Monday, December 25, 2017

İlk değişiklik Gomis / Galatasaray - Göztepe maçı



4. Fatih Terim döneminin ilk maçı dün oynandı. "Nerede kalmıştık" tweetini attığından beri geçen 3-4 günde hafızamı canlandırmaya, Terim şu kadroda neleri değiştirir diye düşünmeye çalışmıştım ama spesifik bir şey aklıma gelmemişti. İnsanlar Terim'in en sevdiği şey hücum pres olduğu için ve bu ligde en çok pres yapan orta saha oyuncusu Badou Ndiaye olduğu için en önemli değişimi onda bekliyordu ama o zaten Galatasaray'da Fernando ile birlikte rolünü eksiksiz yapan iki oyuncudan biriydi. Ben açıkçası bu ikiliye dokunmayacağını düşünüyordum ve beklediğim gibi oldu ama neyi değiştirmeye çalışacağı ile ilgili bir öngörüm de yoktu. Şunu tahmin edebiliyorduk tabi... 3 günde büyük değişimleri hemen yapmayacaktı. Bunu yaparsa değiştirdiği oyunculara 'sizinle işim yok' mesajı biraz keskin olabilir ve panik yaptırabilirdi. Köklü değişiklikleri kamp sonrasına bırakacaktır. Bugün sadece küçük dokunuşlar yapacaktı. İlk dokunuşu da Bafetimbi Gomis'in rolünü değiştirmesinde gördük.

Geçmişte defalarca, (Benim sorunum bu aynı şeyleri defalarca yazıyorum) Galatasaray'da Tolga oynamadığında Gomis'in yanına 2. bir forvetin giremediğini ve Galatasaray hücumlarının daha tahmin edilir ve topsuz koşan olmadığı için de daha önlenebilir hale geldiğini yazmıştım. Bu yüzden Tolga olmadığında Garry ve/veya Yasin'i kanat/bek olarak kullanıp 3-4-2-1 gibi taktiklerin Gomis'in etrafında daha kalabalık olmaya yarayabileceğini ama Tolga'sız 4-2-3-1 veya (Tudor hiç denemese de) 4-3-3'ün gol noktasında çoğalma anlamında sonuç vermeyeceğini belirtmiştim. Hatta bunu Belhanda üzerinden anlatmaya çalışmış ve Belhanda'nın 18 içine toplu-topsuz yeterince giremeyen, yeterince skorer olamayan bir futbolcu olduğunu söylemiştim. 4-2'lik Akhisarspor maçından sonra tam olarak söyle yazmışım... "Belhanda 10 numara giyse de, 10 numara pozisyonunda oynama becerisi çok düşük. En fazla 4-3-3'te İniesta gibi 3'lü orta sahanın en ofansif 8 numarası rolünde oynayabilir ama 4-2-3-1'de 10 numara oynama, sırtı dönük top alma, şut atma gibi becerileri yok. bu beceriler olmayınca Gomis ile arkasındaki üçlü arasında (Belhanda - Ndiaye - Fernando) 40 metrelik bir kopukluk oluyor. Gomis bunlara top indirse indiremez, duvar olsa olamaz. Tabi bu sorun çözülebilir. Göbek oyuncuları forvete destek veremese de 4-3-3 veya 4-2-3-1 oynayabilir bir takım ama onların veremediği topsuz forvet koşusu desteğini kanatlar vermek zorunda kalır. Galatasaray'da o şekilde forvetleşebilecek bir kanat da yok! Feghouli Valencia'da bunu yapabiliyordu ama bu kondisyon ile hem kanat, hem forvet gibi topsuz hareketliliği gerektiren bir rolü üstlenmesi henüz mümkün değil."

Garry ve Yasin hiç topsuz gol koşusu yapamıyor değiller bugün Yasin'in attığı gol mükemmel bir topsuz 2. forvet koşusu, kafa vuruşu da yine harika ama yeterli sayıda yapamıyorlar. (Yasin biraz daha fazla yapabiliyor) 90 dakika başına 2-3 kez yapabiliyorlar. Halbuki istenen hücum zenginliğine erişebilmek için Tolga Ciğerci gibi maç başı en az 7-8 kez bu koşuları yapan 2. bir forvete gerek var. Yasin ve Garry bunları oyun bilgilerinin eksikliği, Feghouli de kondisyon eksiği nedeniyle yeterli sayıda yapamıyor (Tolga'da ikisi de var) ama Feghouli devre arası kampından sonra güçlenir, kondisyonu artarsa ondan daha fazla skor katkısı alınacaktır. O zaman "Tudor'un verim alamadığı oyuncudan Terim verim aldı" denilecektir ama bu pek adil olmaz çünkü Feghouli yaz kampını sakat geçirdi ve ligin 2. yarısında açılması zaten normal olan. Aynı durumu Latovlevici'nin de yaşayabileceğini düşünüyorum. Neyse, Fatih Terim bu Gomis'in etrafına, rakip gol bölgesine daha fazla oyuncu sokabilme sorununu nasıl çözmeye çalıştı? Cevap Gomis'i pivot santrfor rolünde kullanarak...

Tudor'un hücum setlerinin olmamasını ve hücumda ancak doğaçlama hareket edilebilmesini (Karabük'te de böyleydi) en büyük eksiği olarak söylüyorduk. Dün Garry'nin verkaçla attığı golü Tudor döneminde izleyemiyorduk çünkü Gomis'e bu pivot rolü vermiyordu. Terim Gomis'e, "Bu arkandaki oyuncular sana yaklaşıp 2. forvet olmayı bilmiyor o yüzden kanat oyuncularını top tutarak etrafına çek" demiş olabilir. Aynı şekilde Garry'e de "Bu çabukluğunu kullan Gomis'le verkaç yap" demiştir. Terim zaten pivot kullanmayı seven bir teknik adam. Nitekim dün Gomis pivot rolünü çok iyi oynadı. Komple bir forvet olduğu için hem bu tip diğerlerine 'destek' rolünü, hem de destekten bağımsız bitirici santrfor rolünü verebileceğiniz bir adam. Tabi daha net bitirmesini daha çok atmasını isterseniz topla çok buluşturup yormamak, zinde tutmak ve çok fazla sırtı dönük top aldırmamak gerekiyor ama Terim belli ki ondan gol kadar asist katkısı da almak istiyor. Bu ligin en skorer oyuncusu olma nedeni de komple forvet olması zaten.

İlk devrede Gomis, Burak ve Jahovic 14'er gol attı. Mesela Burak komple bir forvet değil. Specialist, sadece gol atmaya yönelik bir santrfor. (Specialist: Belli özellikleri mükemmel olan ve bunlar üzerinden oynayan) Diğer takım arkadaşlarını oyunun içine sokan 'destek' rollerini Burak'a veremezsiniz. O yüzden 14 golünün yanında 0 asist yazıyor. Jahovic'i tanımlayabilecek kadar çok izlemedim 5-10 maçla bu yorumu yapmak zor. Onun da 2 asisti var ama Gomis'in 14 gol dışında 4 asisti bulunuyor ve 18 gole direkt katkı ile en skorer oyuncu. Bugün Maicon'un attığı frikik golü de aslında onun asistiydi ama yazılmıyor. Orada sırtı dönük topu alıp o kadar iyi döndü ki indirmek zorunda kaldılar. Ligin 2. yarısında Gomis bu rolde oynarsa gol atma oranı düşer ama asist yapma oranı artar. Karakter olarak da çok düzgün bir insan olduğu için "Ama ben gol krallığına gidiyorum" diye itiraz etmez. Burak Yılmaz, kendisine başka roller vermeye çalışan hocalarına itiraz ediyordu mesela ama Gomis etmez. Tudor ile olan yakın ilişkisine rağmen bugün yine takımın en çok çalışan, isteyen oyuncularındandı.

Bence oynadığı ilk 17 maç itibariyle de Galatasaray'da 2000'de Hakan Şükür'ün İnter'e gitmesinin ardından gelen en iyi santrfor performansını sergiledi. UEFA Kupası'nın ardından geçen 17 yıl içinde Drogba çok üst düzeydi ama Gomis'e göre istikrarsızdı (yaşı ve maç seçmesi nedeniyle olabilir) Elmander daha da faydalıydı ama Gomis kadar skorer ve iyi bir bitirici değildi. Burak da gol noktasında çok etkiliydi ama o da Gomis kadar komple ve arkadaşlarını da oynatan seviyede değildi. Jardel hepsinden iyi bitirici olsa da o da specialistti. Arkadaşlarını oyuna sokma noktasında eksikti. Tabi Gomis yaşlandı kendisini daha uzun süre bu kadar iyi izleyebilir miyiz bilmem ama gerçekten şimdiye kadar çok faydalı bir oyun oynuyor. Tudor onu sadece bitiricilik noktasında kullanıyordu ve o rolde de çok iyiydi ama bundan sonra pivot oyunuyla da ön plana çıkacak gibi. Zira Gomis generalist bir oyuncu. Belli başlı özellikleriyle ön plana çıkıp fark yaratan değil, pozisyonunun gerektirdiği hemen her özelliği bünyesinde barındırdığı için takım oyununa da fayda sağlayan oyuncu...

Bir önceki yazımda Riekerink dönemi Galatasaray'ını uyuşuk bir halı saha takımına benzetmiştim. Bruma fazlasıyla specialist, Sneijder fazlasıyla specialist, Podolski fazlasıyla specialist takılıyordu. "Ben herkesten iyi çalım atarım, top taşırım gerisine karışmam", "Ben topu bana getirirseniz herkesten iyi şut atar, mükemmel bitiririm gerisine karışmam", "Ben hem mükemmel şut atarım, hem mükemmel pas atarım" gerisine karışmam. Birkaç specialist (özel) oyuncuyu diğer futbolcularla taşımak da bir futbol felsefesi ama bu çağ dışında kaldı. Sadece hücum edenleri sadece savunma yapanlara taşıtan takımlar 80'lerde oynuyor. Zamanla 3 taşınan oyuncu 2'ye düştü. Sonra sadece bir 10 numaralar taşınmaya başlandı ve zamanla onlar da kalktı. Gel gelelim Riekerink bir değil, iki değil tam üç oyuncuyu diğer 8 oyuncuya taşıtmaya çalışıyordu. Tudor bu çağ dışı felsefeyi değiştirdi ve çok daha generalist bir 'takım' kurdu. Belhanda, Sneijder kadar özel değil. Ne onun kadar mükemmel pas atabilir ne de onun kadar iyi şut atabilir ama kendisinin yapması gereken savunmayı başkasına yaptırmaz. Kendisinin koşması gereken yere başkasını koşturmaz. Bu da oyun akışkanlığı sağlar.

Tudor sadece Gomis'i diğer 10 futbolcudan biraz daha bağımsız kullanıyordu. Onun gücünü sadece gol noktasına saklamasını istiyordu. Terim ona da daha fazla görev yükleyip ilk maçında 11 tane generalist ile oynama sinyali verdi. Bu küçük dokunuş dışında da fazla bir şey değişmedi. İlk yarı 4-3-3'ü oynamakta zorlanan bir Galatasaray vardı. Takım boyu biraz fazla uzundu ve Galatasaray'ı beğenmedim. İkinci devre çok daha motive bir Galatasaray vardı. Savunma daha öne çıktı, hatlar kısaldı ve 2. golün gelmesinin ardından özgüven de arttı. Fatih Terim'in yüksek motivasyon farkı burada ortaya çıktı. Herhangi bir teknik adamda skor 0-1'den 2-1'e gelse bir duraksama ve oyunu tutma eğilimi görülebilir ama Terim'de skor 2-1'e gelince şevk artıyor. Galatasaray 2-1'den sonra daha da yüksek dominasyona erişti. Morali, özgüveni arttı ve 3'ün geleceği belliydi. 3'ten sonra ise yorgunluk başladı ve rölantiye alındı. Açıkçası bunu yapabilmelerini dahi beklemiyordum çünkü Galatasaray ligi çok çok erken açmış bir takım ve Tudor oyuncuların fiziksel seviyesini sonuna kadar zorlamıştı.

Tudor'un da aylar öncesinden açıkladığı gibi ilk devrenin son haftalarında yorgunluklar artacaktı. Hatta ilk devrenin son haftalarına doğru Mariano, Latovlevici gibi oyuncuların adale sakatlıkları da bu zorlama ile gelmeye başlamıştı. Bugün Garry ve Fernando'da da oldu. Bu yorgunlukla 3. gole kadar bu kadar tempo yapabilmeleri bile önemli bir başarı. Takımın en yorgun oyuncusu Maicon ise Brezilya'da ligin ilk yarısını oynayıp geldiği için aslında hiç dinlenmeden 1 tam sezon oynamış durumda. Son haftalarda bu durum performansı da çok yansıyordu. Bugün penaltı pozisyonundaki hamlesi ise maalesef çok amatörceydi. Darbe penaltı çalınması için yeterli miydi değil miydi bunlar boş, ceza sahası içinde bu hamleleri çok kontrolsüz. Rakibin açısını kapatıp beklemek yerine hamle yapıyor. Tamamen işi şansa bırakıyor yani. Topa vurursa ne ala vuramazsa penaltı! Ceza sahası içinde bu kadar kontrolsüz olması bu tecrübede bir stoper için anlaşılır değil. Buna karşın skorerliği de çok özel. Galatasaray'ın son 20 sezonunda bu kadar skorer bir stoper yok. Daha öncesi Falco'ları izlemedim.

