Sunday, November 26, 2017

Tolga'sız Galatasaray / Alanyaspor maçı yazısı

İki takımın da ciddi eksikliklerinin olduğu bir maçtı ancak savunması kötü, hücumu iyi bir takım olan Alanyaspor'da eksikler daha ciddiydi. İyi hücum gücünü tekelinde toplayan dört futbolcudan ikisi Vagner Love ve Junior Fernandes olmayınca (diğer ikisi Emre Akbaba ve Efecan Karaca) sanki Alanyaspor %50'si ile sahadaymış gibiydi. Öte yandan Galatasaray ise bu sezondaki temel direklerinden Fernando ve Tolga'dan eksik maça çıktı. Bu iki orta saha oyuncusunun yokluğunda Galatasaray 4-2-3-1'e dönmek zorunda kaldı. Galatasaray bu sezon Karabükspor ve Konyaspor maçlarının ardından 3. kez bu düzende oynadı ve 3'te 3 yaptı. Buna karşın Galatasaray'ın bu üç maçta da hücumda (özellikle ceza sahasında) etkinliği, Tolga'nın olduğu 4-3-2-1 sistemleri kadar olmadı.

"Tolga Galatasaray'ı 12 kişi oynatan oyuncu... Savunmada ortasahayı üçlüyor, hücumda da 2. forvet oluyor" diyorduk. Bu maç da Galatasaray diğer 4-2-3-1 oynadığı maçlardaki gibi topu hücuma taşımayı başardı ama Gomis'in yanına 2. bir forvet (Tolga) sokamadığı için ürettiği pozisyonları cömertçe harcadı. Örneğin 30. saniye Garry çaprazdan sıfıra kadar indi, içeride Gomis dışında kimseyi bulamadı. Gomis de marke edilince kaleye saçma bir şut çekmek durumunda kaldı. Belki Tolga olsa arkada ekstra koşuyu yapmış, boş kaleye topu tamamlamıştı... Bu gibi pozisyonlardan çok oldu. Hatırlarsanız Karabükspor maçında da çok olmuştu. Bence Galatasaray'ın bu kadrosundan 4-2-3-1 dizilişi ile optimum fayda almak mümkün değil çünkü en başta bu dizilişte Belhanda'yı 10 numara pozisyonunda oynatıyorsunuz ve verimliliği düşüyor. Kendisi de açıkladığı üzere daha çok 8 numara oynamaya yatkın ve 10 numara oynattığınızda skorerliği yetersiz. Üstüne bir kanatta da Garry veya Yasin'i oynatmak zorunda kalıyorsunuz. Bu iki oyuncu da hücumda çok fazla karar verme sorunu yaşayan oldukça benzer oyuncular. Geçen yazıda da değinmiştim bence bu iki oyuncu en iyi 3'lü savunmanın önünde, kanadı tek başına kullanabilen kanat/bek pozisyonunda oynayabilecek isimler. Bu iki oyuncuyu Gomis'e ne kadar yakın kullanırsanız, harcadıkları pozisyonlar o kadar can sıkacaktır. Gomis'e yakın oynaması gereken, yaratıcılığı yüksek ve topun kıymetini bilen oyuncu ise Feghouli. Galatasaray, Feghouli'yi Gomis'ten sonraki skorer olarak henüz hazırlayamadığı için skor üretiminde belli başlı oyuncuların bireysel performanslarına mecbur kalıyor. Örneğin Gomis'in kötü oynayacağı ve Tolga'nın olmadığı bir maçta bu Galatasaray skor üretmekte çok zorluk çekecektir.

Toparlarsak 4-2-3-1'de 4 tane negatif handikap var. 1- Tolga'nın takımı 12 kişi oynatacak enerjisini kullanabileceğiniz bir pozisyon yok. 2- Garry veya Yasin ile hücumda çok pozisyon ezme durumu doğuyor. 3- Gomis dışında skora katkı sağlayacak oyuncuyu bu dizilişte ceza sahasına sokmak zorlaşıyor. Zira bu sistemde sağ kanatta Feghouli de kullanılsa çizgiye daha yakın kalıyor ancak 4-3-2-1 gibi sistemlerde daha Gomis'in arkasında, merkeze ve ceza alanına yakın pozisyon alabiliyor. 4- Belhanda'nın 10 numara oynadığında verimliliği azalıyor.

Belhanda'nın neden on numara oynayamayacağını da net olarak gösteren bir maç oldu bu... Belhanda bence top kontrolü sıkıntılı bir futbolcu ve sırtı dönük top alamadığı için 10 numara oynadığında çok fazla top eziyor. 8 numara oynadığında ise sırtı dönük bu kadar top almadığı için bu kadar top kaybetmiyor ve 8 oynadığında mücadele gücünü yansıtabilecek, ikili mücadeleye girecek daha çok rakibi oluyor. Bugün 10 oynadığında çok daha geniş bir alandan sorumluydu ve presi etkisizleşti. Daha dar alanda oynadığında ise ikili mücadelelerde daha başarılı oluyor çünkü Belhanda insanlar tipi gereği vurdumduymaz olarak tanımlasa da bir ofansif ortasaha oyuncusuna göre ciddi manada mücadele gücüne sahip bir futbolcu.

Şimdi farklı sistemlerde orta üçlüdeki oyuncular farklı üçgen şekilleriyle pozisyon alıyor. 4-2-3-1'de iki 8 veya iki 6 numara yan yana önlerinde bir on numara oluyor. Yani ikizkenar üçgen gibi pozisyon alıyorlar. 4-1-4-1 sisteminde ise ters ikiz kenar üçgen oluyor. 6 numara savunmanın önünde ve onun önündeki iki tane 8 numara ise yan yana... 4-3-3'te ise daha yamuk bir üçgen oluyor. Yine 6 numara savunmanın önünde ama 8 numara ona daha yakın ve 10 numara da tamamen sırtı dönük ileride değil ama 8'den biraz daha önde... Bunun en iyi ve herkes tarafından bilinen örneği Busquets - Xavi ve İniesta. Şimdi bu maçta Galatasaray 4-1-4-1 gibi veya 4-3-3 gibi dizilip neden Belhanda'yı daha rahat oynayabileceği bir rolde, daha geride kullanmadı diyebilirsiniz... 4-1-4-1 veya 4-3-3 gibi sistemlerde kanat oyuncularının skor gücü yüksek olmak zorunda. Buna rağmen Galatasaray'da bu maçta kanatlar Garry ve Yasin'di. Çizgiye biraz fazla yakın olan bu oyuncular nedeniyle Tudor bu maçta Belhanda'yı 8 oynatsa Gomis'in arkasında büyük bir boşluk oluşacaktı ve hücumda çoğalma konusunda daha ciddi bir sorun doğacaktı. Örneğin Garry veya Yasin'den biri yerine Sinan oynasa o zaman 4-3-3 gibi bir şablon düşünülebilirdi. Forvet özellikli bir kanatla oynamadığı için Tudor bu maçta Belhanda'yı 10 numara olarak kullandı ama normal şartlarda Faslı oyuncuyu o pozisyonda Tudor da oynatmak istemiyor. Mesela Tolga sakatlanmasa 4-3-2-1 oynatacaktı ve Belhanda'yı daha serbest ve geride bırakacaktı.

Dün Latovlevici ve Belhanda çok kötü oynarken, Selçuk iyi oynadı. Açıkçası 2013-2014 sezonundan beri Selçuk'un 8 numara değil 6 numara oynamaya başlaması gerektiğini düşünüyorum. Selçuk o sezon fiziksel olarak ağırlaşmaya başlamıştı ve 8 numara için ekseni etrafında çabukluk sorunları yaşıyordu. Hem dikine top süremeyecek kadar ağırdı hem de topsuz dikine koşu yapacak bir oyuncu da değildi. Buna karşın savunmada fena pozisyon almayan, top saklamayı bilen ve sabırlı oynayabilen bir isim olduğu için 6 numarada iş yapabilirdi. Tabi bir Fernando kadar olamazdı ama hiç değilse işe yarar bir şeyler verebilirdi. Fernando kadar neden olamaz derseniz. Fernando boy ve güç farkıyla orada 3. bir stoper de olabiliyor. Selçuk ise daha çok sadece defansif oyun kurucu rolünü yapabilecek bir isim. Buna karşın 2013-2014 döneminden beri 6 numara olarak hiç denenmedi ve 8 oynadıkça daha da düştü. Sadece Hamzaoğlu'nın 2. sezonunda Bilal ve Sneijder'le oynadıkları kısa bir dönemde 6 numara oynatılmaya çalışıldı ama onda da pek verimli olamadı. Sonra Denizli gelince Bilal'i yediler. Donk transferi geldi, Donk 6'ya geçti, Selçuk da yine 8'de yetersiz kalmaya devam etti. Aslında ben Tolga'nın oynadığı 4-3-2-1'de nasıl oynayacağını daha çok merak ediyorum. 4-2-3-1'de çünkü 6'dan ziyade daha çok iki tane 8 numara gibi oynuyorlar. Bence bundan sonra kontrat bitimine kadar Fernando'ya yedek olmayı başarsa iyi olur Selçuk ve Galatasaray için.

Dünün başarılı isimlerinden Yasin çok konsantre ve arzulu oynadı. Tabi Yasin'in bu performansına istikrar anlamında pek güven olmadığını geçtiğimiz iki seneden biliyoruz. Garry yine çok fazla karar verme hatası yaptı. Maicon oyun kurulumunda başarısız, savunmada başarılıydı.  Mariano ve Gomis idare etti. Ndiaye de gereksiz faulleri dışında iyiydi. Açıkçası Alanyaspor'un dünkü maçta tek gol ihtimali duran toplardı ve buna rağmen Ndiaye 2-3 tane bu faullerden çok gereksiz pozisyonlarda yaptı. Ayrıca bir sarı kart görmesi ve Beşiktaş maçında cezalı olması gerekiyordu ama hakem atladı. Bir de Serdar Aziz'in penaltı pozisyonu var ki, Galatasaray yine pozisyon vermediği bir maçta gol yemeyi başarabilirdi. Serdar bu pozisyondaki hatasına rağmen mükemmel bir maç çıkardı ama geçmişte onun hakkında çok yazdığım için kendimi tekrar etmeyeyim.

Bu maç üzerine taktiksel olarak çok fazla konuşulacak bir şey yok. Latovlevici'nin ıslıklanması olayı var. Bunun üzerine çok şey söylenir ama boşa kürek çekmek gibi geliyor. Latovlevici ıslıklanana kadar sorumluluk alıyor ve genelde başarısız oluyordu ama hücumda aldığı sorumluluk oyunu genişletmesi ve kalabalık hücum etme gibi konularda fayda sağlıyordu. Yani kendisi kötü oynasa da sistemi işletiyordu. Islıklanmaya başlandıktan sonra mental olarak tamamen düştü ve sorumluluktan da kaçmaya başladı ve bu da işleyen sistemi de bozmaya başladı. Yani ıslıklar Galatasaray'ın daha kötü oynaması sağladı. "Daha kötü oynaması sağladı" Bu cümleyi okuyunca garip geliyor değil mi? Takıma destek olmak, daha iyi oynamasını sağlamak için orada bulunan taraftar, taraftarlık yerine teknik direktörcülük oynamayı yeğliyor ve kendi takımına rakip oluyor, güçlük çıkarıyor. Benim kafam genelde faydacı çalışır. 'Yaptığım eylem bana fayda mı sağlayacak yoksa boşa goygoy, yangıncılık mı yapıyorum' diye düşünürüm. Çevrenizde, trafikte falan da düşünmeden fevri hareket eden, pire için yorgan yakan yangıncı karakterler çoktur. Bir saniye soluklansa yaptığı işin kendisine zarar olduğunu görebilir ama soluklanmamayı, düşünmeden hareket etmeyi alışkanlık haline getirmiştir. İşte o insanlar aklıyla değil duygularıyla hareket eden insanlar. Türkiye'de her geçen gün bu şekilde hareket eden insanlar artıyor. Hem vicdanen, hem de mantıken çok rahatsız edici ama kısa vadede çözümü yok. Buradan ne kadar yazsak boş. Çözümü toplumsal bir iyileşme, yıllar gerektirir. Efendim Ronaldo da ıslıklanıyormuş, Griezmann da ıslıklanıyormuş, boş laflar. Kamçılamak için ıslıklama ile yok etmek için, ağlatmak, çökertmek için ıslıklamak arasındaki fark anlaşılıyor. Üstelik Ronaldo da her açıklamasında "O ıslıklar, o formsuz dönemimin daha uzun sürmesini sağladı, bana yardımcı değil rakip oldular" diyordu. Yani İspanyol yapınca aptallık akıllıca bir iş olmuyor. İngilizler yapmıyor mesela. Futbolu dünyaya yayan toplum olmalarına rağmen taraftarlığı bırakıp teknik direktör olmuyorlar. Bizdeki farklı. İspanyol performansı kamçılamak için ıslıklarken, bizde taraftar teknik direktörcülük oynamak için ıslıklıyor. Latovlevici'ye yazının sonunda tekrar değineceğim. Geçelim Galatasaray'ın derbi 11'ine...

