün ve dinamik Ozan yanında Belluschi ve önünde Josue ile ortasahayı kapatıyor. Dikkat edin Şenol hocanın takımları hep göbekten topla çıkıyor ve hep göbekte Colman, Selçuk İnan, Jaja, Belluschi, Ozan ve Josue gibi teknik oyuncular kullanıyor.

***

Bence Galatasaray Bursaspor'un bu dinamik ortasahası karşısında direnç gösterebilmesi için Beşiktaş derbisindeki 11'le başlamalı ve göbekte Hamit - Selçuk ve derinde Melo ile alan kapatmalı.

Hamza Hamzaoğlu iç sahada 2-2 biten maçta bunu yapmamış Selçuk'un yokluğunda göbeği Melo ve Emre Çolak ile tutmayı denemişti. Tabi Bursaspor'un ortasahada üstünlüğü aldığı maçta Galatasaray sahasında rakibine direnememiş ve beraberliği zor kurtarmıştı.

***

Burada yeri gelmişken değinmek istiyorum. İnsanlar "Neden Bilal?" diyorlar. Neden yabancı değil, sözleşmesi biten Belluschi değil de 32 yaşında hocanın eski öğrencisi Bilal? Hoca eski öğrencilerinden başka futbolcu bilmiyor mu? Vizyon bu mu vs vs diyorlar. Şunu söylemeliyim ki, Galatasaray'da Melo ve Selçuk ikilisi 4 yıl boyunca Galatasaray'ı taşıdı 3 Şampiyonluk ve bir sürü başarıya imza attılar, taraftar ile Selçuk arasında zaman zaman sıkıntılar yaşansa da bu ikili Galatasaray'ın kilit isimleri oldular. Fakat 4 sene boyunca da Galatasaray bu iki isme alternatif üretemedi. Selçuk cezalı veya sakat olsa Emre - Yekta gibi oyuncular oynadı ve ortasaha yumuşadı, Galatasaray başka bir oyun tarzına bürünmek zorunda kaldı. Veya Melo olmadığında Hamit oynadı, başarılı da oldu ama yine Galatasaray oyun tarzını değiştirdi. Çünkü Melo ve Selçuk'a alternatif diye düşünülen isimler onların oyun tarzlarına uygun isimler değildi. Şimdi Belluschi de gerçekten çok kaliteli bir adam ama onun tipinde zaten 500 bin Euro'ya oynayan Emre Çolak da var. Belluschi de 2 milyon'dan aşağı gelmez ama Bilal 1 milyona gelir. Belluschi Selçuk yerine oynadığında yine farklı bir oyun düzenine geçilir ama Bilal'le geçilmez. Bilal'in oyun tarzı Selçuk'a oldukça yakın. Seneye 3 günde bir maç oynadığınızda atıyorum Çarşamba Manchester City, Pazar Kayserispor'la oynadığınızda Çarşamba Selçuk, Pazar Bilal oynasa düzeninizi değiştirmek zorunda kalmazsınız, Bilal Selçuk'u ikame eder. Onun gibi alan kapatarak savunma yapar ve topu Selçuk'tan da iyi kullanır.

***

Devam edelim... Melo ve Emre ikilisi Galatasaray sahasında ve iyi bir seyirci topluluğuyla oynamasına rağmen Bursaspor ortasahasını durduramamıştı. Öte yandan Prandelli ise sezonun ilk maçında Bursa deplasmanını çok iyi oynamıştı.

Prandelli o maça 4-3-2-1 çıkmış. Yekta - Melo - Selçuk üçlüsünün önüne Sneijder ve Bruma'yı serbest bırakmış ve en öne de Burak'ı atmıştı. Galatasaray alan daraltıp savunmada kapalı oynarken ilerde Bruma ve Burak geniş alanda kontraları yakalamış ve Galatasaray bu ikilinin etkili oyunuyla Bursaspor'u 0-2 yenmişti. Bruma'nın çok güzel bir asist yaptığını, Burak'ın da harika bir son vuruşla bitirdiğini hatırlatalım...

***

Bursaspor göbekten dikine ve hızlı çıkıyor. Fernandao'yu yerden ve havadan duvar olarak kullanmak hücum planlarından biri. Derinde oynayacak olan Melo hem Fernandao ile kafaya çıkıp hem de onun duvar olmasını engellerse Bursaspor'un bu hücum setini önleyebilir.

Ozan genelde sağ, Belluschi de sol haf oynuyor. Melo'nun önünde sağda Selçuk, solda Hamit oynarsa Selçuk Belluschi'ye, Hamit de Ozan'a karşı fiziksel üstünlük sağlayabilir. Tersi durumda dinamik ve güçlü Ozan Selçuk'a karşı fiziksel üstünlük kurabilir.