Bu arada Terim'in değişimlerinden biri de takımın daha direkt toplarla oynaması oldu. Göztepe'ye karşı kendi sahasında Galatasaray'ın topla oynaması %54'lerde kaldı. Ayrıca pas isabet oranı ortalama %90'larda olan ve Atiba'dan sonra ligin en yüksek pas isabeti ile oynayan Fernando da bu maçta pas isabet oranını %77.6'ya kadar düşürdü. Bu hep kenardan gelen talimat sonucu dikine ve hızlı oynama isteğinin artmasıyla ilgili. Ve bu dikine-hızlı pasları ileride tutması gereken de bir pivot gerekiyor... Gomis'in top kontrol ve sırtı dönük top alma becerisi de oldukça iyi olduğu için pivot pozisyonunu bu maçta gayet iyi oynadı.

Farklı oynayan oyunculardan biri de Linnes'ti. Linnes bundan önce oynadığı 9 maçta tam 700 dakika sahada kaldı ve toplam 5 orta kesmişti. 5'i de isabetsiz olmuştu. (9 maçta 5 orta ligin en az orta deneyen beki demek) Bu maçta ise 2'si isabetli 6 orta kesmiş. Yani 9 maçta 700 dakikada yaptığını sadece 1 geçti! Sol yerine sağ bek oynadı diye değil çünkü geçen senelerde sağ bek oynadığı maçlarda da orta kesme sayısı yine aynıydı. Ha iyi mi oynadı derseniz ben yine beğenmedim. İkili mücadele kazanma oranı bu kadar düşük sınırlı sayıda var ve bu oyuncu üstelik bir savunma oyuncusu. Birine bir omuz atayım, bir sert gireyim diye ödü kopuyor. Karşısında fiziksel olarak kendisini hiç zorlayamayacak Halil oynadığı için de dün rahattı. Açıkçası kendisinin yerine Yasin'i veya Koray Günter'i falan sağ bek oynatmak çok daha makul geliyor bana.

Son olarak Badou Ndiaye ile ilgili yapılan yorumlar... Osmanlıspor'da daha skorerdi Tudor kullanamadı deniyordu ve hiç katılmıyordum. Galatasaray'da daha skorer olabilir mi? Evet olabilir ama o zaman Galatasaray savunması bu kadar iyi olmaz! Osmanlı'da daha skorerdi çünkü arkasında hem Musa, hem de Mehmet Güven oynuyordu. 3'lü orta sahanın en ofansif oyuncusuydu, enerjisini bu kadar çok adam kovalamak yerine topsuz gol koşularına veya topla çıkışlara saklayabiliyordu. Galatasaray da pekala Fernando 6, Belhanda 8 ve Ndiaye 10 numara da oynatılabilir Osmanlıspor'daki gibi ama Belhanda'nın yapacağı pres ve savunma gücü ile Ndiaye'nin arasında büyük fark olacaktır. Bugün Süper Lig'de en çok top kapma hamlesi (pres) yapan orta saha Ndiaye, 2. sırada da Karabüksporlu Poko var. Ndiaye, Galatasaray'ın rakiplerinin topu ayağında fazla tutamamasını, organizasyon yapıp oyun kuramamasını sağlayan isim. Bu kadar büyük bir defansif sorumluluğu da varken ve bu sorumluluğu yerine getirmek için savunmada müthiş bir enerji harcarken de ondan ekstra hücum katkısı beklemek haksızlık.

Tolga o ekstra hücum katkısını veriyordu çünkü Tolga defansta bu kadar boğuşup bu kadar enerji harcamıyordu. Ndiaye'nin top kapma hamleleri hem çok cesur, hem çok hızlı, hem de çok sert. Rakiplere kamyon gibi çarpıyor ve yere de sağlam basıyor. Şakası yok. Bir oyun kurucu olsam bu Ndiaye yüzünden Galatasaray'a karşı oynamak istemezdim çünkü rakip oyun kurucuları gözüne kestirip oyun kuralları içinde dövüyor ve bölüm bölüm değil 90 dakika boyunca yorulmadan dövüyor. Kendisinin buradan bir kez daha hakkını verip, Galatasaray'ın gizli kahramanı olduğunu yazıp bitirelim.

Saturday, December 23, 2017

4. Fatih Terim dönemi ve Galatasaray'da yaşananlar...



Fatih Terim Milli Takımdan gönderildiğinde tarih 26 Temmuz. O dönem daha ligin başlamasına 2 hafta var. Galatasaray transferleri bile tamamlamamış, Östersunds'a elenmiş. Tudor'a güven az değil yok! Bu durumda Galatasaray yönetimi Terim'e gitmek yerine Tudor'la devam dedi. Ardından harika bir başlangıç ve sonra sırayla Fenerbahçe, Trabzonspor, Başakşehir maçları günden güne Tudor eleştirildi, Beşiktaş derbisinde zirve yaptı ve Yeni Malatyaspor maçıyla da bardak taştı. Bu bardak Galatasaray'da çok çabuk taşıyor. Küçük bir bardak ve 5 damlada taşıyor. Bunun taraftar gözünde başlıca nedenlerinden biri de, boşta Galatasaray'a gelmeye can atacak elit bir teknik direktör olmasına rağmen Tudor gibi genç bir teknik adamla yola devam edilmesiydi... Her kulüp Terim gibi elit bir teknik adamla çalışma şansı yakalayamıyor. Ben bu dönemde Terim'in herhalde getirilemediğini, bu durumda da Tudor'u göndermenin mantıksız olduğunu savunuyordum.

Nitekim Tudor gönderildiğinde de doğrudan Fatih Terim'e gidilmek yerine menajerlerin önerileri öne çıktı. Ronald Koeman, Blind, Michel Preud'homme, Marc Wilmots gibi Belçika - Hollanda merkezli isimler. Hiçbiri Terim seviyesinde olmadığı gibi Türk futboluna da çok uzak isimler. Bunların futbol kültürü ile Türk futbol kültürü arasında inanılmaz farklar var ve Tudor'u gönderip bunlardan birini getirmek böyle bildiğin gözü kapalı koşmaya çalışmak kadar şuursuzca bir eylem. Sonra Bilic dendi mesela o da ligi Tudor kadar tanıyor. O da Tudor gibi büyük maç kazanamıyor. O da Tudor gibi genç. O da Tudor gibi agresif, disiplinli, çalışkan bir takım kurabilir ama o da deplasmanlarda maç almayı bilecek bir tecrübeye sahip değil. Tudor'dan fazlası da yok eksiği de yok. O halde neden değiştirip daha yüksek maaş vereyim? Fatih Terim dışında bu adı çıkan isimlerden kimi getirseler Tudor'u kovmak rezalet derecede yanlış bir karardı ve bu kararı verdiklerini düşünüyordum. Sonra nasıl olduysa birden Terim'e gittiler ve Galatasaray'dan teklif gelsin diye can atan Terim de hemen kabul etti.

Terim için Galatasaray, Dursun Özbek için de Terim oksijen kadar gerekli bir hale gelmişti. Yoksa ikisinin de sonu geliyordu. Bazı isimler tarafından bence siyasi nedenlerle dışlanan Terim, Bosna Hersek'e gidebilirdi tabi, yine büyük paralar da kazanırdı ama dışarıda bırakılmış, bir nevi bu belli başlı isimlere kaybetmiş olurdu. Bu da onun kariyeri ve karakteri için çok üzücü bir son olurdu. Terim kaybedecekse bile işte böyle bir meydan okuma ile kaybetmeliydi. Ne oldu, ne değişti de Dursun Özbek daha önce yapamadığı, Temmuz ayında ortam çok daha müsaitken yapamadığı bu hamleyi şimdi yapabildi onu bilmiyorum. Belki de sadece yapmak istemedi de ben komplo teorisi ürettim. (Komplo teorileri maalesef böyle. Ne kadar aptalca olduğunu bilsek de çok üretiyoruz)

TUDOR'UN MİRASI

Neyse öyle yada böyle bu hamle gerçekleşti. Buna en çok da Tudor'un mirasının yağmalanmayacağını düşündüğüm için seviniyorum. Yukarıda ismi geçen hocalardan biri gelse, Mancini - Prandelli gibi ligi ve kültürü bilmediği için birçok transfer yaptıracaktı. Pandev - Dzemaili gibi kendi bildiği adamları aldıracaktı ve belki bu güzel atılmış temel bozulacaktı. Neyse ki Terim'in Galatasaray'ın tüm maçlarını izlediğini, bazı oyuncularla daha önce çalışmış olduğunu ve en önemlisi 2000 doğumlu genç oyuncuları bizzat kendisinin takip edip altyapıya kazandırdığını biliyoruz. Onun dışında gelenler Galatasaray'ı 3 maç bile izlememiş olacaktı ve başkalarının raporlarına göre tam da transfer dönemi öncesi tutarsız, rastgele kararlar vereceklerdi. Bu da yine sil baştan yapılmasına sebep olacak. Aynı şeyleri yine yaşayacaktık.

Peki Tudor ne bıraktı miras olarak? Scout ekibi ve Cenk Ergün ile birlikte iyi kurguladıkları bir kadro bıraktı. 20 milyon euroluk oyuncu satıp, 40 milyon euroluk harcama yaparak +20 milyona bu transfer piyasasında sıfırdan takım kurduklarını hesaba katarsak önemli bir iş başardılar. Zira o enkazdan 20 milyon çıkarıp sıfırdan 40 milyona bu takımı kurmak günümüz piyasasında hiç de kolay değil. Bunu Riekerink daha kolay yapabilirdi ama yapacak cesareti yoktu. Neymar - Mbappe transferleri öncesi piyasa bu halde değildi. Üstelik Sneijder o yaz hala 5-6 milyon euro edebilecek, Podolski de yine 5-6 milyon euro edecek bir oyuncuydu. Riekerink o yaz 10 milyonluk oyuncu satıp 20 milyonluk transfer yaptı. Pekala Podolski - Sneijder'i de hala para ederken elinden çıkarıp 20 milyonluk satış yapıp 30 milyonluk bir harcama yapabilir, Cenk Ergün - Scout ekibi ile kafa kafaya verip bu yıl atılan temeli geçen yıl başlatabilirdi ama o artık kokmaya başlamış cesedi mumyalamaya çalıştı. Scout ekibine danışmak yerine bonservis + maaş 10.2 milyon euroluk yatırımın Eren Derdiyok'a yapılmasına izin verdi. 5 milyon euroyu Amerika'ya emekliliğe gitmiş De Jong'a bizzat yatırdı.

Sonuçta da bu Sneijder - Podolski gibi oyuncuların eline bakmak zorunda kaldı. Onların diğer oyuncular tarafından taşınması üzerine, kalu beladan kalma bir oyun felsefesi güttü. Bu iki oyuncu ile birlikte çabucak yıldız psikolojisine giren Bruma takımın sürekli bireysel hücum etmesine neden oldular ve bunlar yüzünden takım eksik savunma da yapıyordu. Podolski, mükemmel sol ayağı var. Topu sadece ayağına istiyor ve soluna çekip şut atmaya çalışıyor. Sneijder, müthiş şut ve pas özelliği var, topu sadece ayağına istiyor ve şut veya asist için doğru zamanı bekliyor. Bruma, müthiş bir dripling yeteneği var ve topu sadece ayağına isteyip doğru zamanı bekleyip slalomlarla işi bitirmek istiyordu. Üçü de müthiş özellikleri olan adamlardı ama üçü de doğru zamanı BEKLEYİP, herkes tarafından ezberlenen hücumlarını zorluyorlardı. Diğer Galatasaraylı futbolcular da sürekli onları bekliyordu. Galatasaray hücumda ne yapacağı son derece bilinen ve bu üçünün yarım yarım savunma yapması nedeniyle hiçbir maçta rakibine doğru dürüst pres de yapamayan, hükmedemeyen bir takımdı.