Bence Galatasaray derbide Linnes veya Latov ile 4'lü oynamamalı. Linnes'in büyük maçların hemen hepsinde psikolojik olarak sınıfta kaldığı da hesaba katılmalı. 4'lü oynanacaksa bile sol bekte Denayer'in oynaması daha mantıklı geliyor bana. Bence Galatasaray'da 4'lü savunmanın en iyi bek oyuncuları sıralı olarak şöyle: Mariano > Denayer > Garry > Latovlevici > Yasin > Linnes. Bunların 5'i sağ ayaklı. Latov da hem mental, hem fiziksel olarak çöküşte. Öyleyse 3'lü oynamak daha mantıklı geliyor. Tabi Fenerbahçe maçındaki gibi Denayer'i göbekte değil üçlünün solunda kullanmak koşuluyla... Denayer - Serdar - Maicon üçlüsünün önünde 4'lü. Sağdan sola Mariano - Ndiaye - Fernando - Garry bu dörtlünün önünde Belhanda ve Tolga en uçta da Gomis. Bu dizilişte Fernando kendiliğinden top almak için biraz geri gelecek ve Belhanda da onun açtığı boşluğu dolduracaktır. Tolga'nın da yüksek enerjisinden onu serbest bırakıp yararlanma hem hücumda 2. forvet olarak kullanıp hem de yüksek pres gücü alma şansı doğuyor.

Son olarak Latovlevici'ye dönelim. Nedense kendisinin ortası yok. 2015-2016 sezonunda Gençlerbirliği'nde ilk izlediğimde Podolski tarafından ezilen bir oyuncu olmuştu ve "Bu kadar kötü adamı nereden bulmuşlar" dediğimi hatırlıyorum. Son derece ağır ve fiziksel olarak zayıf gelmişti bana ama geçen sezon da bambaşka birine dönüşmüştü. İzlediğim tüm Karabükspor maçlarında mükemmel toplar atan, hücuma sürekli yön veren açıkça bana göre ligin en iyi bek performansını sergileyen oyuncuydu. Galatasaray kariyeri de yaz kampında yaşadığı sakatlığın ardından belki de fiziksel olarak hazırlanamadığı için maalesef Karabükspor gibi değil Gençlerbirliği gibi başladı. Aslında oyunu bilen bir oyuncu ama yine son derece ağır ve özgüveni de ciddi anlamda zedelenmiş. Tudor sezon başı Selçuk bu durumdayken iç sahada oynatmamış ve deplasmanda oynatarak Selçuk'un normale dönmesini sağlamıştı bence Latovlevici'yi de ancak bu şekilde hayata döndürebilir. Latovlevici'nin transfer olduğu gün hakkında yazdığım yazıyı da ekleyip bitireyim... http://www.futbolarena.com/galatasaray/galatasarayin-transferi-iasmin-latovlevici-nasil-bir-futbolcu-327070h/

Wednesday, November 22, 2017

Hatanın tekrarı / Tudor'un Başakşehir yanılgısı...

Galatasaray'ın Başakşehir ile oynadığı maçı özel işlerim yüzünden izleyemedim ama maç öncesi kadroları gördüğümde şunu düşünmüştüm. "Tudor geçen sezon yaptığı hatadan ders çıkaramamış." Geçen sezon ne mi olmuştu? Galatasaray'ın başında 5. maçına çıkan Tudor, Trabzonspor deplasmanında mağlup olmuş. Bir sonraki hafta ise o dönem ligin en kötü takımı Adanaspor ile sahasında karşılaşmıştı. Oldukça ofansif bir kadro ile maça çıkılmıştı. Eren ve Podolski çift forvet, kanatlar Yasin ve Rodrigues ve göbek de Selçuk ile Josue. Maç 4-0 kazanılınca "Oo 4-4-2 geri döndü, Galatasaray hücum yapar, çift forvet oynar, Galatasaray'ın genleri bu" gibi goygoylar, bir sürü aptal saptal yorumlar yapılmıştı. Halbuki Galatasaray 4-0 kazanmasına rağmen hiç de etkili bir oyun oynamadı. Kopuk kopuk zaten düşmüş bir dönemde olan Adanaspor'a karşı bulduğu pozisyonları değerlendirdi, temposuz idare eder bir oyun oynadı ve 4-0 kazandı. Bu skor üzerinden efendim Galatasaray kendi kimliğini bulmuş da doğru sistem buymuş gibi manasız yorumlar yapıldı.

Bir sonraki hafta da Tudor bu galibiyetten yaşadığı zehirlenme ile Başakşehir maçına da benzer bir formatta çıktı. Yine Josue ve Selçuk gibi iki ağır ve yumuşak orta saha ile oynadı ve 4-0 yenildi. Bu seferkinden çok daha ağır bir mağlubiyetti. Geçen yıl yaşadığı bu zehirlenmeyi maalesef bu dönemde de yaşadığını görüyoruz. Yine Trabzonspor'a deplasmanda 2-1 mağlup oldu. Yine gitti sonraki hafta içeride ligin açık ara en güçsüz takımı ile oynadı. Yine ofansif bir kadro ile çıktı. Yine iyi oynamasa da 5-1 gibi farklı bir galibiyet aldı ve bu galibiyet ile yine gaza gelip yine Başakşehir'e karşı ofansif bir plan yaptı. Muhtemelen bu hocaları "Galatasaray'ın adı yeter, arması yeter, Galatasaray çift forvet oynar, ezer Anadolu takımları" gibi laflarla gazlayan yöneticiler var. Tamam kardeşim Adanaspor'a, Gençlerbirliği'ne bu şekilde çıkarsın da Başakşehir'in ne maaş bütçesi, ne kadro kalitesi olarak senden aşağı kalır yanı yok. Deplasmanda oynuyorsun ve hücum pres, baskı yapacağım diye iki tane pivot özellikli, benzer şeyleri yapıp, benzer şeyleri yapamayan santrfor ile maça çıkıyorsun.

Şimdi bu süreç şöyle gelişti. Galatasaray ilk 6-7 hafta Gomis arkasında Belhanda ve Garry Rodrigues ikilisi, bunların arkasında Tolga - Fernando - Ndiaye üçlüsü ve 4'lü savunma ile 4-3-2-1 oynadı. Bunu oynarken Garry'nin ve Belhanda'nın çalışkanlığı ile arkadan Tolga'nın da katılımıyla hücum pres işini yapabiliyordu ancak daha sonradan yaz kampı geçirmemiş, sakatlıktan yeni dönmüş, kondisyonu yetersiz olan Feghouli, Garry yerine katıldı. O katılınca hücum pres ciddi anlamda azaldı ve 7. haftadan sonra Galatasaray hücumda hem çoğalamama hem de yeterli pres yapamama gibi sorunlar yaşadı. Bu Belhanda'nın cezalı olduğu Trabzonspor maçında iyice ayyuka çıktı çünkü Belhanda gibi koşan bir ofansif ortasaha da olmayınca Trabzonspor deplasmanında Galatasaray rakip savunmayı hiç zorlayamadı. Tudor bundan dolayı da Gençlerbirliği maçına Eren - Gomis ile çıktı. Eren'den sürekli pres istedi ve çift forvet ile de hücumda kalabalık olunmasını arzuladı. Rakip de zayıf olduğu için istediğini aldı ama bu ikili başka sorunlar yaratıyor.

Şimdi Garry'i forvet arkası oynatmaktan neden vazgeçti? Çünkü Garry hücumda çok fazla karar verme sorunu yaşayan bir oyuncu. Çok fazla atağı yanlış kararlarla harcıyor. Hücumda çalışkan ama oyun aklı yetersiz. Yasin gibi ama Yasin'den daha çabuk ve daha takım oyununa uygun, kaprisi olmayan düzgün bir takım oyuncusu. Garry'i bu eksiklerinden kesti. Hem de oldukça formda ve işe yararken kesti. Sonra Eren ile Gomis ikilisi sayesinde, Garry'i kestiğinde kaybettiği şeyi geri kazandı. Hücumda pres... Fakat Eren ve Gomis ile de hücumda pres yapıp daha kolay kalabalık olsan bile bu adamlarla da topu tutma şansın kalmıyor. Hücum organizasyon olarak Tudor zaten eksik bir teknik adam. Bu işi yetenekli, Feghouli - Belhanda gibi adamlara devretmeli ama onlara uygun ortamı da sağlaması lazım. Eren - Gomis ikilisi ile bunu sağlayamıyor ve ister istemez sürekli yan topa yöneliyorsun... Bu maç da iş Lato - Mariano'nun ortalarına kalmıştı. Şimdi Tudor'un başlangıç planları genelde tutuyor. Geçen sene Trabzonspor deplasmanında da tuttu, Fenerbahçe derbisi de, bu maçta da başlangıç tutuyor.

Başlangıç planı şuydu... Genelde de bu zaten. Ben önde basayım. Rakip pas yapamayıp topu şişirsin. Savunmayı da öne çıkarayım. Baskı kurayım. Bu ilk 15 dakika hep tutuyor. Bu maç da ilk 15 dakika Galatasaray'ın elindeydi. Başakşehir Galatasaray ceza sahasına ilk girdiğinde 15. dakikaydı. Şunu düşünüyor. Adebayor savunma arkasına koşu atacak durumda değil. Visca da çok yapmıyor çizgide kalıyor. Elia da yapmıyor çizgide kalıyor. Mossoro da yapamıyor. Savunmayı öne çıkarırsam, arkasına sarkabilecek hücumcuları yok. Uzun vursunlar ben göbekte kalabalık kalıp süpüreyim... Güzel. Gomis ve Eren de Başakşehir'in geriden oyun kurmasına izin vermemiş ve sürekli uzun vurdurmuşlar ama uzun vurunca Adebayor ile Denayer veya Maicon eşleşiyor. Adebayor bunlardan çok uzun. Genelde vuruyor, vurmasa da vurdurmuyor. Toplar serseri mayın gibi merkeze düşüyor ve onları da süpürmek lazım. Aslında savunma önünde Fernando onun önünde de Tolga - Belhanda - Ndiaye üçlüsü ile 4 kişi bunları süpürmeliydiler ama çok başarısız oldular bu konuda. Özellikle Fernando'nun en kötü maçı.