Bakambu 2010-2011 sezonundaki Burak Yılmaz gibi santrforun arkasından topsuz koşular yapıyor ve serbest oynuyor. Volkan'la sık sık kanat değiştiriyorlar. Galatasaray beklerinin şunu bilmesi lazım. Volkan kaleye uzak savunulmalı ve topu aldığında yakın ve sert oynanmalı. Bakambu ise topsuz savunulurken koşu alanı kapatılmalı, topla zaten tekniği iyi bir oyuncu değil, tıpkı Burak gibi. Burak o sezon santrfor oynayan Teofilo'nun veya Umut'un arkasından topsuz koşu yapıyor demiştim, Bakambu da Fernandao'nun arkasından yapıyor bu koşular. O yüzden Galatasaray stoperlerinin Fernandao'yu tutacağım diye pozisyonlarını kaybetmemesi gerekir çünkü o boşluklara Bakambu hemen sızabiliyor.

Savunmada Serdar Aziz kırmızı kart gördüğü için ve Civelli de sakat olduğu için genç tecrübesiz ve uyumsuz bir ikili olacak. Bu sene ön liberodan stopere çevirilen Şamil (Şenol hoca göbekte teknik adam kullanır ve oyunu oradan başlatır demiştik, Şamil orası için teknik olarak yetersizdi ama fiziğini ve agresifliğini kullanmak için onu stoper yaptı) ve genç Süheyl var. Süheyl daha hiç oynamadı desek yeridir. Öte yandan Ozan Tufan'ı Şamil'le stoper yapıp Bekir'i Ozan yerine ortasahada kullanmak da Şenol Güneş'in deneyebileceği aksiyonlardan biri olabilir.

Her halükarda stoper hattı Burak karşısında uyumsuz ve tecrübesiz olacak. Bursaspor'un ortasahada oyun kurarken kaptıracağı toplar Prandelli'nin 0-2 kazandığı maçtaki gibi hemen Burak'ın önüne, savunmanın arkasına atılıp gol pozisyonları doğurabilir.

Belluschi oyunu iyi gören ve oldukça çabuk bir oyuncudur ama garanti oynamak yerine her zaman riskli ve dikine oynar. Galatasaray göbeği de her ne kadar ağır olsa da çok tecrübeli ve zeki oyunculardan kurulu. Hamit - Selçuk ve Melo alan kapatarak bu dikine pasları engelleyebilir. Öte yandan Josue ise Belluschi gibi çabuk değil ama ayağı çok düzgün. Sol ayağıyla topu istediği yere istediği şiddette atabiliyor. Fakat çok fazla sol ayaklı. Onu savunan oyuncunun solunu kapatması önemli.

Son olarak Bursaspor bekleri iyi bindirir, hücumda özellikleri olan oyunculardır ama Bursaspor oyunu göbekten kurar. Belluschi ve Ozan ile veya oynarsa Bekir ile başlatırlar ve bekler ataklar olgunlaşınca çıkar. Çoğu takımın yaptığı gibi beklerden oyun kurmazlar. O yüzden Galatasaray kenar oyuncularının beklere baskı yapması elzem değil. Sneijder ve Yasin kanat savunması yaparken çok yorulmak zorunda değil.

Bence Hamza Hamzaoğlu Prandelli'den bu maçlık esinlenip, Sneijder ve Yasin'i kenarlara çok yaymadan göbekte tutmalı. Galatasaray ortasaha beşlisi Hamit - Selçuk - Melo - Yasin ve Sneijder göbeği kapatırsa kazanılan toplarda Yasin ve Burak tıpkı ilk maçta Bruma ve Burak'ın kopup gittiği gibi gidebilir ve kontralarla fişi çekebilir. O pasları da Sneijder zaten harika şekilde atacaktır. Yasin ve Burak'ın sürükleyip, kaleye götüremediği toplarda da Sneijder yine yay çevresinde şut için pası bekliyor olacaktır. Hamit de yine keza bu kontra dönüşlerinde Selçuk ve Melo'dan önde olarak kaleye daha yakınlaşması gereken bir oyuncu olabilir bu maçta.

Not: Muslera yerine Sinan'ın oynayacak olması yan toplar için Galatasaray adına büyük bir handikap oldu.

Not 2: Bu yazıda bahsettiğim Şenol Güneş'in oyun sisteminin Beşiktaş'a çok uyacağını düşünüyorum. Yeni stat ve atmosferde, böyle egemen bir oyun anlayışını benimsemeyi düşünen Şenol hoca ile başarı ihtimali çok yüksek olur. Öte yandan Sosa ve özellikle Tolgay Şenol Güneş için çok değerli bir yapı taşı olacaktır. Necip ise Şenol Güneş sonrası daimi stoper olur düşüncesindeyim.

Saygılarımla...