Podolski yeri geliyor solla müthiş bir şut çıkarıyordu, yeri geliyor Sneijder harika bir asist yapıyordu veya Bruma mükemmel bir slalom golü atıyordu fakat hep yerinin gelmesi BEKLENİYORDU. Koskoca Galatasaray takımı bu üç futbolcunun eline bakıyordu. Bu yüzden geçen sezon Galatasaray deplasmanda Adanaspor'a bile hükmedemeyen, 1-0 zor yenen bir halı saha takımıydı. Tolga geçen sezon da Galatasaray'daydı ama bir tane bile topsuz gol koşusu neden yapamadı? Bu sene her maç 10 kere topsuz gol koşusu yapan Tolga, geçen sene bu koşuları 1 kere bile neden yapamıyordu? Nasıl yapsın? Önünde Sneijder var sabit, "topu bana ver, BEKLE, yerine git savunma yap" diyor. Sağda Podolski var sabit. Topu ayağına istiyor ve BEKLE yerine gidip savunma yapmak zorundasın. Sağında Bruma var aynı. Üçü de topu koşu yollarına değil sadece ve sadece ayaklarına istiyorlar çünkü topsuz oyunda ölü gibi hareketsizler. Bruma'nın topsuz koşu yapacak aklı, diğer ikisinin de kondisyonu yok. Diğer 8 futbolcu da bu üçünü taşıyor ki bunlar bir gol - asist yapsın da biz de gol yemezsek kazanalım.

Tamamen çağ dışı bir halı saha futbolu. Üstelik bu, her yaz kampından kilolu dönen, sürekli sakatlanan ve her sakatlıktan yine kilolu dönen Sneijder ile ekibi verdiklerinden de 3-5 kat fazla maaş alıyordu. Bugün Tudor'un ve Cenk Ergün ile scout ekibinin kurduğu takımda Sneijder kalitesinde pas atacak, Podolski kalitesinde şut atacak ve Bruma kalitesinde adam geçecek bir oyuncu yok ama 11 kişi hücum edip, 11 kişi savunma yapabilecek bir takım disiplini var! Belhanda en kötü oynadığı maçta bile sürekli koşturduğu için önü açılan ve her maç 10 kere topsuz gol koşusu yapan bir Tolga var. Önünde topu sadece bana at gerisine karışma diyen ve deniz dubası gibi hareketsiz bekleyenler yok! Önünü açanlar var. Bu sayede Adanaspor'a bile hükmedemeyen Galatasaray gitti ve Gençlerbirliği'ne 5, Osmanlı'ya 3, Kayseri'ye 4 atan Anadolu takımlarını ezebilen bir 'takım' geldi. Bunu yaptığı, bu eşitlik ve takımdaşlık olgusunu yarattığı için de Tudor bana göre Riekerink'in 5 gömlek önünde bir adam.

Bir Anadolu takımı başkanı olsam şimdi değil ama sezon sonunda ilk gideceğim hoca adaylarından biri Tudor olur. Şimdi ismi Alanya - Antalya ile anılıyor. Bunlar için yanlış seçim olur çünkü ligin en çok koşanlar listesinde Alanya 17, Antalya 18. sırada. Tudor'un olayı yaz kampı. Savaşacak, mücadele edecek, fizik gücü yüksek bir takım kurabiliyor ve Karabükspor kadar kalitesiz bir kadroyu da bu yüzden geçen sene ligin orta sıralarına kadar çıkardı, bu sene Karabükspor kadrosunun gerçek yerini görüyoruz. Tudor devrede Antalya - Alanya'dan birine giderse geçen sezon Galatasaray'da Sneijder'in ekibiyle yaşadıklarını yaşayıp bu takımlarla küme de düşebilir ama yazın gideceği bir Anadolu takımını olduğu seviyenin yukarısına çıkaracağını düşünüyorum.

SÜPER LİG'DE YERELLİK GERÇEĞİ

Yukarıda Fatih Terim'in ligi, kadroyu tanımasının ve bu yüzden sil baştan yapılmayacağının önemine kısaca değindim. Bunu açmak istiyorum. Örneğin son yıllarda Fenerbahçe'de neredeyse her sezon şu oldu. Her sezon öncesi yeni hoca Miroslav Stoch'un Avrupa ön elemelerinde küçük bir takıma karşı attığı jeneriklik gole kandı ve Stoch'ta iyi bir potansiyel olabileceğini düşündü. Ardından 2-3 maç oynattı ve takım için ne kadar zararlı (topsuz oyunda hiç yok, savunmada hiç yok, sürekli ayağına top isteyip, sürekli top kaybı yapıp, ezbere oynuyor) bir futbolcu olduğunu anlayana kadar puan kaybetti. Sonra Advocaat ve Vitor Pereira Alper Potuk'un merkez ortasaha mı, kanat mı olduğunu çözene kadar da yine puanlar kaybettiler. Halbuki Stoch konusunda hata yaptığını bilen Kocaman bu sezon başı da Stoch jeneriklik gol atmasına rağmen takımdan gönderdi. Alper'i de 'pas almayı' bilmeyen bir oyuncu olduğu için merkez orta saha olarak denemedi.

"Ligi bilen hoca" deyimi hep küçümsenir ama özellikle Süper Lig gibi kendine has dinamikleri olan liglerde son derece önemli. Son 10 yılda sürekli yerli hocaların çalıştırdığı takımların şampiyon olması, lig ortasında ta Avustralya'dan hoca getiren Karabükspor'un, Popovic kültüre alışana kadar son sıraya düşmesi aklıma gelen ilk örnekler. Ayrıca son yıllarda şunu çok net gördük. Dil, din ve kültür farkı yüzünden Şenol Güneş, Premier Lig'de takım çalıştıramaz, Bilic ise çalıştırabilir ancak Şenol Güneş Bilic'ten 3 kat daha kaliteli teknik direktördür. Benzer şekilde Fatih Terim... Yine benzer şekilde Aykut Kocaman... Bizden olanı aşağı ve küçük görürken keyif alıyoruz çünkü o daha dokunulabilir. Toplumda biz gençlerin yabancılara karşı hayranlığı var. Özellikle Avrupalılara karşı. Sebebi basit Avrupa'nın eğitim seviyesi, kültür seviyesi, sanatı, sporu, yaşam standartları hepsi bizden çok daha iyi. Buna özenmekten daha doğal bir şey de yok ancak bu durum bizi sık sık genelleme yapma hastalığına düşürüyor.

Gözü kapalı olarak Avrupa'dan gelen her bir sporcunun veya teknik adamın, Türkiye'dekinden daha iyi, daha donanımlı olduğuna inanıyoruz. Halbuki "Bu da dahil, bütün genellemeler yanlıştır." Friedrich Nietzsche bu paradoksu şunu demek için söylüyor. "Bu söylediğim ifade 'bütün genellemeler yanlıştır' sözü de bir genelleme ve bu doğru bir genelleme ama sırf genelleme yapmak yanlış olduğu için, doğruyu söylesem de yanlış! Genelleme yapmayın, ne olursa olsun doğru olduğunu düşünseniz de, genelleme yapmak tehlikeli ve yanlış"

Kim söylemişti hatırlamıyorum, "Yusuf, Abdülkadir gibi gençler Trabzon'da çok daha kolay eleştiriliyor çünkü daha geçen yıl bu çocukları onların mahalledeki mekanda pide yerken görmüşler. Daha geçen ay uzun sokakta rastlamışlar. Bu çocuklar onlardan biri. Halbuki Milan'dan gelen Sosa el üstünde, havalimanında karşılanıyor... Milan'a yükselmiş, bonservisi, CV'si..." İşte bu kafa yüzünden, sırf Avrupa'dan geliyor diye daha oynamadan havada karşılamalar yüzünden, bitmek üzere olan Sosa sezon başında 2 maç vasat oynadı diye ligin en potansiyelli futbolcusu Yusuf'u kesecekti. Aşağılık kompleksi olmayan bir takım der ki, "Bize Yusuf'u verin, biz size 10 milyon euro + eşantiyon olarak da bu bitmek üzere olan Sosa'yı verelim" ama bizim gibi aşağılık kompleksi geliştirmiş toplumlarda bu kadar yetenekli adam 2 maç vasat oynayınca "Bu bizim velet şımardı, Sosa gibi tecrübeli adam varken ancak yedek bekler" diyoruz. Yerel olanı hep bir aşağılama ve bu sayede marjinal görünme hevesi var yeni nesilde.

Bunu Fatih Terim için de "Taktik teknik bilmez ancak gazla takım yönetir" diyerek ortaya seriyoruz. Andre Pirlo'nun kendini fazla oynatmayan Terim için yazdıkları her yerde büyük bir şevkle paylaşılırken, Rui Costa'yı zirveye çıkaran Terim için Rui Costa'nın söyledikleri gizlenmeye çalışılıyor. Bunları zamanında ben de yaptığım için sebebini, hangi aşağılık kompleksiyle yazıldığını iyi biliyorum.

Blog yazdığımız 20'li yaşların başındaki dönemde Galatasaray Cana'yı transfer etmişti. Cana transferi öncesinde Blog kültürünün öncüsü Bülent Timurlenk kendisi için övgü dolu, şahane makaleler yazmıştı. "Öyle cesur, böyle kahraman..." müthiş epik bir anlatım... O dönem Bülent Timurlenk bizim için rol model olduğundan ne kendisinin yanılma şansı, ne de Cana'nın kötü oynama ihtimali vardı! Rıdvan Dilmen "Yahu bu Cana'dan alt liglerde bile sürüyle var" dediğinde sinirden kuduruyorduk. Bizden çıkan Mehmet Topal'ı bir pas hatasında yerden yere vururken Cana'nın onunla aynı teknik yetersizlikte olduğu gibi, fiziksel olarak da ondan çok daha geriye gitmiş olduğunu kabul edecek fikri özgünlükte değildik. Ezbere yazıyorduk, başkası iyi dedi diye ve yakışıklı, karizmatik olduğu için iyi diyecektik. Bizim Malatyalı Topal'ın ondan iyi olacak hali mi vardı? Bal gibi vardı... Sadece bir sezon sonra Mehmet Topal Valencia'da 30 maça çıkarken, Cana Lazio'da yedek kalacaktı ve fiziğini kaybettiği için ertesi sezondan itibaren de onu ancak stoper yapabileceklerdi...

Neyse insanlar hakkında yargılarımızı farkında olsak da olmasak da böyle kafamızda geliştirdiğimiz genellemeler, ön yargılar belirliyor. Bunları yıkmak için bütün bu dış etkilerden sıyrılıp objektif bakmak gerek. Bence Fenerbahçe'de Kocaman ayrıldığından beri gelen en iyi teknik adam da Kocaman. 5 hafta önce kovulmanın eşiğine gelmişti. O gün kovulsa bugün Fenerbahçe'nin 2. olma şansı bence yoktu. Bu Süper Lig'de kendi kendine gelişen yerel rekabet teknik adamları da çok geliştirdi. Bence Gençlerbirliği - Manisaspor dönemlerindeki potansiyelli teknik adam Ersun Yanal kendisini geliştirmezken ve hala aynı Yugoslav faulü üzerine kurduğu taktikle kendisini tekrar ederken Aykut Kocaman ise sürekli gelişti. Bu sezon 20 yıldır takip ettiğim Süper Lig'de gördüğüm en büyük çarpışmaya tanıklık edeceğiz ve bu adamların her biri (Avcı, Kocaman, Güneş, Terim, Çalımbay, Sumudica, Tuna) bilgi - birikimleri noktasında saygıyı hak ediyorlar. Onlar sayesinde şahane bir yarış izleyeceğiz.

Bu yazıda biraz fazla felsefe yapıp sıktığımı biliyorum. Biraz da karman çorman bir yazı oldu. Terim hangi sistemde oynar, kimlerden nasıl verim alır gibi düşünceleri okumak sizlerin çok daha ilgisini çekerdi tabi... Ama onları Göztepe maçı sonrasına saklayalım. Son olarak her Galatasaraylı grubunda tartışılan konuya değinip bitirelim. "Fatih Terim'in 2013'teki ayrılığının ardından affedilmesi normal mi? Sen affedebildin mi?" Bu gibi soruları bir kaç kişiden aldım ve bir arkadaşa da bu konuda cevap vermiştim. Onu buraya ekleyip bitirmek istiyorum...