Göbeğe düşen sahipsiz topların genelini Mossoro - İrfan Can - Gökhan İnler üçlüsü topladı. Halbuki 4'e 3 kalabalık olan Galatasaray orta sahası toplamalıydı. Çünkü Elia ve Visca göbeğe çok yardımı olan kanatlar değil. Fakat Fernando hem geriye çok gömüldü hem de çok ağır kaldı hamlelerinde ve o Adebayor'dan seken toplar Başakşehirli oyuncularda kaldı. Tabi burada boş kafaları da sürekli serseri mayın gibi uzaklaştıran Denayer'e dikkat çekmek lazım. İlk gol ve özellikle de 2. gol öncesi kafaları Başakşehir orta saha oyuncularının ayağına vuruyor. Oyun kurucu denen stoper, topu kendisinden çıkarırken rastgele oynamaz, görerek oynar. Kafaya çıkarken de görerek indirir. 2. gole bakın. Başakşehir top çıkaramamış degaj dikmek zorunda kalmış, Denayer bomboş. Kafayla kaleciye de dönebilir, beklere de verebilir. Gidiyor Gökhan İnler'in önüne indiriyor. Gökhan Visca'ya atıyor. Visca solla kesiyor ve gol. Böyle saçma gol olur mu? Gomis ve Eren neden pres yapıyor o zaman, Denayer zaten Başakşehir için oyun kuruyor, Başakşehir'in oyun kurucusuna pasları Denayer indiriyor zaten! Bu gol için de bakıyorum taraftar Latovlevici'yi suçluyor. Ne yapacak 2. golde adam? Visca ile birebir kalmış. Visca'nın sağ ayağını kapatmış, kendisinden daha çabuk oyuncu karşısında çalım da yememiş, ters ayakla orta kestirmiş. Kanat oyuncusunun ters ayakla orta kesmesini engelleme şansı olan bek dünyada yok. İstediği kadar çabuk olsun. İlk ayağını kapatabilir, çalım yememek için doğru pozisyon da alır ama uzak ayağına hamle yapmak imkansız. Bu yüzden çift ayaklı kanat oyuncuları bu kadar değerli ya zaten. Bu arada ilk golde Maicon'un hatası da bariz ancak pozisyon öncesinde faul falan yok. Visca ile Latovlevici çarpışmak üzereyken Lato ellerini kaldırıyor ve Visca bu saçma hamleyi görünce hemen geri kendisini atıyor. Bir insanın geriye böyle düşmesi zaten komik bir görüntü.

Hiç hakem yorumlamam ama bu Ali Palabıyık'ın zihinsel bir sorunu olduğunu düşünüyorum. Basit bir fizik kuralı bu ve bir dakika bile fizik dersi öğretmediğiniz sıradan bir insan dahi, hayat boyu yaşadığı şeyleri gözlemleyerek cisimlerin hareketlerini algılar. İki cisim çarpıştığında birinin geriye bu kadar abartılı bir düşüş yaşaması için çok ciddi bir darbe almış olması gerekir. Bunu basit fizik kuralını çoğu hayvan bile kolayca algılayabilecek zekaya sahipken Ali Palabıyık bunu algılayamıyor. Öyle bir itme ile böyle geri uçulmaz. Aynı saçmalığı Tosic - Robin van Persie olayında da yaşadı ama kandırıldığını hala anlamıyor. Ciddi zeka yetmezliği bu. Yan hakem anlıyor faul vermiyor bu veriyor. Neyse Lato'nun saçma hamlesini gören Visca attı kendisini. Hakemler bu atmalara dikkat etmeli. Trabzonspor maçında Ndiaye de iki pozisyonda yaptı aynısını, çok küçük müdahalelerde yerde 10 tane takla attı. İkisi de sarı karttı ve oyundan atılmalıydı. Hakemi aldatmaya yönelik hareket sarı kart mı? Evet. O halde rakip bana yumruk attı der gibi taklalar atan, rakibine kırmızı aldırmak için sahtekarlık yapmak ne oluyor? Bunların hepsinin sarı görmesi gerek ki bu rezil tiyatro sürmesin ama bu tiyatroya hakemler hiç sarı vermiyor. Penaltı almak için, çelme takılmış gibi kendisini yere atanları yakalayınca hemen sarı veriyorlar bu güzel fakat bu yumruk yemiş gibi taklalara neden verilmiyor? Visca o golden 10 dakika sonra Fernando'nun koluna yapıştı. Fernando kolunu hışımla kendine çekince de yumruk yemiş gibi yine atladı. Bu iki abartılı, hakemi aldatmak isteyen hareket yüzünden çift sarı karttan atılmalıydı. Bunun yerine bir gol kazandırdı bir de 2.'yi de yedirse sarısı olan Fernando'yu attıracaktı.

Geçelim 2. devreye. Dikkat edin yine Gençlerbirliği maçı 2. yarı başlangıcı gibi her oyuncu daha dikkatli. Eren yine koşturuyor. Bu kez sonuç da verdi Lato'nun ortasına Gomis bu sezon ilk kez çok iyi bir kafa vuruşu yaptı. Tam 2-1 olmuş maç dönmek üzere iken yine Denayer sahneye çıktı. Elia'nın geriye çıkardığı pasta ön sezisi çok iyiydi ve Adebayor'a gelen topu çok iyi kesti ama sonra en büyük problemi sahneye çıktı ve pozisyonunu unuttu. Topunu kestiği adam Adebayor arkasında boş kaldı ve orada bir akıl tutulması yaşadı ki bunu hep yaşıyor. Hemen yerden kalkıp ona gitmesi gerekirken öyle kaldı. Topu alan oyuncu da Adebayor'a pası attı. Adebayor boş kalınca da golü yaptı. Denayer böyle. Topa kilitlenip etrafındaki forvetleri unutabiliyor. Pozisyon bilgisi çok kötü bir stoper, çok dağınık ve Maicon'u da çok bozuyor, sol bek kim oynarsa onu da çok bozuyor. Trabzonspor maçında Linnes ile sonrasında Latovlevici ile hiç anlaşamıyorlar. Serdar oynadığında sol bek performanslarına bakın, Denayer oynadığında bakın. 4'lüde oynayan bir stoper, hem yanındaki stoperle hem de yanındaki bekle mesafesini ayarlamalı ama bu Denayer bazen gidiyor Maicon'un adamına basıyor, bazen gidiyor sol beke açılıyor. Bu dengesizlik de savunma hattını bozuyor. Serdar'ın pozisyon alması Denayer'in kat be kat üzerinde ama bu gibi soyut, ölçümü olmayan konularda yeni nesil taraftar hep yerli olanı aşağılar, yabancıyı da över. Bu Denayer konusunda da bakıyorum şimdi herkes, "Stoper oynamamalı, bek oynamalı" diyor. Günaydın arkadaşlar... Bunu 2 sene önce yazdığımda çok laf hatta iftira yemiştim. 2 sene önce Denayer Galatasaray'a kiralandığında bek de oynatılabilecek, alternatif stoper olarak düşünülmüştü. O dönem para yok, muslukları kısalım politikası vardı. 4. yıldızı alan takım için önce Dani Alves'e gidildi. 5.5 mu, 7.5 milyon euro mu ne maaş isteyince vazgeçildi. Sonra Maxi Pereira denildi. O da 2.5 milyon euro maaş isteyince denildi ki Sabri ile gidelim ve bir de alternatif kiralayalım. Tarık, Veysel, Salih gibi eldeki alternatifler de doğru hamle ile gönderildi. O dönem Hamza Hamzaoğlu Denayer'i sağ bek oynatınca adama denilmeyen kalmadı. "Sağ bek aldırmadı, Sabri'ye güvendi şimdi stoper Denayer'i oynatıyor. Adam stoper ama Hamzaoğlu hangi pozisyonda oynadığını bilmiyor bile. Hamzaoğlu adamı sağ bek oynattı diye Manchester City bir daha göndermedi" gibi bir sürü saçma sapan yorum. Sonra Denizli ve Riekerink dönemlerinde Denayer'i stoper izleyince gördük ki, Hamza hocanın bu çocuğu stoper oynatmama konusunda bir bildiği varmış. Antrenmanlarda görmüş. Denayer daha sonra Belçika'da da çoğu maçta bek oynadı. Stoper oynamak zorunda kaldığı EURO 2016'da da Belçika'yı yaktı. Daha sonra Sunderland'e kiralandı. Orada Moyes da bek veya ön libero kullanmak zorunda kaldı. Tabi 20 sene bek oynamış adam bilmiyor, bizim taraftar biliyor 20 yaşındaki Denayer bek mi daha iyi oynar, stoper mi? O zamanlar Denayer için "Pozisyon bilgisi berbat, hava topları çok kötü. İkili mücadelelerde agresif değil ama çabuk, atletik, tekniği iyi, özgüveni yüksek, driplingleri bayağı iyi. Bu özellikleri ile bu oyuncudan şu etapta iyi bir bek olabilir ama iyi bir stoper olamaz. Henüz 20 yaşında gelecek 5-6 yılda pozisyon almayı öğrenebilir ayağı düzgün oyun görüşü gelişir oyun kurmayı öğrenebilir ve iyi bir stoper olabilir ama şu gün itibariyle stoper için çok eksik. Sonuçta bonservisli oyuncu da değil. City'e stoper yetiştirmek için kendimi neden yakayım? Bek olarak iyiyse bek oynatırım. 800-900 binlik maaşıyla da iyi bir alternatif bek" diyordum. O zamanlar yok efendim Hamzaoğlu'ndan para alıyormuşum, o yüzden Hamzaoğlu'nun tercihlerini övüyormuşum gibi iftiralara varan yorumlar yapan bile vardı. Bakıyorum şimdi o yorumları yapanlar "Denayer bek oynamalı" yazıyorlar. Tebrikler günaydın.

Şimdi benzer yorumları Serdar Aziz için yazacağım, o zaman da Serdar'dan para aldığım için övdüğümü yazan çıkar da neyse... Sene başı okuduğum yorumlardan bazıları şöyle. Denayer, Premier Lig'de oynamış, İskoçya'da oynamış, Avrupa'nın çeşitli kulüplerinde oynamış. Ee Bursaspor'dan gelmiş Serdar'dan iyiymiş. Dünyadan haberi yok. Bakıyor etikete, 'batı Avrupalı, karizmatik' özendiği karakter ve maç izlemeden hemen Serdar'dan iyi diyor. Nedeni de CV'si. Serdar Aziz, Bursaspor'da çıkış yapan bir stoper olarak zaten Türkiye'de zengin oluyor. Serdar, Galatasaray'a gelmeden önce Bursaspor'dan zaten 1.6 milyon euro maaş alıyordu! Denayer alt yapıdan, farklı fiziği sayesinde direkt City tarafından kapılmış bir adam ama öyle olmasa bile, diyelim Belçika'da çıkış yapsın, Belçika'da çıkış yapmış hali en fazla 500 bine oynar. Premier Lig takımları da 500 bine oynayan çocuğa verir 700 bin yapar böyle bir yatırım çünkü maaş dengesi diye bir şey var.

Fakat Serdar'a Bursaspor'un verdiği 1.6 milyon euroyu veremezler. Genç ve yatırım amaçlı, denemek için kadroya katacakları oyuncuya Bursaspor'un verdiği maaşı verebilmek için vergileri de çıkınca 2.5 milyon euro vermek zorundalar. İyi de 2.5 milyon euroyu çoğu takım zaten yıldız oyuncusuna veriyor! Fulham istedi işte Serdar'ı 5 milyon euro da bonservis verdi ama 2.5 maaşı veremedi. Nasıl versin en yüksek maaş alan futbolcusundan çok daha fazlasını vermesi gerek. Yani bizim yeni nesilin özendiği Avrupalı stoperlerin önünde olmasına rağmen Serdar'ın Avrupa'ya gitmesi kolay değil. Ancak Çağlar Söyüncü gibi TFF 1. Lig'de zaten düşük maaşa oynarsa gidebiliyor. Neyse Serdar ile ilgili ilk transfer edildiği gün de, doğru bir transfer olduğunu yazan tek kişi bendim o yazı daha detaylıydı linki şurada... http://www.futbolarena.com/galatasarayn-serdar-aziz-transferi-doru-mu-analz-282709h/ 

Dönelim Denayer'e... Ben stoper yetiştirebilecek bir kulüp olsam başkasının adamını değil kendi elimdeki Koray'ı yetiştiririm zaten ama Galatasaray öyle bir kulüp değil. O yüzden Koray da kiralık gitmeliydi ama o da Denayer gibi kariyerini yakmakla meşgul. Tecrübe her pozisyon için aynı değerde değil. Çok yetenekli, doğuştan zeki 19'luk bir genç santrfor veya kanat oyuncusu tecrübe eksiğini yaşamayabilir ama stoper fazlasıyla yaşar. 24'lük Varane'ın bile ne hatalar yaptığını görüyoruz ama büyük kulüpler bazı Varene gibi özel fizikli gençlere sabreder ve kendi bayrak adamını üretir. Maldini, Ramos, Ferdinand, Terry, Bülent Korkmaz gibi bayrak adamları transfer edemezsiniz. 28 yaşında üst düzey stoper transfer etseniz bile kulübü bu oyuncular gibi sahiplenemez. Neyse. Denayer dışında değinmek istediğim iki futbolcu daha var. Biri Garry Rodrigues diğeri de Linnes. Taraftara göre Linnes'in hakkı yeniyor, gerçekte ise hakkı yenen oyuncu Garry. Ben maç öncesinde Tudor'un yerinde olsam bu maça üçlü savunma ile başlardım.