"Ben de hata yaptığını düşündüm o dönem. Hakkında çok sert yazılar da yazdım. Daha sonra işin diğer boyutunu da öğrendim ve şuan iki tarafın da hatalı olduğunu düşünüyorum. Bence burada önemli olan nokta şu. Hayatta hiçbirimiz bembeyaz veya simsiyah değiliz. Benim hayatımda hatalarım, üzdüğüm insanlar oldu. Herkesin oluyor. İnsanın en çok kendi siyahlarına bakıp kindar olmaya hakkının olmadığını görmesi lazım. Hayatında hiç hata yapmamışsan, bembeyazsan hiç kimseyi affetme ama benim gibi sıradan bir adamsan kendin gibi hatalar yapanları affetmeyi öğrenmelisin ki kendini de affedebilesin"

Monday, December 18, 2017

Yolun sonu / Yeni Malatyaspor - Galatasaray maçı



Galatasaray'da Tudor döneminin sonuna gelindi. Muhtemelen bugün gönderilmiş olacak. Bundan sonra neler olabileceğine en sonda değineceğim ancak öncelikle (çok anlamı kalmasa da) maçı yazmak istiyorum... Igor Tudor çoklarına göre Conte gibi İtalyan menajerleri örnek almaya çalışsa da bence Guardiola'dan kopya çekmeye çalışan (bu kötü bir şey değil) biri. Beklere kanadı tek başına kullandırmak ve kanat oyuncularını forvetleştirmeye çalışmak bu kopyalardan biriydi. Üçlü savunmanın göbeğine sırf diğer stoperlerden daha çabuk diye Denayer'i koymak da Guardiola'dan çekmeye çalıştığı kopyalardandı. Bunu defalarca denedi, defalarca olmadı ama dün yine denedi. Tudor'la ilgili en büyük sıkıntı da başından beri bu oldu. Çalışkan, disiplinli, hırslı ve genç bir adam. Genç ve tecrübesiz bir adamın hatalar yapmasından daha doğal hiçbir şey yok ancak hataları sürekli tekrarlaması büyük bir hayal kırıklığı...

Geçen gün Abidal, Fitbol Dergisi'ne üçlü savunmayı anlatıyordu. "Pique üçlünün sağında Puyol ortamızda ben de soldaydım. Bu sayede Dani Alves sağ forvete kadar gidebiliyordu" diyor. "Üçlü savunma ile merkezden oynamak zorundasınız, öyleyse ortasındaki oyuncu Puyol gibi hızlı olacak, mesafe yapabilecek, savunmayı yönlendirecek. Öyle bir stoperiniz varsa üçlüyü oynarsınız yoksa mecburen 4'lü oynayacaksınız" diyordu. İşte Tudor başından beri Denayer'den Puyol yapmaya çalışarak hataya düşüyor! Halbuki Denayer'in Puyol'a tek benzerliği kalçasının büyük olması! Öte yandan elinde üçlünün ortası için mükemmel başka bir oyuncu var. Sistemler, taktik deneyler 500 milyon euroluk takımlarda güzel görünüyor ama unutmayalım geçen sene Clichy, Fernando, Kolarov, Sagna gibi oyuncular elindeyken bizzat Guardiola'nın kendisi de bu üstün sistemsel fikirlerinden istediği verimi alamadı. Eğer sistemsel bir üstünlük yaratmayı düşünüyorsanız şüphesiz o sisteme uyacak kalitede ve özelliklerde futbolcular da gerekiyor.

Puyol üçlü savunmada çizgiyi çok iyi ayarlıyordu çünkü çok konsantre ve pozisyon bilgisi çok iyiydi. Denayer'in en büyük eksikleri ise bunlar. Konsantrasyonu düşük ve pozisyon bilgisi çok kötü! Dün Fransa'da maçı takip eden arkadaşlarımla yazışıyorduk. Fransız spiker Denayer için "Herhalde uyuyor, birinin uyandırması gerek" demiş. Bunu 2015'te stoper oynadığı 2-3. maçından sonra yazdığımı hatırlıyorum. "Bu Denayer farklı meziyetleri olan ilginç bir çocuk ama pozisyon alma berbat, sahada uyuyor bunun bu kötü konsantrasyon ile stoper değil bek oynatılması doğruymuş" yazmıştım. Benim gibi amatör, hiç profesyonel futbol dahi oynamamış bir göz bile 2-3 maçta Denayer'in bu büyük eksiğini fark edebiliyor (Fransız spiker daha da çabuk farketmiş) ama onunla onlarca idmana çıkan, birçok maçta onu stoper oynatan Tudor bunu göremiyor. Üstelik Tudor, stoperliği en üst düzeyde Juventus'ta senelerce yapmış bir adam! Buna akıl erdiremiyorum. (Halbuki David Moyes da, Belçika Milli Takımı hocası da, Hamzaoğlu da daha önce Denayer'in stoper zaaflarını görmüştü ve bek yada ön libero oynatmışlardı. Tudor'un hepsinden önce görmesi gerekirdi!)

Sonra Puyol pozisyon bilgisi, savunma liderliği, defansın çizgisini ayarlama gibi mental melekelerinin dışında fiziksel olarak da çarpışan bir adamdı. Böyle her önüne gelen pivot santrforun sırtında maçı izlemezdi. Serdar Aziz gibi gerekirse burnunu, kafasını kırar ama kafa topuna öyle çıkardı. Denayer'de bu da yok. Bir Linnes seviyesinde olmasa da Denayer bir savunma oyuncusunda asla olmaması gereken kibarlıkta oynuyor... Neyse yeniden maça dönelim... Bu plan yapılabilir. Bir şey düşünürsünüz ama sahada uygulanamaz, olabilir. Yanlış düşünmüşsünüzdür ancak daha önce yaptığınız bir planın, tutmadığı çok bariz şekilde ortadayken bunu tekrar denemek... İşte o noktada size dair umutlara büyük bir balta indiriyorsunuz. Daha önce Adebayor'un Denayer'i nasıl sırtında gezdirdiği test edilip görülmüşken kendisini ligin etkili pivotlarından bir diğeri Boutaib'e teslim etmek... Olacak iş değildi ve bu sefer plan, Başakşehir maçından daha da kötü kurgulanmıştı.

Tudor kafasındaki bu üçlü düşüncesini (hızlı bir stoperin üçlünün ortasında sarkık oynayıp savunmayı öne çıkarma fikri) daha geçen sene denedi. O zaman elinde Denayer de yoktu ve Semih ile denemişti. Yanına da Cavanda - Carole gibi atlet iki oyuncu daha koymuştu. Sonuç mu? Yine duran toplar. Yine uzun atılan hava toplarının süpürülememesi... Bu sene bu üçlü düşüncesini Fenerbahçe derbisinde denedi, Serdar sakatlanınca 4'lüye döndü. Sonra Başakşehir'de de denedi yine tutmadı. Şimdi de Yeni Malatyaspor maçında denedi. 4. kez aynı taktiği hemen hemen aynı oyuncularla deniyor. 3 mağlubiyet - 1 beraberlik. Halbuki Tudor'un çok iyi verim aldığı 3'lü denemesi de oldu. Konyaspor deplasmanına 4-2-3-1 başladı. Takım kısır oynayınca göbeğe Fernando'yu koydu. Fernando'nun sağında Maicon solunda Denayer orta sahanın sağında Mariano, solunda Latovlevici ile takım ciddi manada daha iyi oynamaya başladı ve maçı da 2-0 aldı. Sonra aynısını Akhisarspor maçında 2. yarı yaptı. Mükemmel sonuç verdi.

Fernando üçlünün ortasında, sağında Denayer solunda Serdar. O kadar iyi sonuç verdi ki gollerden birini Fernando attı, birini Denayer sıfıra inip attırdı. Yani Galatasaray pekala üçlü oynadığında olumlu sonuç alabildi ama doğru oyuncularla oynadığında alabildi! Bu olumlu sonuçlar Konya ve Akhisar maçlarında kör göze parmak derecesinde görülmüştü ama Tudor ısrarla bunu görmeyip kendi ezberini uyguladı. Yukarıda dediğim gibi 3'lünün ortasında savunma liderliğini üstlenebilecek Denayer'den kat be kat Puyol'unuz olabilecek bir adam var. O da Fernando! Fernando'nun hava topuna çıkma becerisi Denayer'in iki katı, Fernando'nun oyun kurma becerisi Denayer'in iki katı, hepsinden önemlisi Fernando'nun savunmada liderlik etme ve pozisyon bilgisi Denayer'in 5 katı! Yani savunmanın ortasındaki organizatör isim için doğru adam Denayer falan değil! Bunu Adebayor karşısında nasıl görmezsin! Oradaki doğru adam Akhisarspor maçını çeviren kişi Fernando... Onun üçlünün ortasında oynadığı taktik ile Denayer'in üçlünün ortasında oynadığı taktik arasında müthiş bir oyun kalitesi farkı var ama Tudor bunu göremedi. Kafasına yerleştirdiği bir ezber yüzünden göremedi.

Malatya maçına çıkardığı üçlü Trabzonspor ve Başakşehir deplasmanlarından da kötü üçlüydü. Çünkü hadi o maçlarda bir planı vardı. Savunmayı çok önde kurup baskı yapacak, Denayer daha çabuk olduğu için savunma arkasına atılan topları süpürmeye çalışacaktı. Galatasaray iki maçta da (Trabzonspor ve Başakşehir) ilk 15-20 dakika oyunu rakip yarı alanda oynadı ama bireysel hatalardan gelen gollerle dağıldı... Bu maçlar bir derece anlaşılırdı fakat bu maçta Denayer'in önüne Fernando koymak tam olarak saçmalıktı. Denayer'i savunmayı öne çıkarmak ve rakibi baskı altına almak için üçlünün ortasında kullanıyorken onun önüne, onu ileri çıkarmaya engel olacak bir stepne koyuyorsun! Üç stoper ve önüne bir ön libero koymak demek. Savunmada 4 oyuncuya "Siz burada çakılı kalın" demek oluyor. Zaten üçlünün sağındaki Maicon ve solundaki Ahmet'in kalın fizikleri ile geniş alanda topla çıkma, yeri geldiğinde bek gibi oynama meziyetleri yok. Öyle olunca son derece defansif 4 oyuncuyu kendi sahana sabitliyorsun. Bu kadar çakılı oynayacaksan bari Maicon'u al merkeze de Boutaib'e boğuşsun!

Üçlünün kenarlarında oynamaya en yatkın stoper Denayer. Akhisar maçında yaptığı asist örnektir. Denayer stoper olmasına rağmen ilginç bir top sürme ve top hakimiyeti becerisi var. Top sürme ve hakimiyeti senelerdir bek olan Linnes'ten 3 kat daha iyi. Onu üçlü savunmanın kenarlarında oynatıp yeri geldiğinde bek gibi topla öne çıkmasını da kullanabilir +1 kişi hücuma katılabilirsiniz fakat önüne Fernando'yu dikince bunu da kullanamıyorsunuz. Geçen haftaki maçtan bir iki gün sonra twitterda bir arkadaş bana "Sen olsan Malatya maçına nasıl çıkarsın?" diye sormuştu. Ben de şöyle demiştim. 3-4-2-1 Sağdan sola Serdar - Fernando - Denayer / Yasin - Ndiaye - Selçuk - Garry / Feghouli - Belhanda / Gomis. Bu kadroya şaşırmış Maicon'u sormuştu. Ben de Maicon'un üçlü savunmaya pek uygun olmadığını. Üstelik Galatasaray'a geldiğinde zaten Brezilya'da yarım sezon oynadığını, burada da yarım sezon oynayıp yorulduğunu ve fiziksel olarak dinlenmeye ihtiyacı varmış gibi göründüğünü belirttim. Ayrıca Maicon dışında diğer oyuncular da sezonu erken açtıkları için yorgunlar son haftalarda ama ligin ilk yarısının sonuna doğru bu zaten bekleniyordu.

Dün Maicon maalesef Yeni Malatyaspor maçında da aynı yorgun, bitkin görüntüdeydi ama onu bu hale sokan nedenlerden biri de Tudor'un yanlış tercihi oluyor. Hem Ahmet, hem Maicon fiziksel olarak ilk adımları oldukça ağır oyuncular. Bu oyuncuları üçlünün kenarlarında oynatınca ister istemez açılmak, geniş alana yayılmak zorunda kalıyorlar. Bu oyuncuları geniş alanda geçmek rakip kanatlar için kolaylaşıyor. Başakşehir maçında da Elia Miacon'u perişan etmişti. Tudor yaptığı tercih hatasını Denayer-Adebayor üzerinden göremedi bari Maicon-Elia üzerinden görmeliydi. Galatasaray as kadrosunda 3'lü savunma sistemine uymayan iki futbolcu var biri Maicon (Kapalı savunma yapacağınız zaman üçlünün ortasında olabilir ama onun dışında bu ağırlıkla üçlüde zor) diğeri de Mariano. Mariano çok sempatik bulduğum ve çok da beğendiğim bir oyuncu. Teknik ve mental olarak üst düzey ama öyle bazılarının söylediği gibi Eboue'den iyi falan değil. Eboue'nin fizik kalitesi, dayanıklılığı Mariano'nun çok önündeydi.

Eboue'ye çizgiyi tek başına kullandırabilirsiniz ama Mariano çizgide tek başına git-gel yapabilecek fizikte bir oyuncu değil. Başakşehir maçında mesela Maicon'un çok yalnız kalma nedeni de buydu. Mariano 4'lünün sağ beki, Maicon da 4'lünün stoperi için uygun isimler ayrıca Mariano'nun üçlünün sağ stoperi olarak da Mascherano vari çok iyi oynayabileceğini düşünüyorum. Ayrıca sezon başından beri Galatasaray'ın en iyi, en komple stoperinin Serdar olduğunu düşünüyorum. Bugün hem üçlünün ortasında, hem üçlünün kenarlarında, hem de 4'lüde Galatasaray'da en iyi stoper opsiyonu kendisi fakat böyle bir deplasmandan önce de ishal olunur mu? Zaten sık sakatlanıyorsun böyle ucuz bir sebeple bir kez daha takımı bu halde bırakmak olmadı. Bülent Korkmaz olmak için Bülent agresifliği, Bülent fedakarlığı, Bülent cesareti var kendisinde ama Bülent profesyonelliği de olmalı. Böyle bir sebeple maç kaçırmamalı.

Neyse maç üç kilitli stoper ve bir ön libero ile baştan Malatya'nın oynaması üzerine kurgulanmış gibiydi, Tudor kendi takımını kelepçelemiş gibiydi ve 2-0 olduktan sonra da doğru dürüst izleyemedim. Feghouli'nin çok kötü oynadığını, Yasin ve Ndiaye'nin ise elinden geleni verdiklerini göz ucuyla izlediğim kadarıyla görebildim sadece. Bu maçla ilgili çıkarılması gereken son taktiksel ders olarak eklenmesi gereken de Fernando'nun üçlü savunma yapıldığında orta sahada işlevsizleşmesi. Zaten yanlış hatırlamıyorsam Pep de üçlü oynadığında Fernando'yu stoper yapıyordu (Yanılıyor olabilirim böyle bir şey hatırlar gibiyim sadece) 4'lü savunmanın önünde orta saha olarak Fernando gibi tek yönlü bir orta saha kullanılabilir ama zaten üçlü stoper oynadığın bir maçta bir de tek yönlü defansif orta saha kullanmanın manası yok. Bu senin ağırlık merkezini geri çekiyor. Üçlü stoper yapıldığında en güzeli (Konya ve Akhisar maçında gördüğümüz gibi) Fernando'yu stoperin ortasına koyup onun liderliğinden, oyun kurmasından, sakinliğinden, tecrübesinden ve pozisyon bilgisinden faydalanmak.

Yani aslında Galatasaray'ın problemi üçlü savunma değildi! Üçlüyü yanlış kurgulamaktı... Tudor maalesef elindeki kadro dar olmasına rağmen bunu randımanlı da kullanamadı. Önceki gün "Garry Linnes'in, Selçuk da Ahmet'in çok önünde kaliteye sahip. Tudor, bu daha kaliteliler yedek kalıp sırf 4-2-3-1 oynayacağım diye daha kalitesizleri oynatırsa bayağı hayal kırıklığı olur. Hocalık elindeki kadrodan max fayda almaksa 3-4-2-1 çıkmalı. Ki Akhisar maçında farkı da gördük." yazmıştım. 4-2-3-1 çıkmadı ama elinde daha kaliteli olanları kullanabilecek bir çözüm de üretemedi. Normal bir teknik direktör şöyle düşünür. "Kulübemde, oynatmayı düşündüğüm Linnes'ten çok daha kaliteli bir futbolcu var. Bu futbolcuya nasıl yer açabilirim? Kulübemde oynatmayı düşündüğüm Ahmet'ten çok daha kaliteli bir yedek var. Kalitelilere yer açmak için ne yapabilirim? Bu çözümü bulamadığınız sürece o ilk goldeki Ahmet ve Linnes uyumsuzluğunu yaşamayı hak ediyorsunuz. Çünkü elinde daha yüksek verim alabileceklerin varken sen daha azını seçtin.

Tüm bu yukarıda yazdıklarımdan daha şaşırdığım konu da Linnes tercihi. Yukarıdakiler taktik yanılsamalar, ben farklı düşünürüm, o farklı düşünür. Belki benim yukarıda olumlu olmasını öngördüğüm sistem çıksa 5 yiyecekti. Bunları bilemeyiz, tahmin yürütüyoruz sadece ama bilinmesi çok net, 2 kere 2 = 4 kadar net bir tercih var. 4'lü orta sahanın kanadında yedekteki Garry, sahadaki Linnes'ten en az 2 kat daha kaliteli. O halde nasıl Garry yedek kalır da Linnes oynar? Tudor'un bu kadar net bir kalite farkını ayırt edemeyecek kadar sabit fikirli olduğuna inanamıyorum. Linnes'in kanat beki olarak Garry'den daha iyi olduğunu iddia edecek biriyle futbol bile konuşulmaz ancak Tudor bunu inanılmaz şekilde yaptı. Bir telkin mi? Yönetim mi karıştı nasıl böyle bir seçim olabilir aklım almıyor. Maçı bitirelim. Tudor bugün gidecek gibi... Yerine Fatih Terim gelmedikçe gelecek olan hocanın sezon sonu takımı ilk 3'e sokabileceğine ihtimal vermiyorum. Bu kadar güven ve kontrolünü kaybetmiş Tudor'un da bu saatten sonra kalsa da ilk 3'e sokabileceğine ihtimal vermiyorum.

Fatih Terim dışında Bilic gibi isimler yazılıyor. Bilic geleceğine Tudor hiç gitmesin sezon sonu başka formüller düşünülsün çünkü Bilic'in Tudor'dan pek bir artısı yok. Yine bazı adı geçen yerli hocalardansa Tudor sezon sonuna kadar kalsa daha iyi. Terim konusuna ise kısaca değineyim. Bence EURO 2016'dan sonra Özbek tarafından çok istendi. Serdar Aziz'den o dönem ismi geçen Mert Günok'a, Florya'ya ziyarete gelen Amrabat'a kadar bütün transfer hamleleri de Terim'in döneceğini gösteriyordu ancak dönemedi. Hiçbir bilgim yok sadece okuduklarımdan ve 'okuyamadıklarımdan' dolayı komplo teorisi olarak düşüncem Terim'in siyasi güç tarafından Galatasaray'da istenmediği. Komplo teorilerini de, komple teorisi yapmayı seveni de sevmem, komplo teorisi aptal adam işidir ama bu olayda başka bir şey düşünemiyorum. Zira Dursun Özbek'in üzerinden sorumluluğu atabilmek adına tek çıkış kapısı Terim iken, Terim'in EURO 2016'dan sonra sığınabileceği en iyi liman Galatasaray iken bu birliktelik olmuyorsa orada iki taraftan güçlü bir el vardır.

Galatasaray Yönetimi siyasetin gücünden çekindiği için bence Terim'e teklif götüremiyor. Terim Galatasaray'dan ayrılıp Milli Takıma giderken çok samimi olduğu isimlerle (Yıldırım Demirören falan değil tabi ki) şimdi aynı samimiyette değil. Neden aynı samimiyette olmadıklarına dair bazı fikirlerim var ama bu tahminler dedikoduya girer ve dedikodu yazmak istemem. Ben Terim'in dönme ihtimalini başından beri çok az gördüğüm için Tudor'a daha sakin bir çalışma ortamı yaratılması gerektiğini düşündüm. Yoksa Tudor ile Fatih Terim arasındaki fark, Bilic ile Şenol Güneş arasındaki fark kadar büyüktür ama Şenol Güneş'i getiremiyorsanız devrede Bilic'i gönderip yeni bir Samet Aybaba'ya dönmenin de manası yok. Umarım bu komplo teorim, adına yakıştığı üzere benim aptalca bir kuruntumdur ve yarın Galatasaray'da 4. Fatih Terim dönemi başlar. Aksi durumda bence sene sonu ilk 3 imkanı yok.

Sunday, December 10, 2017

Yanlıştan doğruya... / Galatasaray - Akhisarspor maçı


Takımı hırslı, özverili oynatabilmenin yollarından biri taktiğin buna uygunluğundan geçiyor. Taktik olarak sahaya doğru yayılamıyorsanız, oyuncu yapınız taktiğinize uygun değilse hırslı, mücadele gücü yüksek bir oyun oynama şansınız da kalmıyor. İstediğiniz kadar çok arzulayın, sahaya doğru yayılmaz ve birbirinize yakın duramazsanız, kafası kesik tavuk gibi sağa sola koşturursunuz. İlk 15-20 dakika Badou Ndiaye'ye bakınca bunu düşünüyordum. Galatasaray için bana göre sezonun en kritik maçıydı. Zira Beşiktaş maçı özgüven zedeleyici bir maçtı. Futbolcuların mental olarak toparlanması güç olabilirdi ve Akhisarspor da iyi kapanabilen bir takımdı. Maçtan önce twitterda "Galatasaray için sezonun belirleyici maçı olacak bence. Yaralı aslan gibi saldırır net bir galibiyet alırlarsa her şey normale döner. Yok oyuncular ıslıklanma korkusuyla sorumluluktan kaçar, ezik, bitkin bir oyun oynarsa bir daha toparlamak zor. Kırılma maçı." yazmıştım. Ve açıkçası tam da beklediğim gibi bir maç oldu. Bunun üzerinden gitmek gerek bence.

Galatasaray'da maça bazı oyuncular yaralı aslan, bazı oyuncular ise ezik aslan gibi başladı. 4-2-3-1 dizilişi de onları birbirinden uzaklaştırdı aradaki bağları kopardı ve yardımlaşamadılar. En son 15-20. dakika gibi Ndiaye de tek başına koşturmayı bıraktı ve takım kaderine razı oldu. Devre arasında Tudor hem takımı ateşlemeyi hem de oyuncuları birbirine yakın tutacak taktiksel değişikliği yapamasaydı işi bitmişti. Sadece Galatasaray kariyeri değil, teknik adamlık kariyeri ciddi manada darbe alacaktı ancak nihayet bir maçta devam planını çok iyi uyguladı. Bu haftaya kadar onun için hep, "Başlangıç planı var devam planı yok" diyordum. Bu hafta ise başlangıç planı yoktu, devam planı ile belki de kariyerini kurtardı. Peki Tudor devre arasında neyi değiştirdi? Gelin buna bakalım...

TOLGA YOKSA 3'LÜ SAVUNMA!

Geçmişte Galatasaray'ın 4-2-3-1 oynadığı haftalara değinmiş ve "Galatasaray bu sistemle kazandı ama kazanırken de kötü oynadı" yazmıştım. Tolga'nın oynadığı dönemde 4-3-2-1 sistemi çok başarılı uygulandı. Hatta sezon başı Galatasaraylı taraftarların zevkten dört köşe olduğunu hatırlıyoruz fakat Tolga'nın sakatlığı sonrası işler değişti. Kötü oynayıp kazanırken Tolga'nın değeri ilk etapta anlaşılamadı puanlar kaybetmeye başlayınca ve daha önemlisi Galatasaray dominantlığını kaybedince Tolga'nın değeri bugün daha iyi anlaşılıyor. Tolga Galatasaray'ı 12 kişi oynatan isim. 4-2-3-1'de ise 11'e 11 oyuna dönüldü. İlk kez 7. haftada Karabükspor maçında 4-2-3-1 net olarak oynandı. Sonra 8. hafta Konyaspor deplasmanında da oynandı. Ardından 2-0'lık Alanyaspor maçında da oynandı. Beşiktaş derbisine 4-4-1-1 yapıldı (Galatasaray, Beşiktaş karşısında 4-2-3-1'den ziyade defansif bir 4-4-1-1 dizilişi belirlemişti. Muslera hata yapana kadar da istediğini alabilir görüntüdeydi ama 1-0 yenik duruma düşerse ne yapması gerektiğine dair bir planı yoktu)

İlk üç maç Karabükspor, Konyaspor ve Alanyaspor maçları 4-2-3-1 ile kazanılsa da Galatasaray bu sezonki seviyesinin altında oynamıştı. Bunun bariz nedenleri var... Gelin onlara bakalım.

GALATASARAY 4-2-3-1 VE 4-3-3 NEDEN OYNAYAMIYOR?

Birinci nedeni Feghouli'nin kondisyonu yeterli seviyede değil. Onu sağ çizgiye göndermek gücünü daha da düşürmek anlamına geliyor. Halbuki kendisi çok zeki bir oyuncu ve Gomis'in yanına yaklaştırıp 2. forvet gibi kullanmak gerekli. Ancak bu 4-2-3-1'de veya denenmedi ama denense 4-3-3'te mümkün olamıyor.

İkinci nedeni de Belhanda. Sırtı dönük top alamayan, top kontrolleri zayıf bir oyuncu. Belhanda 10 numara giyse de, 10 numara pozisyonunda oynama becerisi çok düşük. En fazla 4-3-3'te İniesta gibi 3'lü orta sahanın en ofansif 8 numarası rolünde oynayabilir ama 4-2-3-1'de 10 numara oynama, sırtı dönük top alma, şut atma gibi becerileri yok. bu beceriler olmayınca Gomis ile arkasındaki üçlü arasında (Belhanda - Ndiaye - Fernando) 40 metrelik bir kopukluk oluyor. Gomis bunlara top indirse indiremez, duvar olsa olamaz. Tabi bu sorun çözülebilir. Göbek oyuncuları forvete destek veremese de 4-3-3 veya 4-2-3-1 oynayabilir bir takım ama onların veremediği topsuz forvet koşusu desteğini kanatlar vermek zorunda kalır. Galatasaray'da o şekilde forvetleşebilecek bir kanat da yok! Feghouli Valencia'da bunu yapabiliyordu ama bu kondisyon ile hem kanat, hem forvet gibi topsuz hareketliliği gerektiren bir rolü üstlenmesi henüz mümkün değil.