En önemli gerekçesi Emre'nin yokluğunda Başakşehir'in neredeyse tamamen Adebayor odaklı bir oyun oynaması ve Adebayor etrafında da kalabalık kümelenip ona top aldırmamak. Maicon'u göbeğe sağına Ahmet'i soluna Denayer'i koyup başlanabilirdi. 4'lüde stoper oynamak ile 3'lü stoper oynamak arasında büyük fark var. O yüzden Denayer'i 4'lünün göbeğine koymaya korkarım ama üçlünün sağına, soluna koymaya çok korkmam. 4'lü orta sahanın soluna Garry, sağına Mariano göbeğe Fernando ve Ndiaye önlerine Tolga ve Belhanda ile en uca da Gomis şeklinde. Garry hücumda oyun zekası olarak sorun yaşasa da 3'lü savunmanın önünde kanadı tek başına kullanabilecek dayanıklılıkta çabuk ve faydalı bir oyuncu. Eğer hem Linnes hem Lato ile sorun yaşıyorsanız böyle bir opsiyon var ve formda. Açıkçası Garry bek olarak da Linnes'in çok önünde bir futbolcu zaten. Linnes neyi iyi yapabiliyorsa Garry de yapıyor (Hız ve dayanıklılık) üstünde Garry, Linnes'ten çok daha yetenekli. Yasin de mesela en iyi bu tip 3'lü savunmanın önünde tek kanat gibi bir rolde oynar. Pep Guardiola bu konuda bir yorum yapmış Mendy sakatlanınca sistem değiştirmek zorunda kaldık çünkü Mendy o kanadı tek başına kullanabilir ama Delph onu yapamaz. Mendy o kanadı tek başına kullanınca önündeki oyuncu da forvete kayabiliyor ama Delph oynayınca önüne bir sol açık koymak gerekiyor demiş. Galatasaray da tek kanat oynayabilirse, Tolga ve Feghouli 2. forvete daha kolay dönüşebilirler.

Devre arasına kadar bence en uygunu 3-4-2-1 sistemine geçmek ve 4'lünün soluna Garry, sağına Mariano koymak. Gelelim Linnes'e. Taraftar "Bu adam size ne yaptı" demiş. Karısı da bu yorumu beğenmiş. Yahu problem de o Linnes ne yaptı? En kötü Lato, Linnes'ten çok daha iyi diyorum her zaman. Lato beğenilmeyen halinde en az 10 kere terste boşa çıktı ve kendisine orta kesecek pozisyon yarattı. Hücumda nasıl genişlik kazandıracağını çok iyi biliyor ve etkili kesiyor. 448 dakika oynamış 33 isabetsiz orta kesmiş, 10 isabetli orta kesmiş. Linnes 516 dakika oynamış. Kestiği isabetsiz orta 4, isabetli orta sıfır. Aradaki bindirme, hücumda pozisyon alma ve orta açma farkına bakın! Mariano'nun da 39 isabetsiz, 11 isabetli ortası var. Mariano ile Latov büyük takımda oynamayı biliyor ama Linnes ne? Lato'nun en kötü maçında yaptığı asisti 2 senedir yapamamış bir oyuncu. Sorunsuz yedek olur diyorduk, karısı bile trip atıyor bu taraftar sayesinde. Devrede Asamoah alınırsa Lato ona yedek olur. Denayer de, Garry de zaten sağ bekte Linnes'i en az 3'e katlar. Mariano'nun da yedeği bu ikisi olur. Linnes ise sürekli oynayabileceği küçük bir kontra atak takımına kiralanabilir ve orada iş yaparsa elden çıkarılabilir çünkü kendisi büyük takımda oynayabilecek bir meziyete sahip değil ama kontra atak takımları için hızlı ve dayanıklı...

Son olarak Tudor'un gönderilme konusu var. Yönetim maşalarına "Tudor'un kulağını çektik" gibi haberler yaptırıyor. Bu Galatasaray yönetimine ne desem az. Bu bir hastalık. Büyük takımlar böyle rezil yönetilmez. Bu gibi görevdeki adamları kovacağınız güne kadar medyada savunur ama yedek planı da her zaman yaparsınız. Bunlar kendi hocalarını kendileri yıpratıyor. Bunu daha önceki hocalara da yaptılar. Galatasaray 4 yıl önce Real Madrid karşısında maç çevirebilen, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynayan bir takımdı. 4 yılda buralara düştü. Bu düşüşte de 6 farklı hoca ile çalıştı. Hala 7. değişimden medet ummak ciddi bir dangalaklık. Tudor'u gönderip başka bir hocayla şampiyon da olabilirsiniz bu kısa vadede başarı getirir ama uzun vadede bu da Galatasaray'ı daha ciddiyetsiz, daha hastalıklı bir hale sokuyor.

Başakşehir 4 yıldır gelişen bir temele sahipken, Galatasaray'ın bu takımı kurulalı 4 ay bile olmadı. Tudor 5 yedi ama 3 aylık takımla, 4 yıldır büyümüş bir takıma yenildi. 4 yılda şu cümlelerin öznesinin değişip onlarca kez yazıldığını ve söylendiğini gördüm. "Kim gelirse gelsin Mancini'den kötü olamaz, derhal kovulmalı" sonra "Kim gelirse gelsin Prandelli'den kötü olamaz, derhal kovulmalı" Sonra "Kim gelirse gelsin Hamza Hamzaoğlu'ndan kötü olamaz, derhal kovulmalı" Sonra "Kim gelirse gelsin Mustafa Denizli'den kötü olamaz, derhal kovulmalı" Sonra Riekerink, şimdi de Tudor. Hayır kim gelirse gelsin şu yorumu yapandan daha aptal olamaz. Çünkü en büyük aptallık hatadan ders almamaktır. Bu yöntemin kötü sonuçlandığını, Galatasaray'ı ciddiyetsizleştirdiği, alçalttığı 4 yılda 6 kez test edip hala 7.'den medet ummak ve dereyi geçerken at değiştirmek ciddi bir ahmaklık. Ha Tudor bu maç gibi bazı hatalarından ders çıkaramıyor, bu sene beklenen gelişimi göstermez verilen görevi başaramazsa sene sonu yollar ayrılabilir ama bu şekilde olmaz, olmamalı. Galatasaray gibi bir kulüp, teknik direktör için bir seçim yapıyor ve 3 ay önce kurduğu takım ligde zirvedeyken bir iki maçta hata yapmış diye adamı kovuyor. Bu çok ciddiyetsiz, Galatasaray'ı alçaltıcı bir durum. Adama şans veriyorsun, sınavın ortasında bir soruyu yanlış yaptı diye çekip önünde kağıdını alıyorsun. Bu kafayla Galatasaray'ı Gençlerbirliği gibi laçka bir hale getirecekler. Zaten farkındaysanız uzun bir süredir kariyerli bir teknik adam da gelmiyor. O halde genç ve potansiyelli bir teknik adam bulmak ve Galatasaray ile birlikte büyümesine sabretmek gerek. Tudor bu isim olabilir mi? Bazı noktalarda pozitif, bazı noktalarda negatif görülüyor. Sezon sonu sınavdan geçtiğini veya kaldığını görebiliriz umarım.

Tuesday, November 14, 2017

Aykut Kocaman, Şenol Güneş ve Tudor

Teknik Direktörlükte başarının farklı yolları var. Bunlardan biri doğru scouting. İyi araştırma sayesinde nokta atışı transferler yapabilir ve hem harcadığınızdan fazlasını geri kazanabilir hem de rakiplerinizden daha iyi kadrolar kurabilirsiniz. (Kocaman, Konyaspor döneminde bunu oldukça iyi uyguladı) İkinci bir yol elinizdeki oyunculara uygun sistemler üretebilir veya sisteminizin gücüyle başarı getirip ona uygun oyuncular aldırabilirsiniz. Tudor Karabükspor'da ve bu sezon Galatasaray'da bu sayede iyi işler yaptı ancak Galatasaray'daki geçen sezonunda elindeki futbolcular kendi sistemine hiç uymadığı için başarısız olmuştu. Üçüncü bir yol ise elindeki oyuncuları geliştiren, öğretmen teknik adamlar...

Şenol Güneş hem Trabzonspor'da, hem Bursaspor'da, hem Beşiktaş'ta bunu inanılmaz derecede başarıyla gerçekleştirdi. Mesela Şenol Güneş'ten öncesine bakalım. 2-3 yıl önce Cenk Tosun, Pektemek'in de arkasında Beşiktaş'ın 3. forvetiydi. Quaresma Beşiktaş'ta tartışılan sonra Porto'da da oynayan ama yine tartışılan bir oyuncuydu. Ryan Babel Kasımpaşa'da bile tartışılıyordu, istikrarsızdı. Oğuzhan Özyakup Galatasaray'daki Emre Çolak gibi 'vitaminsiz' diye eleştirilen, rüzgar Olimpiyat Stadı'nda sert eserse ayakta duramayan bir oyuncuydu. Atiba iyiydi ama bu seviyede olabileceği hiç düşünülmemişti, Tolgay aynı şekilde... Tosic yine Gençlerbirliği'nde bile eleştirilen genelde sol bek oynayan, 'yaşı gelmiş işi bitmiş' denilen bir adamdı. Fabri İspanya alt sıra takımlarında bazen oynayan, bazen yedek kalan ucuz bir kaleciydi. Bu oyuncuların 3 sene sonra Şampiyonlar Ligi'nde 4 maçta 10 puan alacağını kime söyleseniz size "delirmiş bu" diye gülerek bakardı. Şu 11'de sadece Gökhan Gönül, Pepe ve Adriano büyük transfer denebilecek adamlar. Bu üçü dışındaki her oyuncuyu Beşiktaş değil; Trabzonspor da, Bursaspor da, Başakşehir de transfer edebilirdi. Yani öyle Şenol Güneş'e müthiş kadro kurulmuş da hoca o sayede başarılı olmuş değil. Her oyuncuyu en az 3 seviye yukarı çıkardığı için bu 3 yıl önce Süper Lig'de ilk 3'e girmesi beklenmeyen kadroyu Şampiyonlar Ligi'nde lider yaptı. Zaten bu Gökhan Gönül, Adriano ve Pepe transferleri de başarının getirdiği imkanlar sayesinde... Şenol Güneş'in elde ettiği şampiyonluklar sayesinde gelen paranın öncesinde Gökhan yerine Beck, Adriano yerine İsmail Köybaşı ve Pepe yerine Rhodolfo ile kazanılmış bir şampiyonluk var. Gerçekten Beşiktaşlı futbolcuların 2-3 yıl öncesi ile şimdiki halini kıyaslayınca arada inanılmaz bir gelişim var ve bu gelişimin sahibi de Şenol Güneş.