3. neden olarak da Feghouli dışında diğer kanatlar Yasin veya Garry'nin zaten Gomis'in yanına forvet olacak bir oyun akılları yok.

4. neden olarak da bu 2. forvet oyununu oynayabilecek nadir isimlerden biri Sinan Gümüş kazanılamıyor, takıma monte edilemiyor. Öyleyse şu etapta, en azından Feghouli %100'ünü bulana kadar bu takımdan 4-2-3-1 veya 4-3-3 sistemleri ile optimumu alma şansı yok. Ancak Alanya maçı gibi, Konya maçı gibi idare edebilir.

Tolga 4-3-2-1'de Gomis'in yanına sokulan forvet olduğu için (Hem göbek, hem kenardan gelebiliyordu) yukarıda belirttiğimiz eksikliği tek başına gideren oyuncuydu. O halde Tolga oynamadığında rakip kaleye daha kalabalık gidebilmek adına tek koşul 3'lü savunmadan geçiyor.

Zaten Galatasaray'ın mevcut kadrosu üçlü savunmaya çok daha müsait bir kadro! Sadece Mariano 4'lü savunma dışında bek oyununda sıkıntı yaşıyor onun dışındaki neredeyse tüm oyuncular 3'lüye daha müsait. Evvela Garry ve Yasin! Birbirine çok benzer artılara ve eksilere sahip bu iki oyuncunun 4-3-3'ün veya 4-2-3-1'in kanadı olarak ciddi eksiklikleri var. Hücum bölgesinde oyun zekaları düşük ve karar hataları nedeniyle çok fazla pozisyon öldürüyorlar. Bu oyuncular buna rağmen müthiş bir fizik kondisyona sahip. Dayanıklılıkları çok yüksek ve kanadı tek başına kullanabiliyorlar. Bu oyuncuları rakip kaleye yakın tutmaktansa hamallık görevi vermek çok daha faydalı olacaktır. Bu iki oyuncu da 3-4-3 gibi sistemlerde 3'lü savunmanın önünde kanat/bek görevi görüp takımı Tolga'nın göbekte box to box oynayarak yaptığı gibi +1 kişi oynatabilecek oyuncular. Üstelik bu Tudor'un yüksek tempo seven oyun anlayışına da çok uygun ama Tudor eleştirilerden etkilenip takımı 3'lü oynatma konusunda bence bu haftaya kadar korkaklık etti. Yoksa bu takım 7. haftada Tolga sakatlandığından beri 3'lüye dönmeliydi.

3'lüye dönüşün yarayacağı 3. adam Denayer. Kendisini 4'lü savunmanın stoperi olarak kullanmak zor. Pozisyon bilgisi çok zayıf ve göbekte kontrolsüz ancak 3'lünün kenarları için atletik, çabuk, topla ilişkisi iyi ve dripling de yapabilen bir oyuncu. Dün 3. golü attırdığında stoperdi işte! Dün Tudor bu 3'lüye dönme değişikliğiyle 9 kişi hücum edebilmeyi sağladı aslında! 80'lerin futbolundan kalma yorumcularımız 3'lüyü sadece defansif önlem sanıyor ya hani... Halbuki oyun kurucu Fernando'yu geri çekti. Denayer'i de oyuna katmış oldu. Geride tek stepne Serdar kaldı ve eksik takım karşısına Muslera ve Serdar hariç 9 kişi yüklendi. Son derece doğru ve ofansif bir değişikti 3'lüye dönmesi. İlk golü atan Fernando stoperdi, 3. golü attıran Denayer stoperdi! Önemli!

Denayer'e benzer bir oyuncu da Carole. Bu ikisi 4'lünün beki olduğunda hücumda zayıf kalıyorlar ama 3'lünün kenar stoperi olduklarında önemli fiziksel avantajları var. Devre arası transfer yapmak zor. Juventus Şampiyonlar Ligi ve Serie A iddiası varken bu sezon birçok maça 11 çıkardığı Asamoah'ı 3-5 milyon euro için bırakmaz. Aynı şekilde Filipe Luis de devrede ayrılmaz. Sevilla Güney Amerika'dan 11 milyon euro verip yeni bir sol bek aldı. Carole'u da ilk 11'de oynatıyorlar ama devre arasında Galatasaray ile anlaşıp onu geri gönderebilirler. Böyle bir durumda Carole da üçlü savunma alternatifi için iyi olurdu çünkü bugün itibariyle Galatasaray'da üçlü savunma adına tek eksik, solak bir stoperin olmaması. Sonra Linnes de 3'lünün önünde kanat/bek oynamaya daha müsait. Feghouli de arkasındaki kanat/bek çizgiyi tek başına kullandığında 2. forvet olarak içeriye daha kolay girebiliyor... Yani bu üçlü düzen, Galatasaray'da çok futbolcuyu parlatır. Öte yandan Fernando'nun üçlünün ortasında oynayabilme avantajı da var. Zaten Tudor bunu Konyaspor maçında da denemişti. Konyaspor maçında 4-2-3-1 ile başladı sonra Fernando'yu geri çekip Denayer - Maicon - Fernando üçlüsü yaptı Latovlevici ve Mariano'yu da orta sahanın kanatlarına dönüştürdü. O maç içi değişiklik de Galatasaray'a çok iyi gelmişti ama bizim basın ve yönetim 3'lü savunmayı bir şeytan icadı gibi taşladığı için adam bunu denemeye korkuyor.

Tabi korkmamalı. Lider olan o. Çok eleştiriyorlar diye bariz daha faydalı olan bir taktiği terketmemeliydi. Peki sadade gelelim. 12 kişi oynamayı sağlayacak Tolga yoksa, Garry ve Yasin'den bu +1 kişilik dayanıklılığı alabilir dedik. Bu değişiklik hücumda Feghouli ve Belhanda'yı Gomis'e ister istemez daha da yakınlaştırıyor. Guardiola Mendy için söylemişti bunu. "O ve Walker kanadı tek başlarına kullanabildikleri için onların önünde kanat/forvet gibi oynayan Sterling gibi isimler daha özgür kalıp içeri girebiliyor. Buna karşın Mendy sakatlandı ve Delph'i sola koyduk. O Mendy gibi o kanadı tek başına kullanabilecek bir oyuncu değil. O yüzden onun önünde Sane'yi de çizgiye daha yakın oynatmak durumunda kalıyoruz" diyor.

Yazının başında bazı oyuncular Beşiktaş maçından sonra yaralı, bazıları da sönük aslan gibiydi dedim. O maçın mental bir geri dönüşü mutlaka olacaktı. O 'bazı' oyunculara değinip bitirelim...

Beşiktaş derbisinin ardından bazıları hırslanacak, bazıları da düşecekti. Normal. Maç başında stresli oldukları göze batıyordu. Galatasaray ligi erken açan bir takım. İlk devrenin sonuna doğru yorgunluk belirtileri de beklenen gelişmelerdendi. Bu sebeplerden dolayı Mariano ve Maicon'da bir düşüş olduğunu düşünüyorum. Muslera da derbideki hatasını atlatamadı. Aslında bu ikinci kez yaşanıyor. Galatasaray 5 ayda bir hoca değiştirmese geçmişteki olaylardan daha kolay çıkarımlar yapar. Sadece 2 sezon önce Muslera 2015-2016 sezonu başında Sivasspor deplasmanında çok kötü bir gol yedi. Aatıf'ın zayıf şutunu elinden kaçırmıştı sezonun ilk haftası. 2. hafta öncesi herkes kendisine sahip çıktı ama o baskıyı atlatamadı ve 2. hafta Osmanlıspor maçında da daha kötü bir gol yedi. Bu gole çok benzer. Kalesini boşaltmıştı. Adam da 30 metreden çaprazdan vurup atmıştı. Muslera'nın hatalardan etkilendiği bilense bu maça Carrasso ile başlanır Muslera bir hafta dinlendirilir sonra ertesi hafta oynatılırdı.

Bu maçta suçluluk psikolojisiyle kahraman olmaya, her topa çıkmaya çalıştı ve daha kötü oldu maalesef. Maicon ve Mariano'ya dönelim. İkilisi 3'lü savunmaya Galatasaray'da pek uymayan iki oyuncu olabilir. Mariano mükemmel bir tekniğe ve oyun bilgisine sahip ama fiziksel bazı dezavantajları var. Gidince dönememeye başladı. Başakşehir maçında Maicon'u çok yalnız bırakmıştı ve Beşiktaş maçında da aynısı oldu. Özellikle bu iki maçta sıkıntı yaşadı. Maicon'da da böyle durumlarda pozisyon alma sorunu yaşanıyor. Mariano birini kaçırırsa Maicon stoper olduğunu unutup atlıyor. (Tudor herkese atlayın dediği için olabilir ama sen son adamsın) Göbekten ayrıldığında zaten ağır bir oyuncu olduğu için dönüşü de olmuyor. Başakşehir'in attığı 3. golde Elia'ya koşması. Bursaspor maçında Galatasaray'ın yediği tek golde sağ taç çizgisine çıkması hep hatası. Serdar ondan daha çabuk olmasına rağmen pozisyonunu bırakıp bu kadar uzağa, taç çizgilerine kadar gitmiyor.

Beşiktaş maçında mücadele olarak ayakta kalabilen nadir isimlerden biri Maicon'du ama pozisyon alma olarak sınıfta kaldı. 1-0'dan sonra birçok pozisyonda Galatasaray Mariano ve Maicon ile sağ bekte iki kişi, stoperde Serdar tek başına gibiydi! Merkezin tamamen açılmasında payı vardı. Mariano maalesef 3-4-3'ün sağında kanadı tek başına git-gel kullanmada zorlanıyor. Bu maçta da kendisini deparlarla çok zorlayınca sakatlandı. Garry ve Yasin için o deparları atmak daha kolay mesela ama Mariano'ya onları 10 tane attıramazsın. Açıkçası bu oyun zekası ve tekniği ile Mariano'dan 3'lü savunmanın sağında Mascherano vari bir oyuncu olabilir gibi geliyor bana ama Maicon şu formuyla biraz sıkıntı yaratıyor... Tabi onun da ofansif katkısı çok yüksek. Rotasyon zaten bunun için var. Formsuz olduğunda yerine alternatif yaratabilmek için... 3'lüye dönülmesi Galatasaray'ın eksik olan kulübe gücünü de arttıracaktır. 3'lüye dönülüp Carole geri çağrılırsa üçlü savunma için Galatasaray'ın çok opsiyonu olacak ve o zaman Koray gibi oyuncular da kiralanabilir.

Maicon ve Muslera dışında Belhanda da korkak bir başlangıç yaptı ancak 2. devre Ndiaye'yi daha öne kendisini de daha geriye oyun kurucu gibi alan Tudor iki oyuncunun da performansını yükseltecek doğru hamleyi yaptı. Zaten Ndiaye de 5 dakikada iki asistle o değişikliğin doğruluğunu kanıtladı. Şimdi "Fernando'nun golündeki de asist mi canım?" diye itiraz eden çok oluyor. Ndiaye özelinde değil. Geçmişte de bunların da değerli olduğunu, gereksiz küçümsendiğini düşünüyordum. "Ne var sadece yanındakine 3 metre pas attı" diyebilirsiniz. Marifet pası atma becerisi değil zaten. Rakip kale önünde seti oluşturan doğru pozisyonu alması. Bazen asisti çok iyi pas veya orta yapmanıza gerek kalmadan doğru pozisyon alarak yapabilirsiniz. Ndiaye oralara girebildiği için asist yapmış oldu. Aynı şekilde son golde de Belhanda, Feghouli'ye asist yapmış sayılacak. "Adam pas atmadı bile" diyeceksiniz. Farketmez ceza sahasına doğru driplingi yaptı, pozisyonun gelişimini sağladı.