Doğrusu Aykut Kocaman'ın Konyaspor'unda da buna benzer bir beceri olduğunu söylemek gerek. Kocaman bu seviyede olmasa da bazı oyuncuları geliştirdi ve aynı zamanda çok iyi scouting yaparak fark yarattı. Konyaspor, Kocaman'dan önce oldukça zayıf bir kadroya sahip, kümede kalma mücadelesi verebilecek bir takımdı. Ali Turan düşüşte muhtemelen 1. Lig'e yolcu olabilecek bir isimdi. Serkan Kırıntılı küme düşmekten son anda kurtulan Rizespor'un en zayıf halkalarından biriydi ve birçok maç kaybettirmişti. Artık alt liglere düşmesine kesin gözle bakılıyordu. Ali Çamdalı yine yüzüne bakılmayan bir oyuncuydu. Fakat bu oyuncular Aykut Kocaman döneminde ciddi bir yükselişe geçti ama daha değerlisi çok iyi bir scouting yaptılar. Bosna Hersek Ligi'nden 500 bin euroya getirilen Bajic, 5.5 milyon euroya Udinese'ye satıldı. Yugoslav Ligi'nden 180 bin euroya alınan Jagos Vukovic 2 milyon euroya Olympiakos'a satıldı. Polonya'dan 200 bin euroya alınan Barry Douglas 1.2 milyon euroya İngiltere'ye satıldı. Bildiğim kadarıyla 100 bin euroya Slovenya Ligi'nden alınan Skubic'e de geçen sezon 2.5 milyon euroluk teklif geldi ama satmadılar. 550 bin euroya Bulgaristan'dan bu sene başı gelen Mehdi Bourabia'yı da 1-2 yıl içinde aldıkları paranın en az 3-5 katına satmalarını bekliyorum. Aynı Deni Milosevic, Amir Hadziahmetovic, Musa Araz gibi aldıkları ve geliştirmeye devam ettikleri başka gençler gibi... Bu scouting başarısı kulübün mü yoksa Kocaman'ın ekibinin başarısı mı diye merak ediyordum. Okuduklarıma göre Kocaman'ın Bosna Hersekli yardımcısı Fahrudin Omerovic'in başarısı deniyor bunlara... Peki başarısı sadece Konya'da edğil dünyanın her yerinde ispatlanmış aynı yöntem Fenerbahçe'de neden işlemedi? "Fenerbahçe, Konyaspor değil" diyenleri duyar gibiyim. Bu bir Fenerbahçe kanseri. Senelerdir sürüyor...

Senelerdir altyapıdan bir tane oyuncu çıkmamış. Neden çıkmıyor diyorsunuz. "Fenerbahçe genç oyuncuya sabredecek bir kulüp değil, transfer yapacak gücü de var" deniyor. Marifet mi? Değil. Transferle, işi bitmek üzere olan yıldızları getirip performans alamamaya devam ediliyor. Scouting konusu da aynı. Konyaspor'da Bajic'i bulan adamlar, Fenerbahçe'de yedeğe başka bir Bajic bulmak yerine Soldado'yu mu alır? Bu konuya en son, Kocaman'ın bu sezon neden zorlandığını açıklarken değineceğim. Şimdilik başarı modellerini açarken değinmediğimiz modele geçelim. Bazı teknik adamlar kadroya göre sistem kurup oynatabilir. Bazıları da Tudor gibi kendi sisteminden başka bir oyun oynatamaz ve kendi sistemine uyan adamlarla oynamak zorundadır. Yoksa kurduğu sistem işlemez ve başarılı olma şansı yoktur. Aykut Kocaman da Tudor gibi bu teknik adamlardan biri. Kendi sistemine uygun adamlar istiyor ve Fenerbahçe'de bugünlerde yaşadığı sorunlardan biri de kadroyu kurarken sistemine uymayan isimleri göndermemiş ve aldırmamış olması...

Geçelim Tudor'un başarı modeline... İşimiz gereği futbolla ilgili birçok tahminde bulunuyoruz ve bunların bazıları tutuyor, birçoğu da tutmuyor. Birçok yanıldığım tahminim var ama Tudor konusundaki tahminlerim birebir çıktı. Riekerink yerine geçen sezon 20. haftada getirildiğinde doğru bulmamıştım. Riekerink'in çok düşük profilli, yetersiz bir teknik adam olduğunu ve Tudor'un da ondan çok daha potansiyelli bir teknik adam olduğunu düşünsem de bu değişimi geçen sene mantıksız buldum. Bunun sebebi, geçen sezonki Galatasaray kadrosuyla Tudor'un mantalitesi arasında tam bir tezatlık olmasıydı. Geldiği gün kendisiyle ilgili yazdığım yazıda, "Galatasaray kadrosu fiziksel olarak çok düşük, her maç rakiplerinden dayak yiyen birçok reaktif, halısahalık oyuncu barındırıyor. Tudor'un tek bildiği ise yüksek mücadele gücüne dayalı, tempolu bir futbol anlayışı. Tudor bu takıma kendi futbolunu oynatmaya çalışırsa hem bir sürü sakatlık yaşanır, hem de bir sürü futbolcuyla kavga eder ama bunu oynatmaya çalışacak çünkü o sadece bunu biliyor..."

Yönetimin Tudor'u Galatasaray'ın başına sezon sonunda getirmesi gerektiğine dair bir sürü şey yazmıştım. Nitekim bu yüzden, bu zamansız birliktelik yüzünden Tudor çok fazla yıprandı ve geldiğimiz noktada rakiplerine 6-8 puan falan fark atmasına rağmen hala çok tartışılan bir adam. Geçen sezon Karabükspor'u analiz ettiğimde gözüme çarpan en çarpıcı istatistiklerden biri neredeyse her pozisyonda ligin en çok çalım yiyen futbolcularının Karabükspor'dan olmasıydı. Karabükspor geçen yıl da hep söyledim kadro kalitesi olarak küme düşecek bir takımdı ama Tudor'un sistemsel üstünlüğü bu takımı orta sıraya taşıdı ve sezon boyu düşme korkusu bile yaşamadılar. Seviyeleri düşme potasıydı ve Tudor gidince bu sezon gerçek seviyeleri tahmin ettiğim gibi ortaya çıktı. Ha kalitesizlerdi ama Tudor'un sistemine uygun adamları vardı. Bu da Tudor'un Karabükspor'u olduğundan çok daha yukarılara çekmesinde avantajıydı. Örneğin Tudor geçen sene başı Antalyaspor'un başına geçse bence küme düşerdi çünkü o tip bir takımla çalışabilecek bir hoca değil.

Gelelim şu çalım yeme konusuna. Nasıl çok çalım yersiniz? İlk sebep. Çok basarsanız çok top kapar ama çok da çalım yersiniz. Çok basabilmek yani çok pres için yüksek fizik gücü gerek. Bunun için de Tudor çok ağır idmanlar yaptırıyor. Karabükspor geçen sene çok top kaptı, çok çalım yedi, çok proaktif oynadı. Galatasaray da aynı oyunu oynuyor. Tabi önemli bir farkla. Daha kaliteli futbolcularla! Bu ligin üzerinde bir sistemi iyi oyuncularla oynadığı için bu ligin üzerinde bir oyun ortaya çıktı. Ceyhun yerine Fernando, Yatabare yerine Gomis, Tanase yerine Belhanda koyunca... O takım 1. lig seviyesiyken sistem üstünlüğü ile orta sıraya çıktı. Bu Galatasaray da kafaya oynayacak bir takımken sistem üstünlüğü sayesinde zirvede arayı açtı. Ha Tudor'un başka bir oyun yapısını henüz öğrenmemiş olması; derbilerde rakip de çok mücadele ettiği için yüksek pres gücünden fazlasının gerekmesi özellikle büyük maçların kazanılmasına engel oldu ancak yine de ortada bariz bir sistemsel üstünlük söz konusu. Rakipler 11, Galatasaray 12, 13 kişi gibi oynamıyor mu? Kim sayesinde?

Tudor açıklıyor... Başta Tolga Ciğerci. "Bizim sistemimizin en değerli parçalarından biri" diyor Tudor. Geçen sezon Tudor geldiği gün yazdığım yazıda "Tudor ile Tolga muhtemelen çok sevişirler" yazmıştım. Tudor'un oyun sistemine bu kadar uyan oyuncu çok çok az bulunur. Tolga'yı özel yapan en önemli şey. Topsuz oyunda yorulmadan 70 metreyi defalarca gidip gelebilmesi. Top rakipteyken kendi yarı sahasında savunmada, top Galatasaray'da hücumdayken de Gomis'in yanında 2. forvet! Bu direkt olarak sizin 12 kişi oynamanız demek. Ha alayım bir tane box to box oyuncu ben de 12 kişi oynayayım... O kadar kolay değil. Riekerink'i yetersiz bulduğumu söylemiştim. Kanıtlarından biri Tolga'yı eline alıp biçtiği rol. Elinize Tolga gibi bir oyuncu veriyorlar. Alıp bakıyorsunuz ve defansif oyun kurucu mu yapıyorsunuz? Şaka mı bu! Açık farkla en belirgin özelliği iki ceza sahası arasında 100 kere gidip gelmek olan oyuncuyu 20 metre kare içine sıkıştırmak mı oyun planınız? Evet bunu yaptı! Üstelik yanında defansif oyun kurucu rolünden başka oyun bilmeyen Selçuk'tan bu rolü alarak.

Yani hem Selçuk'u taca çıkardı. Hem Tolga'yı çok kötü kullandı. Hem de yılda 2.5 milyon euro maaşla getirdiği De Jong'la da sıvadı... Peki Tudor geldiğinde ne yapabilirdi? Tolga'yı oynatmaya çalıştı, Tolga hatalar yaptı ve kesti. O zaman çok şaşırmıştım. "Yahu bu Tudor, Tolga gibi kendi sistemine bu kadar uyan bir adamı nasıl keser, herhalde bu konuda yanıldım." dedim. Fakat düşününce verilebilecek başka rol kalmadığını görüyorsunuz. Takımda tüm hücum gücünü Sneijder, Podolski, Bruma çekiyor. Bu üçü de şapkadan tavşan çıkarırsa gol atabiliyorsun. Yok çıkaramazsa atamıyorsun. Ayrıca hücumda tüm sorumluluğu bunlar aldığı için savunmadan da muaf sayılmışlar. Yani, 'hücumcuların sadece hücum, savunmacıların sadece savunma yaptığı' kalu beladan kalma bir futbol anlayışı! Bu anlayışın için modern futbol eğitimini Almanya'da almış box to box Tolga'yı sokun hadi. Önünde Sneijder, solunda Bruma, sağında Podolski hareketsiz, statik! Tek istedikleri topu koşu yollarına değil sadece ayaklarına atmanız... Ee box to box oyuncu nereye koşacak? Önünde alan mı var?

Santrfor arkası oynayan 3 oyuncu hiç alan açmıyor ki! Hiç topsuz koşu yapmadıkları için onları tutan rakip savunmacılar hiç alan boşaltmak zorunda kalmıyor. Dolayısıyla o alanlara bu üçlünün gerisinden gelip girebilme ihtimaliniz yok. Kilit vurmuşlar o pozisyonlara. Bana pası at, bekle! Ben Bruma'yım çalım atar golü atarım. Ben Sneijder'im, bir pas, şut atar kilidi açarım. Ben Podolski'yim bir şut atar golü atarım. İyi de rakipler de bunu biliyor. Fazlasıyla tahmin edilir bir takımsın. Poldi'ye gelince solunu kapat şut atmasın, Bruma'ya gelince bekle basma geçmesin, Sneijder'e gelince pas açılarını kapat... Buna rağmen bu isimler gol katkısı da veriyordu ama tüm takım zaten sadece bunlar gol atsın diye oynuyordu ve Akhisar'a, Alanya'ya atıyorlardı ama daha sağlam, güçlü savunmalara karşı kilit. Bunların arkasında elinizde Tolga olsa da, onu parlatacak rolü veremiyorsunuz çünkü statik takımda box to box olmaz! Şu nokta çok önemli! Belhanda sürekli hareket edip alan açmasa Tolga nereye gole koşacak? Belhanda'nın en önemli marifeti çok hareketli olması ve daha bunu görüp öven görmedim!

Futbolda sistemsel üstünlükleri görebilen ne yorumcu var ne de taraftar. Bu da ciddi bir dangalaklık yaratıyor. Kuyt da Tolga gibi Fenerbahçe'ye çok ciddi sistemsel üstünlük yaratırdı. "Bu Kuyt'ta ne var. Bir kere adam geçmiyor" diyen bir sürü dangalak çıkardı. Şimdi aynı tip dangalaklar diyor ki "Valla Tolga bu kadar golü nasıl attı bilmiyorum (zeka eksiği) ama o top sürüş, o yeteneksizlik Galatasaray'a yakışmıyor" Peki ne yapalım? Arda gelsin veya sol açık alınmalı... Hımm evet son derece sığ bir yorum. Tolga'yı çıkarıp bir sol açık alındığını düşünelim. 4-2-3-1'e dönülmüş oluyor. Belhanda ne şutu olan, ne de gol koşusu olan bir 10 numara. Feghouli de henüz %100 kondisyonla oynayamıyor o da Valencia'daki çalışkanlığı ve topsuz hareketliliğinden uzak. Üstüne bir de aylardır yatan Arda gelsin... Arda müthiş çalım atar çok teknik ama Arda'nın taç çizgisi üzerinde 100 kişiyi çalımlamasının hiçbir değeri yok! Ne oldu şimdi Tolga'yı çıkardık ve bir sol açık aldık... Sistemsel üstünlük çöpe gitti. 12 kişi oynayan takım 11 kişi oynayan geçen sezonki statik, halısaha takımına döner.

En önemlisi Gomis'in yanına, set hücumlarda 2. bir oyuncuyu ceza sahasına sokamadığı için Galatasaray kilitlenir. Yüzüne araba farı tutulmuş tavşan gibi kalır. Rakip 2 stoper ve bir defansif ortasaha ile 3 kişi Gomis'i aralarına alır, kolayca marke eder ve Galatasaray geçen sezon gibi marke edilmesi son derece kolay bir takım haline gelir. Bugün Gomis'i o şekilde marke edince Tolga boş kalıyor. Tolga'yı tutarlarsa da Gomis genelde birebir oyunlarda üstünlük kuruyor. Şimdi bu sistemsel üstünlüğün hangi futbolcular sayesinde sağlanabildiği bu kadar bariz ortadayken, "Sneijder kalsa bu Belhanda yerine, bu takımda çok daha iyi olurdu" demek de "Tolga yerine sol açık almak lazım Tolga iyi ama yetersiz" demekle aynı derece mantıksız. Hiç kimse Belhanda'nın Sneijder kadar iyi şut atabildiğini, Sneijder kadar iyi top atabildiğini söyleyemez. Sneijder bu konularda dünya çapındadır ama hareket edemeyen Sneijder'in pasını da şutunu da istemiyor Tudor'un sistemi. 2015'e kadar Sneijder hem hareketli, hem de bu kadar mükemmel top atan bir 10 numaraydı, Belhanda'nın 2 gömlek üstüydü.

2015 yılına kadar olan Sneijder tabii ki bu takımda Belhanda'dan çok katkı sağlar ancak Sneijder o dönemdeki halinden çok uzak ve Tudor kişisel hırsları yüzünden falan değil, bu sistemde yeri olmadığı için gönderdi onu. Sneijder bu sistemde Belhanda yerine oynasa ne olur ben size söyleyeyim. Trabzonspor maçı gibi olur. Hareketsiz, geçiş oyunlarını beceremeyen bir Galatasaray olur. Trabzonspor maçında Belhanda cezalıydı. Yerine Selçuk ve henüz hazır olmayan Feghouli oynadı. Her iki oyuncu da hareketsiz kaldığı için Galatasaray kolayca kilitlendi ve alan bulamayan Tolga'nın da bu sezon tek kötü maçı o maç... Tesadüf değil bu! Tolga'nın bu kadar iyi oynamasının ana nedenlerinden biri Belhanda'nın çok hareketli bir ofansif ortasaha olması. Tudor modern bir taktik anlayış benimsiyor ve taktiksel olarak geriden gelen Süper Lig'in önünde bir teknolojisi var gibi fark yaratıyor. Ek olarak geçen sezon Karabükspor da hücumda eksik kalan yaratıcılığı duran top becerisi ile aşıyordu, duran toptan çok gol atıyorlardı. Bu sene Galatasaray da duran toptan çok atıyor...

Tudor'un önemli farklarından biri şu... 5 büyük lige de baktım. Hem topa sahip olma oranında, hem puan durumda zirvelerde olup da hem de top kapma tablosunda zirvelerde olan bir takım yok. Nedeni basit. Top sende ne kadar çok kalırsa, top kapmak için küçük takımlara göre o kadar az hamle yapabilirsin. Yani çok topla oynayan takımların çok top kapma şansı yok gibi ama Galatasaray'da var. Galatasaray topla oynamada zirvede olduğu gibi top kapmada da 4. sırada! Bu kaybedilen topun ne kadar hızlı ve agresif şekilde geri kazanıldığını gösteriyor. Evet geçen yılki Karabük gibi bu sezon da en çok çalım yiyenler Galatasaraylılar bu ilk bakışta negatif bir istatistik gibi görülebilir ama pozitif bir istatistik. Ligde en çok top kapma hamlesi (pres) yapan 1. ortasaha Ndiaye, 2. ortasaha Fernando. En çok top kapan 2. orta saha Ndiaye, 3. orta saha Fernando. En çok çalım yiyen de Ndiaye. O kadar çok basıyor ki, ya kazanıyor ya da çalım yese bile çalım atanı fazlasıyla bozuyor. Rakipler Fernando ve Ndiaye'yi çalımlasa bile ayakta kalacak güçleri kalmıyor sonra Serdar Aziz ile Maicon da 'finish him' yapıyorlar. Galatasaray bu yüzden açık oyunda sadece 3 gol yedi!

Aykut Kocaman'a dönerek bitirelim. Neden böyle oldu... 1- Kendi sistemine uygun adamlar aldırmadı. 2- Doğru scouting yapmadı. Yahu elinde İsmail ve Hasan Ali gibi iki sol bek var. Birinin sözleşmesi bitiyor. Biten ile yüksek maaşla sözleşme yenilemek yerine sol beke de bir İsla bulmak bu kadar mı zor? İşte Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki fark burada ortaya çıktı. Galatasaray 4 yıldır bir scout ekibine sahipti ve Tudor'la gece gündüz futbolcu izleyip oldukça fazla nokta atışı yaptılar. Evet o paraya Mariano seviyesinde sağ bek, o paraya Fernando seviyesinde orta saha bulmak da müthiş bir scouting becerisidir. Piyasalar uçtu ve bu oyuncuları bu paralara getirmek başarıdır. Gomis konusunda mesela erken davrandılar kaptılar. Negredo aynı para, pazarın son malı. Mecbursun almaya. Kalitesiz mi değil ama hazır da değil! Hazırlamak için aylarca beklemek zorundasın. Gomis ise 20 gol atıp son derece hazır gelmiş ve aynı para... Buna scouting başarısı denir. Fenerbahçe'de bu yok. Menajerler ne getirirse, önlerine ne koyarsa, katalogdan bakar gibi seçiyorlar.

Sonra elinde Topal ve Josef gibi iki oyuncunun olması lüks. Josef'i 10 küsur milyona satma olanağın var. Sat, para yarat. Mehmet'i o rolde zaten kullanırsın. Onunla bir oyun kurucu al, sol bek al. Yani Galatasaray'ın yaptığı baştan yaratma işini yapamadılar. Sebebi ne mi? Aykut Kocaman'ın egosuna yenilmesi. Fatih Terim'in kariyerinde bence tek başarısız dönemi Galatasaray 2. dönemidir. 1.5 sezonda belki 50 tane futbolcu almıştır bir sürü zarar, ziyan... Galatasaray kalitesinden uzak onlarca yerli - yabancı transfer ve puan durumunda da başarısızlık. Bunun sebebi neydi diye bir menajer ağabeyle konuşuyorduk zamanında, şöyle demişti. "Terim o dönem egosuna yenildi. Galatasaray'da 90'larda eline aldığı her oyuncuya sınıf atlatmıştı. Fiorentina'da da Rui Costa, Chiesa, Nuno Gomes benzerlerini yaptı. Galatasaray'a döndüğünde ise eline aldığı her oyuncuya sınıf atlatabileceğini sanıyordu. Menajerler geliyor ve "Hocam çok yetenekli ama bazı sorunları var. Tabi sen bunu adam edersin, yoktan var edersin" diyordu. Böyle birçok kalitesiz adamlar aldırdılar" demişti.

Fatih Terim 90'larda çok sayıda oyuncuya sınıf atlattı ama hepsi doğru scouting ürünü potansiyelli, sınıf atlamaya müsait oyunculardı. Hepsini de bizzat kendi scout etmişti. 90'ların başında son derece aç olan Terim, Piontek'in yardımcısıyken gece gündüz alt ligleri izler hatta bölgeler arasında karma maçlar yaptırırmış. Alt liglerden Rüştü'ler, Alpay'ları bile bulan o. Aldırabildiğini Galatasaray'a aldırıyor. Aldıramadıklarını da başkaları topluyor. Milli Takımın ardından Galatasaray'a geçtiğinde de elinde kendi oluşturduğu iyi bir scout listesi var ve o listeden yaptırdığı transferleri bizzat kendi geliştirerek Dünya üçüncüsü olan takımın temellerini attı. Fakat Milano'dan döndüğünde elinde böyle bir liste yoktu! Menajer çıkmaları arasından katalogdan seçer gibi oyuncu seçmek zorunda kaldı. İşte Kocaman'ın bugünü, o Terim'i andırıyor. "Konyaspor gibi 1. Lig seviyesinde kadroyu Süper Lig 3'sü yaptım. Türkiye Kupası aldırdım, 2 kez üst üste Avrupa Ligi'ne götürdüm" diye egosuna yenildi. Şöyle diyordu. "Van Persie 3 yıl önce dünyanın sayılı forvetlerinden biri değil miydi? O halde yine olabilir..."

Şenol Güneş gibi oyuncuları sivriltmek bir opsiyon ama Robin van Persie bunu hiç istiyor gibi değildi. İstemeyen oyuncuya hiçbir şey yapamazsınız. Fenerbahçe'de hep kötüydü ama en kötü en isteksiz dönemi Kocaman'ın dönemi oldu. 2 ayda da fikirleri değişti Kocaman'ın. "Van Persie var kazanırım, bir forvet alsak yeter" diyordu. Son hafta 2 santrfor birden alındı. Şubat ayından beri Fenerbahçe'ye transferi kesin olan bir hocanın planlamasını bu kadar kötü yapması şaşılacak şey. Özellikle Hasan Ali tercihi... Hem Dirar, hem İsla alınırken sol bir tane bile bek alınmaması. Ha Aykut Kocaman zamanla toparlar mı? Bence toparlar ancak Fenerbahçe'de hiç zaman ve sabır kalmadı. Hoş Konyaspor gibi yoktan var ettiği bir projeyi neden bıraktığını da oldum olası anlayamayacağım. İnsanın yetiştirdiği çocuğu yarı yolda bırakması gibi geliyor bana.

Sunday, November 5, 2017

Prese Dönüş / Galatasaray - Gençlerbirliği

Galatasaray, zayıf Gençlerbirliği'ni farklı yendi... Bunu daha önce de yazmıştım... Gençlerbirliği bu sezon ligin açık ara en zayıf takımı ve bu kadroyu ligde bırakabilmek çok büyük bir başarı olacaktır ki böyle bir ihtimali çok zayıf görüyorum. Maalesef İlhan Cavcav'ın onlarca yıldır ligde tuttuğu takımı onun vefatından bir sezon sonra onun adının verildiği sezonda küme düşürmeyi başaracaklar. Tabi bu bir süreçti, son 3-4 yıldır her geçen dönem kadro daha da zayıflatıldı ve bu takım TFF 1. Lig'de bile ilk 8'e zor girebilecek bir kadroya sahip. Maçta 43. dakikada Serdar Özkan sakatlanıp çıkınca yaratıcılığı olan hiç futbolcuları kalmadı ki Serdar'ın da yaratıcılığı canı isteyince zaten. Yaratıcıları yok, oyun kurucuları yok, savunma önü pozisyon tutacak ön liberoları yok, pas oyunu olarak çok yetersizler ve yabancı futbolcularının da çoğunluğu çok kalitesiz. Böyle bir maçta Galatasaray'ın rakibi karşısında farklı bir galibiyet alması sürpriz değildi. Ölçü de değil ama Galatasaray böyle maçları kolay alırken; Beşiktaş, Başakşehir ve Fenerbahçe gibi zirvedeki rakipleri henüz alamıyor. Bu önemli.