2. yarıda bence Tudor'un tek hatası Yasin ile Garry'nin pozisyonunu değiştirmemesi. Garry'i sol kanada Yasin'i 4'lünün sağına koysa bence daha verimli olurdu çünkü dar alanda Garry daha çabuk. Akhisar da 2. yarı komple kapandığı için Garry rakip kale önünde muhtemelen Yasin kadar top kaybetmezdi ve kısa bacaklı, zor marke edilen yapısı ile daha verimli olabilirdi. Tabi geniş alan olsa da tam tersi Yasin önde Garry'den daha faydalı olabilirdi. Yine de ikisi de Galatasaray ön oyuncusu olmak için yetersiz. Bugün 3. golde Feghouli'nin topun üzerinden atladığı pozisyonda Garry'nin de Yasin'in de arkalarındaki Belhanda'yı görme şansı yok. Feghouli bence Galatasaray'ın en zeki oyuncusu. Beşiktaş'ın en özel oyuncusu Oğuzhan olduğu gibi Galatasaray için de bu oyuncu Feghouli. Onu gereksiz koşturmadan, yormadan Gomis'e yakın tutmakta fayda var çünkü Galatasaray'ın en tahmin edilemeyen oyuncusu o. Diğerleri savunması kolay, sürprizsiz hareket ediyor. Ama Oğuzhan, Feghouli gibi oyuncuları savunmaya zekanız yetmiyor çünkü ne yapacaklarını kestiremiyorsunuz.

Bundan sonra Yeni Malatyaspor ve Göztepe maçları var. Muhtemelen bu maçlarda Mariano olmayacak. Tudor'un rest çekip 3'lü ile oynaması sağa tek başına Yasin, sola tek başına Garry'i koyması gerek. Veyahut korkaklık edip 4'lü ile puan kaybetmesi de kariyerini belirleyebilir.

Sunday, December 3, 2017

En net tablo / Beşiktaş - Galatasaray


Beşiktaş - Galatasaray derbisiyle ilgili gördüğüm en doğru, en akıllıca yorumu; maçta her şeyini veren Bafetimbi Gomis yaptı. Genelde futbolcular maç sonu röportajlarında mantıklı hiçbir şey söylemezler. Zaten tansiyonları hala yüksektir ve ezbere hiçbir manası olmayan açıklamalar yaparlar ancak Gomis kadar olgun ve zeki bir adamsanız Türk basınının maçla ilgili yapamayacağı veya yapmayacağı(!) yorumu siz o yorgun, bitkin halinizle bile yapabiliyorsunuz. Gomis maç sonu "Bugün biraz yazık oldu. Beşiktaş burada iyi bir takım. İlk golde kişisel bir hata yaptık, bu da onlara güven verdi. Bazı açıklar verdik ve sonuç 3-0 oldu. Biraz genç ve yeni bir takımız. Otomatiklik eksiğimiz var. Beşiktaş ise 3-4 senelik bir takım; olgunluk ve otomatikliğe erişmiş bir takım. Sezon başından beri iyi şeyler yaptık. Daha iyilerini yapmak için daha çok çalışacağız." Evet maçın özeti Gomis'in söylediği kadar kısa. 'Biz genç bir takımız' derken takımın yaş ortalamasından bahsetmiyor. Oyuncular tecrübeli olabilir ama takım daha üç aylık ve yeni emekliyor.

Türk basınının geneli, olaya bu açıdan bakabilecek zihinsel olgunlukta değil. Olaya bu açıdan bakmasını bilenler de bu yorumu yapmıyor çünkü 'gerçek' ve 'doğru' bu toplumda satın alınmıyor, değer görmüyor. Bu kadar net ve basit bir doğru yerine bol bol yangın yapar, ajitasyon üretirseniz, soyut kavramlarla konuşur 'Sen Galatasaray'sın böyle oynayamazsın' gibi içi bomboş şeyler söylerseniz daha değerli oluyorsunuz. Söylemeniz gereken "Sen Galatasaray'sın böyle oynayamazsın" değil. Söylemeniz gereken "Sen Galatasaray'san, 4 yılda 6 kez hoca değiştiremezsin. Değiştirirsen, her defasında sil baştan yaparsan. Her seferinde sil baştan yaparsan yol alamazsın ve yol almış bir takım geldiğinde seni böyle ezer..." Bu somut. Galatasaray'ın armasıymış, formasıymış, adıymış soyut. Söylenmesi gereken bu. Bugünün mağlubiyeti bugün alınmadı. 4 yıldır alınıyor. Ağustos ayında kurulan bu takımın 3 ayda bundan daha fazla gidebileceği bir yol yok. Dünyanın en iyi hocasını da getirsen, takım oyununun kalitesinin bundan çok daha iyi olma şansı yok. Dünyanın en iyi hocası iyi oynamasa da puanlar almasını bilebilir, bu maçtan 0-0'la puan çıkarmasını falan bilebilir ama bu Galatasaray'ın bu Beşiktaş'a karşı oyununu kabullendirme ihtimali, daha iyi futbol oynama şansı yok. 3 aylık yeni doğmuş tayı, dünyanın en iyi jokeyi de gelse, 3 yıllık yarış atından hızlı koşturamaz. 3 yıllık yarış atı hiç jokeyi olmasa bile 3 aylık tayı geçer. Bu maçın çok jokeylik tarafı o yüzden yok.

Bu söylediklerimden "Galatasaray'ın Beşiktaş'tan puan alma şansı yoktu" anlamı çıkmıyor. Beşiktaş - Akhisarspor maçı gibi oyun 0-0'da bitebilirdi. Bu söylediklerim "Galatasaray'ın oyun olarak Beşiktaş'a üstünlük kurma şansı yok." demek. Porto'nun da yok, Monaco'nun da, Leipzig'in de, Fenerbahçe'nin de... Beşiktaş bu yıl bu takımlarla art arda 10 maç yapsa 6-7 tanesini kazanır. 1-2 maç berabere bitebilir, 1-2 maçı da kaybedebilir ama genelinde üstün olacaktır çünkü daha kaliteli, yol almış bir takım. Monaco geçen sezon çok üst seviyeye çıktı yaz döneminde çok sayıda oyuncusunu satmak zorunda kaldı. Mecburen başa döndüler ve Beşiktaş'a diş geçiremediler. Porto mali olarak sıkıntıya girdi. Yeniden yapılanmak zorunda kaldılar, Beşiktaş'a diş geçiremediler. RB Leipzig yeni bir takım, bu seviyelere yeni çıktı, Beşiktaş'a diş geçiremediler. Yeri geldi berabere kalmayı başardı Porto, Monaco ama diş geçiremediler çünkü Beşiktaş daha güçlü çünkü Beşiktaş 4 yılda 6 teknik direktör değiştirerek güçlenemeyeceğini Demirören kabusuyla öğrendi. Onun yerine 6 yıldır yol aldı. Şenol Güneş dönemini baz alarak 3 yıllık takım diyorum ama aslında öncesi de var. Adım adım gelişen 6 sezon var. Şenol Güneş öncesi 3 sezon bile hazırlıktı ve Şenol Güneş kendisine verilen mirası daha da geliştirerek 114 yıllık Beşiktaş futbol takımı tarihinin en üst seviyesine çıktı. Beşiktaş'ın 114 yıllık tarihinde bundan daha kaliteli, daha üst seviyeye çıktığı bir dönem yok. "Efendim Fatih Terim'e de sıfırdan kadro kurulmuştu 2011-2012'de ilk sezonunda şampiyon yapmıştı." Güzel de o dönem Galatasaray'ın bütün rakipleri yeniden kuruldu. Fenerbahçe - Trabzonspor şikeden dolayı kadroda sil-baştan yapmak zorunda kaldı. Beşiktaş da zaten batıktı o dönem. Başakşehir de piyasada yoktu. Şimdi Tudor'un 4-6 yıl önde yol almış iki rakibi Başakşehir ve Beşiktaş var!

Beşiktaş daha önce defalarca 'sil baştan' yaparak hiç yol alınamadığını acı tecrübelerle öğrendi. Aynı anda Quaresma, Guti, Simao, Almeida, Fernandes kim varsa transfer edildi ama sabretmeden hiçbir şey olmadı. Çünkü gerçek futbol, FIFA Playstation oyunu gibi değil. 100 üzerinden 85-90 gücü olan adamları topladım hop gelir gelmez 90'lık oynatıyorum değil... Herkes söylüyor. Kulüp takımları, Milli Takımların çok daha üzerinde futbol oynuyor. Milli Takımlar kadro olarak kalitesiz mi? İtalya Milli Takım kadrosu Napoli'den kalitesiz mi? Değil ama Napoli ile İtalya Milli Takımını 10 maç yaptırsanız 6-7 tanesini Napoli kazanacak çünkü Napoli aynı kadroyla 4 yılda 150 maç yaptı. Bu sürede İtalya sürekli değişen kadrolarla 50 tane maç yapmadı. 150 maçın uyumu ve birlikteliği, daha kaliteli kadrosu da olsa uyumsuz bir takımı yener. Bugün Beşiktaş kadar uyumlu, Beşiktaş kadar kompakt pres yapmak ve paslaşmak için, Gomis'in dediği gibi bu seviyede 'otomatiklik' kazanmak için birlikte daha çok maç kaybetmeleri, daha çok hata yapmaları gerekir. Beşiktaş bu hataları yaptı. Sayısız derbi kaybetti Şenol Güneş'e gelene kadar. Şimdi denecektir ki 5 yıl önceki Beşiktaş'tan bir tane futbolcu bile kalmadı... Hayır öyle değil! Olcay Şahan, Beşiktaş'ın bu günlere gelmesinde bir misyona sahipti, binanın temelindeki önemli bir kolondu, görevini yaptı. Yaptıkları orada duruyor. Veli Kavlak benzer bir misyona sahipti. Görevini yaptı, yaptıkları takım üzerinde durmaya devam ediyor. Beşiktaş 6 yılda hiç sil baştan yapmadı. "Olmadı, baştan yapılanıyoruz" demedi. 6 yılda hiç sezon ortasında hoca değiştirmedi!

Bugün Galatasaray'daki leş yiyicilik yüzünden Melo'dan bile takıma bir şey kalmadı çünkü Melo'nın ayrılmasından sonra bile Galatasaray sürüyle sil baştan yaptı. Aynı pozisyonda Bilal'i denedi, Donk'a 2.5 verdi olmadı efendim De Jong'a 2 yılda 5 milyon koydu olmadı şimdi Fernando geldi. Melo ile Fernando arasında 2 yıl var ama arada 4 oyuncu değişmiş sanki Melo 10 yıl öncenin takımında oynamış gibi çünkü Galatasaray'ı yağmaladılar, iş bilmezlikleri ile Galatasaray'ın içini boşalttılar. Şimdi Tudor'u kovacaklardır. Söyleyecek bir şey yok. Yerine gelen şampiyon da yapabilir ama 3 ayda Beşiktaş'tan güçlü yapamaz. Beşiktaş'a oyunu kabul ettiremez. Efendim deniyor ki "Derbi kazanmadan şampiyon olamazsın" 29 yaşındayım. Benim bile hafızam bunun uydurma bir yargı olduğunu hatırlamaya yetiyor. Galatasaray'ın bu derbiden daha çok ezildiği tek derbi 2006 yılında Fenerbahçe derbisidir. Gerets o derbiye sağ bekte Uğur Uçar, sol bekte Ferhat Öztorun ile iki tane gencecik çocukla çıkma hatasını yapmıştı ama en iyi kadrosunu da çıkarsa oyun olarak hükmetme şansı yoktu. Zira o Fenerbahçe de 2-3 yıldır oturmuş bir takımdı. Kadro kalitesi çok daha yüksekti ancak bugünkü Beşiktaş gibi üç kulvarda oynuyordu. Şampiyonlar Ligi'nde yıpranmıştı ve Galatasaray da o sezon Avrupa Ligi'nde erkenden Trömsö'ye elenip sadece lige odaklanma şansı yakalamıştı. Sonuçta Galatasaray, Fenerbahçe'den daha güçsüz bir kadroya sahip olmasına rağmen 83 puanla şampiyon olmuştu. Fenerbahçe ise Denizlispor deplasmanında çakılmıştı. Bu sezon da bunun bir benzeri yaşanabilir ama o sezon da Fenerbahçe daha güçlüydü, bu sezon da Beşiktaş daha güçlü. O sezon Galatasaray iki Fenerbahçe maçını da kaybetmesine rağmen şampiyon olmuştu.

1996'da yeni kurulan takım da benzer şeyler yaşamış. Genç Fatih Terim de o sezon derbilerde kaybetmiş. Fenerbahçe'ye yine sahasında 4-0, deplasmanda 3-2 kaybetmiş ama sezon sonu 82 puanla şampiyon olmuş. Bu derbi maça, gerçekleri görmek istiyorsanız bu açıdan bakmak, tarihsel süreci görmek zorundasınız. Yoksa ben de size bir sürü goygoy yazabilirim. "Galatasaray armasını böyle aşağılayamazsın, defol Tudor. Galatasaray'ın büyüklüğü Riekerink'e 3 beden fazla geldi defol. Allah belanı versin Prandelli. Köylüsün Hamzaoğlu, Bilmem nesin Mancini..." böyle ağız ishali olup, rezil bir köşe yazabilirim ama bu ifadeler gerçekleri anlatmaz. Bunları zaten çapulcular yapıyor ve Galatasaray'ı da son 4 yılda Gençlerbirliği'ne dönüştürdüler. Maçla ilgili yazacak pek bir şey yok ama yazayım...