Galatasaray bu rakiplerinden daha önce takım oldu. Üstelik daha geç ve hızlı kuruldu ama daha erken takım oldu. (Transferde lider karakterli futbolcular alınması) Beşiktaş iyi takım değil mi? En kaliteli takım ama 3 günde bir maça çıkabilecek seviyede derin bir takım olamadılar henüz. Negredo, Lens, Medel gibi çok pahalı rotasyon oyuncuları takıma adapte olamadığı için ya bunlar oynadığında uyumsuzluk yaşanıyor ya da oynamadığında yorgun futbolcular bu dominasyonu sağlayamıyor. Başakşehir de aynı. Galatasaray ise her hafta dinlenmiş oyuncularıyla çıkıp alıyor. 3 günde bir Galatasaray'ın da maçı olsa Galatasaray da aynı şeyi yaşardı diye tahmin ediyorum çünkü yedek kulübesi zayıf. Fenerbahçe ise haftada bir de oynasa kötü kadro kurdu. Burada Galatasaray'da senelerdir oturan scout ekibinin teknik direktörden bağımsız üretkenlik içinde olması Fenerbahçe'de ise olmayan (olsa da ciddiye alınmayan) scout ekibinin üretmemesi rol oynadı bence. Çünkü hoca gelir "Şu tip oyuncu istiyorum" der. O tipe uygun hocaya oyuncular sunarsınız.

Ne kadar kaliteli ve çeşitli opsiyon sunarsan transferde başarı şansın o kadar artıyor. Bu konuda uzun uzun yazacaklarım var ama bu başka bir yazı konusu... Maça geçelim. Şimdi Tudor 3-4-1-2 sistemini çıkardı. Öncelikle üçlü savunma tercihinde bence geç bile kaldı. Neden derseniz Linnes 11 için yetersiz, Latovlevici de hazır değil. Garry de sol çizgide enerjik bir oyuncu iken, Mariano da o kanat/bek görevini çok iyi yapıyorken 3'lü savunma - 4'lü ortasaha sistemleri şimdiye kadar çoktan oturtulmalıydı. Şimdi Galatasaray 7. haftadaki Karabükspor maçına kadar ilk 6 hafta 4-3-2-1 oynamış bir takım. Bir Antalya deplasmanında 4-1-4-1 gibi oynadı ama onun dışında ilk 6 hafta düzen belliydi. 4'lünün önünde sağdan sola Ndiaye - Fernando - Tolga üçlüsü. Onların önünde Garry - Belhanda ikilisi ve en uç da Gomis. Bu düzende Tolga kilit oyunculardan biriydi. Şimdi o günlere dönüp neden kilitti diye anlatmak istemiyorum çünkü zamanında uzun uzun yazmıştık. Efendim set oyununda ceza alanında 2. forvet oluyor, geride top rakipteyken Fernando'nun soluna geçiyor...

Hem sol beke yardım ediyor, hem göbeği kapatıyorlar diye uzun uzun anlatmıştık. Bursa maçından sonra Tolga sakatlanınca hücumda ve savunmada -1 eksilecekti Tudor ve maçları 12 kişi oynama şansını kaybedecekti. (Tolga box to box olduğu için 2 kişi gibi oynuyordu) Feghouli de yavaş yavaş maç temposunu kazanmaya başlıyordu onu da 11'e koyma zamanı geliyordu ve klasik 4-2-3-1'e döndü o etapta. Solda Garry, sağda Feghouli, 10 numarada da Belhanda vardı. Açıkçası hücumda -1 azalmayı Feghouli ile doldurmuştu ama savunmada -1 azalmayı dolduramamıştı. Bence o hafta bu 4-2-3-1 yerine 3-4-2-1'e yavaştan geçmesi gerekirdi. 7. hafta Karabük'ten sonra 8. hafta Konyaspor maçı da 4-2-3-1 oynandı ve 9. hafta Tolga döndü. Fenerbahçe derbisi ve Tolga'nın dönüşü ile 3-4-1-2'ye geçildi. Halbuki 3'lüye geçiş için ideal iki maç vardı. Karabük ve Konya karşısında bu düzene geçilip derbiye buna alışık bir takımla çıkılabilirdi. Çünkü 9 ile 13 arası oynanan 4 maçın üçü Fenerbahçe, Trabzonspor ve Başakşehir.

Bunlar zorlu maçlar ve günümüz futbolunda üçlü savunma ile daha iyi savunma yapılabildiği ortada. Gençlerbirliği gibi zayıf takımlara karşı içeride 4'lü oynayıp daha kalabalık hücum etmek daha mantıklı ama zorlu maçlarda üçlü oynamak savunmada avantaj. Neden mi 4'lü ile daha iyi hücum ediliyor? Çünkü 1 kaleci artı 2 stoperi çıkarınca 8 kişi hücum edebiliyorsunuz. 3'lü sistemlerde ise 3 stoper artı 1 kaleciyi çıkarınca 7 kişi hücum edebiliyorsunuz. Bekler günümüz futbolunda fazlasıyla çift yönlü pozisyonlar ancak stoperler ne olursa olsun hücumda -1. İstediği kadar iyi oyun kursun, en hücumcu stoper işte topu 20-30 metre sürebiliyor veya topu orta sahaya, hücuma çabuk-isabetli aktarabiliyor. Bir stoperin hücuma katkısı en fazla bu kadar o yüzden evinizde zayıf takımlara karşı -3 stoper ile hücumda azalmanın pek manası yok. Yine de bu maç özelinde Linnes'le 4'lü oynamaktan iyidir çünkü Linnes'in hücum katkısı da bir stoper kadar çoğu zaman. Bu 4 maçlık seri öncesi 3'lü savunmaya adaptasyon sağlanabilirdi...

Zira hem eldeki bekler buna daha uygun hem de rakipler (Gençlerbirliği hariç) bu tip bir sisteme daha uygun dişli takımlardı. Fenerbahçe maçında ilk kez 3'lüye dönüldü. Maçın 3'lü oynanan dilimi Galatasaray için daha iyi geçiyordu. Solda Garry yerine Tolga vardı. Tolga'nın tamamen sola konduğu (Antalyaspor deplasmanı dahil) maçlarda rakip yarı alandaki (merkezdeki) pres gücü azaldı. Bunlar Trabzonspor, Fenerbahçe ve Antalyaspor maçları. Ne tesadüf ki Galatasaray'ın 11 hafta içinde oyunu ve puanı kaybettiği üç maç da bunlar. Halbuki bu maçlarda solda Garry, göbekte Tolga ile başlansa hem öndeki merkez pres ilk 6 hafta gibi daha etkili olurdu, hem de Tolga'nın göbekte oynadığı maçlarda attığı 6 gol gibi goller veya gol pozisyonları olurdu. Tolga tamamen solda oynayınca 2. forvet gibi göbekten içeri girmeleri de daha zor olmaya başladı çünkü. Tüm bu sebeplerden ötürü Garry'nin solda oynadığı bir 3-4-x-x sistemi geç kalınmış bir sistem. Bu sistemde Galatasaray'ın tek zaafı solak bir stoperinin olmaması. Serdar ve Denayer teknik olarak kötü oyuncular değiller ama tek ayaklılar.

Bu iki oyuncu için efendim Serdar'ın ayağı kötüymüş, Denayer'in ayağı iyiymiş, iyi oyun kuruyormuş gibi yorumlar okuyorum ve çok aptalca bulunuyorum. Denayer de Serdar da çabuk, basit ve kısa pas atan stoperler. İki top kullanan stoper türü var... Ya Maicon gibi, Pepe gibi, geçen yıl Beşiktaş'ta Marcelo gibi, Antalya'da Diego gibi geriden uzun paslarla hücumu yönlendiren bir stoper olur ya da yanında basit ve kısa, risk almayan stoper olur. Şimdi Maicon, uzun pas konusunda yani geriden oyunu şekillendirmek konusunda ligin en iyisi. Marcelo Lyon'a gitmese onunla çekişirlerdi. Ligde geride kalan haftalarda Maicon 86 tane isabetli uzun pas atmış, 48 tane isabetsiz uzun pas atmış ve zirvede. 2. Diego 67 tane isabetli atmış, 61 tane isabetsiz atmış. 3. Pepe 65 isabetli 59 isabetsiz atmış. Diğerleri ile de aralarında bayağı fark var. Aslında Maicon ile arkasındakiler arasında da çok fark var. Bu üçü oyun kuran stoper. Üçü de Brezilyalı (Pepe de aslen Brezilyalı, 18 yaşında Maritimo B'ye gelmiş)

Diğer uzun vuranlar dan-dun vuruyor ileride uzun santrfor indirirse isabetli sayılıyor işte Yalçın Ayhan gibi, Politsevich gibi stoperler de kısadan çok uzun vuruyor ama haybeye vuruyor. İsabetli kısa pasta ise Epureanu zirvede sonra bu Maicon-Diego-Pepe üçlüsü geliyor çünkü bunlar oyun kurmak için sürekli sorumluluk aldığı için uzun kadar kısa da oynuyor. 5. sırada da Serdar Aziz geliyor. Yani sorumluluk alan bir stoper Serdar. Pas isabet oranında ise %90.7 ile hepsinin üzerinde. Şimdi Süper Lig'de pas isabet oranı en yüksek stoper Serdar iken ve bu konuda Denayer'den de öndeyken neye göre Denayer iyi oyun kurucu, Serdar kötü oyun kurucu oluyor? Bunlar klasik yabancı hayranlığından doğan ön yargı yorumları. Doğrusu Serdar da Denayer de tek ayaklı; kısa, çabuk ve risksiz oynayabilecek stoperler. Maicon gibi 60 metre kanada oyun açamazlar ama hatasız al-ver yaparlar. Buna karşın bunların ikisinin de tek ayaklı olması üçlü savunmada sıkıntı yaratıyor çünkü rakipler Garry ile arkasındaki sol stopere iyi pres yapsa oradan top çıkaramazlar.

4'lü savunmada sol stoper olarak idare ederler çünkü solunda sol bek, sağında Maicon, arkasında Muslera var. Pas opsiyonları daha çok ve en önemlisi YAKIN duruyor! Ama üçlü stoperde özellikle oyun kurarken çoğu zaman sol bek gibi oluyorsunuz ve solunuzda pas opsiyonu yok. Öne Garry'nin oynadığı pozisyona isabetli ve 20-30 metrelik beceri gerektiren direkt pas atmanız gerekiyor veya merkeze Fernando'ya. Rakip santrfor Muslera ve merkez stoper arasında durur ve açınızı kapatırsa ileri oynamak zorundasınız ve buna beceri gerekiyor bir de ters ayak olunca zorlanırsınız. O yüzden o pozisyonu Asamoah oynayabilirdi veya çok ağır olmasa Latovlevici oynardı ama mevcut kadroda orası sıkıntı yaratacak. Balta da malum afaroz edildi... Zaten bence Fenerbahçe maçında Serdar sakatlanınca 4'lüye dönme nedeni de o. Serdar yerine girebilecek Ahmet ve Koray da tek ayaklı üstelik çok gençler. İlk 9 maç oynamamış adamları derbide ısınmadan hop sahaya koymak mantıksızdı. Latovlevici ile 4'lüye dönmesini o yüzden o maçta mecburi buluyorum.

Teknik Direktörlerin yaptığı hamleler tabi biraz imkanlarla ilgili. Maç öncesi 3-4-x-x sisteminin 3 ve 4'lü bölümünü mantıklı buldum ama öndeki bölüm biraz düşündürücüydü. İki pivot özellikli santrfor günümüzde kullanan yok ve bu maç da ölçü değil. Tudor'un bu maçta bu ikiliyi oynatma nedeni son haftalarda düşen rakip yarı alandaki presi arttırma düşüncesiydi. Bence Trabzonspor maçındaki Gomis - Eren değişikliğinin nedeni de buydu. Şimdi Tolga 6. haftada sakatlandı 9'dan sonra da sola geçti dedik. Yani 6. haftadan beri rakip yarı alanın göbeğinde -1 pres düştü. Üstüne Trabzonspor maçında Belhanda da yoktu. Belhanda belki çok hücum pres yapamaz ama Feghouli'den şimdilik çok daha çalışkan ve hareketli bir oyuncu. Feghouli de geçmişte izleyenlerin söylediğine göre gizli forvet özellikli çalışkan bir oyuncuymuş ancak şu fiziksel haliyle sadece top atmaya çalışan bir ofansif ortasaha gibi oynuyor. Belhanda'dan daha hareketsiz ve driplingleri en fazla 5'er metrelik kısa metrajlı. Sebebi muhtemelen yaz kampı geçirmemesi.

Bu milli ara onun için de iyi oldu. Umarım 2. devreye toparlamış olur çünkü Gomis'in arkasına skor üreten 2. bir forvet elzem. Neyse Trabzonspor maçında bu oyuncuların olmaması Galatasaray'ı kendi sahasında zincirledi. Tudor da bu maç cezalı Feghouli yerine daha önde pres yaptırabileceği Eren'i oynattı. Bir de Tolga merkeze geçince, Belhanda da dönünce o 6. haftadan beri pek göremediğimiz hücumda kalabalık olma ve daha sağlam basma pozisyonlarını görebildik. Zaten maça hızlı başlayınca 7. dakikada gol de geldi ama golden sonra da Gomis - Eren ikilisinin pek uygun olmadığını gördük. Çünkü baskıyla beraber golü hemen bulunca Galatasaraylı oyuncular ne yapacağını bilemedi. Skoru alınca topu ve oyunu kontrol etmen beklenir ama bunu yapabilecek oyuncular sahada yok. İki santrforun da o tip özelliklere sahip değil. Solda Garry de değil. Tolga da box to box koşturan bir oyuncu. Geriye Fernando - Mariano ve Belhanda kalıyor. Üç oyuncu ile de topu domine edemezsin. Orada Eren yerine Sinan olsa zaman zaman kenarlara açılır, gizli forvet rolü oynayabilirdi...

Fakat Sinan da zaten Tudor'un istediği hücum presi yapmıyor ve çok istikrarsız, güvenmesi zor bir oyuncu. Eren de aslen çok iyi bir presçi olmadığı için 1-0'dan sonra alışkanlıklarına döndü ve Gençlerbirliği gibi ligin pas isabet oranı en kötü takımına karşı top hakimiyete alınamadı. Yani Gençlerbirliği teknik olarak o kadar zayıf bir takım ki zaten topu verseniz de çeviremiyor. Topu Galatasaray'a vermeye niyetliydiler ama Galatasaray da oyunu alamadı ve 43'e kadar dengesiz bir maç oynandı. Maicon'un golü ise işi bitirdi. Sonuçta Gençlerbirliği'nin top oynamaktan başka sıkıntıları, Galatasaray'ın da oyun kurmaktan başka becerileri de var. Galatasaray oyun kuramadığı bir maçı bile çok iyi duran top üstünlüğü sayesinde koparabiliyor ve bugün de öyle oldu. Sonrasında devre arasında bence Tudor yine Eren'le konuştu ve ilk olarak hücum pres için sahada olduğunu hatırlattı. Eren yine ilk yarıya başladığı gibi 2. yarıya da hücum presle başlayınca Galatasaray 2. yarı başı da 3'ü buldu sonra da Gençlerbirliği zaten havlu attı.

Maçtan sonra Eren yaptığı açıklamada "İki santrfor oynama nedenimiz hücumda daha etkili pres yapabilmekti" diyerek Tudor'un ne düşündüğünü de doğrulamış oldu. Bu arada ilk yarıdaki oyun devam etse ve Maicon duran toptan maçı çeviremese bence Emrah Başsan oyuna girmeliydi. Hücum bölgesinde topla bir şeyler üretmede sorun çıkıyordu. Kulübede Sinan, Selçuk, Yasin ve Emrah dışında alternatif yok. Selçuk'u Eren yerine soksanız takımı geri çekme ihtimali hayli yüksek. Yaşlandıkça pozisyon olarak geri çekilmeyi alışkanlık haline getirdi ve bir pas istasyonu olduğu için haliyle takımın ağırlık merkezini de geri çekiyor. Sinan girse ne çıkacağı belli değil. Yasin girse merkezde oynamayı bilmediği için sistemi değiştirmek gerekirdi... Haliyle bence ancak Emrah Başsan o işi yapabilirdi. Bu da Galatasaray'ın kulübesinin aslında bayağı eksik olduğunun göstergesi. Maç öncesi 3 tane değişiklik notu almışım.
1- Eren - Gomis uymazsa 30 gibi Sinan girebilir.
2- Sola iyi pres yapıp top çıkartmazlarsa, Denayer - Latovlevici değişebilir.
3- Skor alınır Gençler etkili olursa Eren - Selçuk değişebilir.
Üçüncüye gerek yoktu çünkü Gençlerbirliği çok güçsüzdü o yüzden maç içinde Maicon o golü atmasa Emrah mantıklı gelmişti. Maçla ilgili söylenecek çok şey yok. Bireysel performanslara değinirsek Belhanda ligin duran topta en iyi orta kesen oyuncusu. Selçuk oyuna girince kornerleri atmaya başlıyor. Bu saçmalığı yapmamalılar çünkü Belhanda mükemmel duran top kesen bir adam. Süper Lig'de isabetli korner sıralaması şöyle; Belhanda 28, Quaresma 23, Deniz Türüç 18, Valbuena 17, Josue 13. Bir de korner gibi kenardan atılmış duran toplar var onların istatistiği tutulmuyor ama Belhanda onlarda da çok başarılı. Bu başarı tabelaya da yansıyor ve Galatasaray bu maçtaki gibi oyun olarak istediğini yapamadığı maçları böyle de alabiliyor. Geçen yıl Chedjou için bir istatistik çıkarmıştım.

5 büyük ligde en golcü dediğimiz stoperler ortalama 10-12 maçta bir skora katkı yapıyor. Terry'ler, Cahill'ler falan ortalamaları bu. Bu tip golcü stoperler Türkiye'de hiç değer verilmemesine rağmen çok ama çok büyük bir öneme sahip. Bazen görüyorum işte "X bekin hücumu çok iyi ama savunması kötü, onun asıl işi savunma veya X stoper iyi oyun kuruyor ama asıl işi stoper" bunlar 80-90'lar futbolundan kalma, geri kafalılara uygun yorumlar. Futbol artık her pozisyonuyla çok kötü. Hücumu kötü savunması mükemmel beki at çöpe gitsin. Onu büyük takımlarda en fazla stoper oynatırlar çünkü hücumu iyi olmayan bek büyük takımda ancak 80'li yıllarda olur. Neyse Chedjou da bu oyun kurma ve skor işini çok iyi yapıyordu ama Maicon şimdiye kadar lig tarihinde bir stoperde görülmemiş oranda skor üretiyor. Tabi bu absürt bir istatistik, ileride değişir ama ligi 5+ golle bitirmesi bile büyük bir katkı demek...Geçen yıl bunu anlatırken şöyle diyorum. "Evet, Chedjou'nun savunması kötü ama diğerlerinin iyi mi? Semih'ler, Hakan'lar var. Onlardansa Chedjou oynasın"

Bir stoperin gol katkısı, normal bir golden daha faydalı çünkü stoperler duran topta 4-0 yapan golü atmaz. Stoperler kilit kıran golü, puan getiren golü atar. İngilizler bu golleri ayırıp, puan getiren gol istatistiği tutmayı çok sever çünkü kilit kıran gol, sıradan gole benzemez. Bu maç zor giderken, birden çok kolaya döndüyse kilit kıran Maicon golü sayesinde. Stoperler neden kilit kıran golleri atar? Cevabı basit. Maç 3-0, 4-0 olmuşsa zaten stoper ileri kornere çıkmaz. Çıksa da laylaylom çıkar ve gol ihtimali düşük olur. Stoperler gol atıyorsa dikkat edin büyük oranda ya beraberliği getirir, ya rahatlatan golü getirir, ya galibiyeti getirir. Maicon'un gollerine bakalım. Osmanlı maçı 0-0 giderken atıyor kilidi kırıyor. Karabük maçı 2-0 yapıp rahatlatıyor. Fazla rahatlıktan 2-2 yapıyorlar ve 3-2 yine puan getiren golü atıyor. Bu maç da yine rahatlatan golü attı. Bu tip atılacak 5 gol aşağı yukarı 5 eksta puan anlamına geliyor ve o +5 puan da şampiyonluk getirir. Fenerbahçe bu tip stoperlerin bu tip golleriyle şampiyonluklar aldı.

Luciano ve Lugano tam Maicon gibi stoperlerdi ve Maicon transfer edildiğinde 'tam bir Fenerbahçe stoper transferi' diye yazmıştım. Maicon tabi şuan 11 maçta 4 gol gibi 5 büyük ligde ve Süper Lig'de hiç benzeri olmayan bir dönem yaşıyor, biraz ekstra bir durum... Hem isabetli uzun pas, hem bu gol katkısı çok değerli. Yoksa öyle ahım şahım bir stoper değil. Maalesef ağır bir oyuncu ama zaten ağır olmasaydı Porto'dan Brezilya'ya değil 5 büyük ligden birine geçerdi. 5 büyük lig dışındaki ligler içinse şahane bir stoper. Tabi Belhanda'nın ortalarını isabetli hale getiren, Maicon'un da gol sayısını yükselten bu iki oyuncunun uyumu. Bazen iyi kafacı bulursunuz iyi top atan bulamazsınız veya tam tersi. Mesela geçen sezon Sneijder de çok iyi top atıyordu ama böyle kafaya çıkacak adam yoktu. Sneijder'in geçen sezon ölüsü 15 asist yaptı demiştik. Belhanda da hücumda beklentilerin çok altında haliyle 5 asist yaptı ve asist krallığında zirvede... Aralarındaki fark ise savunmada çıkıyor. Belhanda dün 10 ikili mücadele kazanma ile maçın en çok ikili mücadele kazananı oldu!

Son olarak maçla ilgili olumsuz iki not. Serdar artık o sarı kartı görmeyip, Başakşehir maçında cezalı duruma düşmemeyi öğrenmeli, tecrübelenmeli. Böyle aptalca kart görülmez. O refleks değil. O tip pozisyonlarda kollar arkada bağlanır. Bunun adı fundamental. Altyapıda öğretilir ve şanssızlığı da bu dersi görmemiş olması. 2. not ise Koray'ın yenen goldeki hali. Genç ve forma isteyen yedek bir stoper olarak o kadar kolay kafa vurdurulmaz. Git agresifliğinden penaltı yap, formayı istiyor çocuk denir hatan mazur görülür ama kafa topuna bu kadar yumuşak çıkmaz, formayı isteyen bir adam. Gençlerbirliği'nin oyuncusu daha uzundur ve vuramayabilirsin ama hiç değilse bozarsın... Koray; Serdar'ın tam zıttı olarak iyi fundamentali olan ama Serdar'da olan stoper karakteri ve konsantrasyonunu barındırmayan bir oyuncu. Serdar canını dişine takıp 90 dakika konsantre oynar. Sakatlık sorunlarını atlatır ve fiziğini geliştirirse Bülent Korkmaz gibi bir bayrak stoper olabilir çünkü pozisyon bilgisi hiç fena değil ama Koray böyle giderse olmaz.

Tam 3 yıldır sürekli oynayacağı bir takıma gidip tecrübelenip gelişim sağlamaktansa yedekte oturuyor. Devre arasında devamlı oynayacağı bir takıma gitmek zorunda artık. Başakşehir maçında Serdar yok... O yüzden 3'lü pek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla ilk 6 haftadaki oyuncularla 4-3-2-1'e dönmek gerek sanki... Sağdan sola Ndiaye - Fernando - Tolga önlerinde Garry - Belhanda ve ileride de Gomis. Serdar o kartı görmeseydi Başakşehir maçında 3'lü oynamak Galatasaray için daha mantıklıydı...