Tudor'un 4'lü savunmalı bir sistemle çıkmaması gerektiğini düşünüyordum. Nedeni Beşiktaş'ın zaten 4-2-3-1'i mükemmel oynayabilmesiydi. Beşiktaş'ı kendi silahı ile vurmak imkansız gibiydi. 4-2-3-1'i rakibin 4'lü savunmasına karşı 100'lerce kez oynamış Beşiktaş'ı 3'lü savunma ile şaşırtmak daha faydalı olabilirdi. Fakat her yönden gelen saçma sapan "Her şey iyi giderken neden üçlüye döndün, şu takımın kimyası ile oynama" tarzı eleştiriler Tudor'un bu maça üçlü çıkma şansını yok etti. Dün gündüz Galatasaray olağanüstü kongresi vardı ve o kongrede 2. Başkan Cengiz Özyalçın'a FutbolArena muhabiri sordu. "Derbide mağlubiyet veya beraberlik halinde Tudor'u kovacak mısınız?" Bu soruya ne cevap verir aklı başında bir yönetici? Herhalde şu cevabı vermez. "Bu teknik bir konu. Maç sonu puan durumuna bakılır. Yönetim kurulu olarak toplanıp bir karar veririz. Yönetim kurulundan gönderilmesi yönünde bir karar çıkarsa... Memnuniyetle" Şimdi bakın o zaman puan durumunda, karar verin. Hakkında böyle konuşulan birinin bu maça üçlü çıkma şansı var mı? Üçlü çıkıp kaybetse bugün daha da ağır eleştirilir, kovulurdu. Herkesin istediği gibi çıktı. Taraftarın, yönetimin ve basının. Herkesin istediği de Beşiktaş'ın ekmeğine biraz daha bol bir yağ sürmüş oldu. Neyse ki herkesin istediği gibi sol beke Denayer yerine Linnes'i koymadı. Girdiği son 8 dakikada bile Qauresma'ya ne kadar kolay geçildiğini gördük ki herhalde Linnes oynasa ilk yarıda 3 olup, iş Muslera'nın hatasına falan da kalmayacaktı.

4-2-3-1 değil 3'lü oynaması gerektiğini düşünüyordum ama 4-2-3-1 düzeninde çıkarabileceği en doğru 11'i çıkardığını gördük. Yasin yerine oynayan Feghouli de çok iyi bir ilk yarı oynadı ama 2. yarı kondisyonu düştü. İlk yarı Galatasaray ne kadar oynayabilecekse o kadar oynadı ve Tudor'un başlangıç planı çok fena değildi ama yine devam planında son derece kötüydü. Daha önce de Tudor'un başlangıç planlarının kötü olmadığına, maç içi hamlelerinde hep sınıfta kaldığına değinmiştim. Başakşehir deplasmanına bakın. Başakşehir ilk 15 dakika Galatasaray yarı sahasına bile giremiyor ama bir duran topla öne geçiyor ve Galatasaray dağılıyor. Trabzonspor deplasmanı benzer. Fenerbahçe maçı 3'lü ile iyi bir baskı kuruluyor bir Serdar sakatlanınca tüm plan bozuluyor... Geçen sezon Trabzonspor deplasmanı da aynı. Başlangıç fena değil ama bir golde hemen kırılan bir takım ve bunu çözemeyen bir Tudor var. 2. yarı takım yönetimi son derece acizdi. 2. yarıda yaptığı oyuncu değişikliklerini ne amaçla yaptığını anlayamadım. Beşiktaş'ın kurduğu baskı karşısında çaresiz kaldı ve yine akıl tutulması yaşandı. Yani Beşiktaş'ın kurduğu o baskının çözümü Garry ile Yasin'i değiştirmek olabilir mi yahu?

Garry ile Yasin birbirine çok benzer özellikleri olan, aynı şeyleri yapıp, aynı şeyleri yapamayan futbolcular. "Beşiktaş sistemsel olarak ciddi üstünlük kurmuş. Bunu nasıl bozabilirim?" sorusunun cevabı "Garry yerine onun laciverti Yasin'i alayım" düşüncesiyle çözülebilir mi? Yetmedi aynı şeyi Belhanda - Selçuk değişikliğinde de yaptı. "Beşiktaş çok baskı kurdu. 8 numaramı çıkarayım, 8 numara alayım..." Sonunda da zaten şaka gibi son değişiklik Denayer - Linnes. Sistemsel olarak eziliyorsun ama sistem değiştirmiyorsun. Golden sonra hiç oyuncu değiştirmese 3'lüye dönse Maicon - Serdar - Denayer / Mariano - Ndiaye - Fernando - Garry / Belhanda - Feghouli / Gomis şeklinde 3-4-2-1'e dönse muhtemelen Beşiktaş'ı daha çok bozar, yediği baskıyı kırma ihtimali daha çok artardı. Bu kadar bariz bir baskı yerken, goller geliyorum diye bağırırken ciddi oyun içi değişikliklerle bir şeyleri değiştirmeye çalışmak gerek. Bu kadar bariz üstünlük, küçük dokunuşlarla önlenebilir mi? Tudor bu maçın 2. yarısı gibi çok maç oynattığı için gelecek yıl Galatasaray'ı çalıştırmayabilir. Bu kararı anlarım ama bugün yapılan değişimin 2 yıl önceki sonuçları vermesi daha muhtemel. 2015-2016 sezonunda zirve yarışındaki Galatasaray'da Hamzaoğlu kovulup Denizli getirildiğinde herkes "Oo ne güzel, tecrübeli, kurt hoca" diyordu. Ne oldu sonra? Çorba.

Söyleyeceklerim bu kadar, genelin düşüncesinin tamamen zıttı düşündüğümü biliyorum. Bugün "Tudor kovulmalıdır" başlıklı yazılarla yine, yeni, yeniden cadı avı başlatılacağını da biliyorum. Basında kabul görmek için böyle yangıncı olmak, nabza göre yazmak gerektiğini de biliyorum ama hiçbir zaman "Milyonlarca sinek yanılıyor olamaz, öyleyse dışkı yemeliyim" diyen biri olmadım. Bugün öfkeyle kalkmanın, yarın zararla oturma ihtmalini daha çok barındırabildiğini en çok da bu Beşiktaş'a bakıp görüyorum. Son 6 yılın Beşiktaş'ına ve son 4 yılın Galatasaray'ına bakınca bundan daha net görülen bir tablo yok zaten!

BİLİC - TUDOR BENZERLİĞİ

Yazıya küçük bir ek yapmak istedim. Son dönemde Bilic ile Tudor benzetiliyor. Gayet makul bir benzerlik olduğunu düşünüyorum. İki teknik adam da kırılma maçlarını almada başarısız. İki teknik adam da çalışkan, disiplinli ve fiziksel olarak iyi takım yaratabiliyorlar.

Slaven Bilic, Şenol Güneş'le kıyaslanamayacak seviyede bir teknik adam. Güneş, Bilic'in çok daha üzerinde meziyetlere sahip. Bilic ile Beşiktaş 2 sezonda oynadığı 8 derbinin 6'sını kaybetti, 2'sinde berabere kaldı ama 2 sezonu tamamladılar. Beşiktaş yönetimi ve taraftarı bu kazanılamayan 8 derbi sonrası Galatasaray taraftarı ve yönetiminden az mı üzüldü? Neden hemen kovmadılar?

Bilic'in Şenol Güneş'e göre çok daha düşük seviye bir teknik direktör olması, Beşiktaş'a hiçbir şey kazandıramayacağı anlamına gelmez. Beşiktaş'a savaşmayı seven, çalışkan, disiplinli ve formda bir yerli havuzu bıraktı Bilic. Belki hep kaybetti ama Bilic'ten önce senelerdir hiç yarışamayan Beşiktaş'ın hep yarışmasını sağladı. Arsenal ile Liverpool ile gurur duyulacak maçlar oynanmasını sağladı. Avrupa'da bu kadar yıpranmasa ligde daha başarılı da olabilirdi ama Şenol Güneş seviyesine çıkamazdı. Çıkamasa da Şenol Güneş'e bir miras bıraktı. Hayatında insanlığın kültürel gelişimi ile ilgili bir şeyler okuyan, kültür akışı ile ilgili bir şeyler duyan ve yangıncı, çapulcu olmayan, zekasını sürekli anlık kararlar verecek kadar az kullanmayan herkes bu Beşiktaş'ı ve tersi örnekteki Galatasaray'ı görebilir. İnsanoğlu, hayvanlarla arasında büyük bir zeka farkı olduğunu sanar ama DNA sadece %1-2 oranında farklıdır. İnsanlığın, hayvanların bu kadar önünde olması zekadan ziyade kültür aktarımı sayesinde. İlk insanlar zeka olarak belki bizden çok geride değildi ama hayvanlardan pek farklı yaşayamıyorlardı ama ateşi kullanmayı miras bırakabildiler, toprağı kullanmayı miras bırakabildiler, basit silah yapmayı miras bırakabildiler ve miraslar gelişti, büyüdü, büyüdü hayal edemeyeceğimiz bugüne kadar geldik. Yangıncılıkla, bizden önceki insanların yaptıklarını yakarak değil, onların adımlarını izleyerek geliştik. Hayvanlarla insanlar arasındaki devasa fark sadece budur. %1 kadar küçük ama milyonlarca yıl kadar büyük. Milyonlarca yıl damlaya damlaya bu devasa farkı oluşturduk. Hayvanlar bizden sadece %1 eksik ama miras bırakamaz, insanlar %1 fazla ama miras bırakabilir. İşte Galatasaray, insanoğlunun bu doğal gelişim sürecini reddedecek kadar akılsız davranıyor.

Bilic, Galatasaray teknik direktörleri gibi zamansız kovulsaydı geriye hiçbir miras bırakamazdı. Devrede gelen kendi oyuncularını aldırır, Bilic'inkileri gönderir. Onun yerine gelen yine aynı işlemi yapar. Beşiktaş, Bilic'le derbileri kazanamayıp kahrolurken ama aklıselim davranıp sabrederken, Galatasaray ne yapmış bakalım mı? Prandelli Dzemaili'yi getirmiş kendi düzenini kurmaya çalışmış, bir Başakşehir şoku kovulmuş. Hamzaoğlu gelmiş. O da Bilal'i getirip kendi bildiği yolu çizmiş, Dzemaili'yi göndermiş bir Rize mağlubiyeti kovulmuş hop yerine Mustafa Denizli... O da Bilal'i istememiş kendi bildiğini getirmiş 2.5 milyon euro + maaş Donk'u getirmiş Bilal sürgüne sil baştan... Olmamış Riekerink gelmiş. Donk'u sürgüne, kendi bildiği adam Amerika'da emekliliğini oynayan De Jong'u getirmiş 5 milyon euro maaş... Sonra o da olmamış Tudor. De Jong kadro dışı Fernando... (Neyse ki Tudor kendi bildiği yerine scout ekibine güvendi. Cenk Ergün'ün başarısı olabilir bu ilerleyen yıllarda göreceğiz 3-5 ayda anlaşılacak bir şey değil. 3-4 transfer dönemi sonrası anlaşılabilir)

Bakın Dzemaili, Bilal, Donk, De Jong... Galatasaray sabretmedi kovdu. Maaş + bonservis en az 15 milyon euro çöpe atıldı. Sadece bir mevkiden örnek verdim. Bir de diğer mevkiler var! Toplam zararı hayal edin. Bu çok uzun gibi gelen süreç Bilic'in 2 yılı kadar! Beşiktaş, sabretti 114 yıllık tarihinin en yüksek binasını inşaa etti. Daha Aybaba döneminden beri 6 senedir sürüyor inşaat. Boş bir iş değil bu. Şüphesiz paraları olsa, batmasalar bu kadar doğru yönetilmezlerdi. Şüphesiz bir derbi maçında ağlar Bilic'i, Aybaba'yı gönderir, Ahmet'e, Mehmet'e gider onlar da çorba yaparlardı ama fırsatı doğru değerlendirdiler. Bilic ile Tudor neden benziyor? Ben Hamza Hamzaoğlu döneminden beri ilk kez bir Galatasaray maçı öncesi heyecanlandım çünkü Tudor, 2 yıldır yarışamayan takımı yarışa soktu ve bu takımla yarıştan çekilmek zorunda kaldığını değil, kazandığını veya kaybettiğini görmek istiyorum. Evet Galatasaray gerekirse yarışı kaybetsin, Beşiktaş gibi kaybetsin. Kaybetmek de geliştirecektir, acı geliştirir. Ben hayatımda Athletic Bilbao maçı kadar hiçbir maça üzülmedim ama o acı bizi bir sene sonra UEFA şampiyonu yaptı. Acıya sabır geliştirir ama çapulculukla gelişemezsin. O gitsin, bu gelsin, o çöp, bu köylü, bu Prandelli'nin Allah belasını versin çapulculuğuyla hep olduğun yerdesin.